Külüstür – Joy Cowley

Yeni Zelanda çocuk edebiyatının sevilen yazarı Joy Cowley’den, sadece çocuklar için değil; gençler, anne babalar ve eğitimciler için de etkileyici bir roman. Cowley, bu kitapta modern yaşama alışmış iki kardeşin, ıssız doğada geçirdikleri bir yaz tatiline ortak ediyor bizleri. Günümüz çocuklarının her geçen gün uzaklaştığı doğal yaşam ve aile bağları gibi pek çok önemli konuyu

okumak için tıklayınız

Kültür – Terry Eagleton

Terry Eagleton, sömürgecilikten ve onun neredeyse ideolojik kılıfı olarak ortaya çıkan antropolojiden sanayi Avrupa’sına, Alman Romantiklerinden Britanya işçi sınıfına, İrlandalı devrimcilerden kültür endüstrisine, Jakobenlerden 11 Eylül’e ve neoliberal üniversitenin postmodern kültür kuramcılarına uzanan geniş bir yelpazede, modernliğin başlangıcından günümüze uzanan dönemde, kültürün serüvenini kapsamlı bir yaklaşımla ele alıyor. Eagleton’a göre postmodern kültürel farklılık, çeşitlilik ve

okumak için tıklayınız

Pauline – Alexandre Dumas

Romanda giriş niteliğindeki “1834 yılının sonlarına doğru” sözleriyle bir âna yerleştirilmiş üç anlatı art arda sıralanır. Kendini yazar ve anlatıcı olarak tanıtan Alexandre Dumas çerçeve anlatıyı yürütür ve doğrudan okura hitap ederek onunla bir sohbet başlatır… 1834 yılının sonlarına doğru bir Cumartesi akşamı Grisier’nin eskrim odasının bitişiğindeki küçük salonda toplanmıştık; kapı açılıp içeri Alfred de

okumak için tıklayınız

Teşkilat’ın tetikçisi: Yakup Cemil – Ayşe Hür

Yakup Cemil iktidarın işine geldiği sürece ‘kahraman’, işine gelmediğinde ‘hain’ ilan edilen yüzlerce tetikçiden biriydi. Sadece en gözü karası, (Talat Paşa’nın deyimiyle ‘mecnun’ yani ‘deli’si), en gaddarıydı. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök’ün geçtiğimiz hafta başlattığı ‘medyadaki Yakup Cemil’ler’ tartışması bu haftaki yazımın ilham kaynağı oldu. Bugün pek çok ‘vatansever tetikçi’nin rol modeli olan Yakup Cemil, İstanbullu

okumak için tıklayınız

Bir örgüt: İTC… Bir gazeteci: Ahmed Samim… Bir tetikçi: Çerkes Ahmed… – Ayşe Hür

1906’da Selanik’te Talât, Cemal, Rahmi, Mithad Şükrü, İsmail Canpolat beyler gibi radikal unsurlar Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adı altında örgütlendiler. 27 Eylül 1907’de bu ‘radikal’ örgütle Paris’teki ‘entelektüel’ örgüt Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adı altında birleşti. Daha sonra kısaca İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) olarak tanınacak olan örgüt, birleşmeden sonra entelektüel niteliğini kaybederek komitacılığa evrildi.

okumak için tıklayınız

Rusya ders kitaplarında Osmanlı/Türk bilgisi – Ayşe Hür

Bir toplumun diğer bir toplum konusundaki algısı pek çok şekilde inşa edilir. Aklıma ilk gelen kaynaklar, edebiyat, folklör, sinema, medya, siyasilerin açıklamaları, doğrudan gözlemler ve elbette okullardaki tarih eğitimi… İlk sırada saydığım kaynakları incelemek çok daha ilginç olabilirdi ama ortaya çok uzun bir yazı çıkardı. Ben, daha kolay olanın, ders kitaplarındaki anlatımların peşine düştüm. Dün

okumak için tıklayınız

Üstün ama düşman Batı – Ayşe Hür

Türk milli kimliği, Batı’yı ulaşılması gereken, kıskançlıkla izlenen bir model olarak görürken, onu bir türlü aşamayacağını bilmenin getirdiği bir rahatsızlık duygusuyla oluşmaya başladı. Osmanlı geçmişinin reddedilmesiyle açılışı yapılan Cumhuriyet döneminde ülkenin kültürel ve politik örgütlenmesini yürüten ‘eski İttihatçı, yeni Kemalist’ asker ve sivil kadrolar Osmanlı İmparatorluğu’nun okullarında aldıkları ‘pozitivist’ eğitim dolayısıyla modernleşme ve Batılılaşma yanlısıydı.

okumak için tıklayınız

‘Korkunç’ İvan ve ‘Muhteşem’ Süleyman’dan bugüne – Ayşe Hür

Osmanlıların 1711’de Prut’da elde ettiği avantaj, resmi tarihçilerimize göre ‘Baltacı Mehmed Paşa’nın Çariçe I. Katerina’ya zaafı yüzünden’ (!) kaybedildi, ardından yenilgiler çorap söküğü gibi geldi. Suriye konusunda sürekli ‘önümüzü kestiği için’ kızgın olduğumuz (!) Ruslar, 10. yüzyılın sonlarında Hıristiyanlığı kabul etmiş bir Slav boyu. Ruslar ilk siyasi örgütlenmelerini ‘knezlik’ (prenslik) şeklinde yapmışlardı. 10. yüzyılda Kiev

okumak için tıklayınız

Özerklik açıklaması yapmak suç mudur? – Ayşe Hür

Dünya pratiği gösteriyor ki, demokratikleşme, gerek ulus-devletlerin içindeki tansiyonu düşürdüğü için, gerekse uluslararası sistemin ayrılıkçı taleplere desteğini engellediği için ulus-devletlerin bütünlüğünün en büyük garantisi Geçtiğimiz haftalarda HDP’li bazı belediye başkanlarının özerklik açıklamalarıyla birlikte ‘ulusların/halkların kendi kaderlerini/geleceklerini tayin hakkı’ (kısaca KKTH) diye Türkçeleştirilmiş bir uluslararası hukuk kavramı olan ‘self-determinasyon’ kavramı çok sık telaffuz edilir oldu. İlk

okumak için tıklayınız

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler – Ayşe Hür

Günümüzün ulus-devlet sistemi, Avrupa’yı asırlarca esir alan din ve mezhep savaşlarına son veren 1648 Westphalia (Vestfalya) Antlaşması’yla başlayan çok uzun bir sürecin ürünü. ‘Self determinasyon hakkı’ ya da Türkçeye geçtiği şekliyle ulusların ‘kendi kaderini tayin hakkı’ (bundan böyle kısaca KKTH diyeceğim) ilk kez, o güne dek Britanya Krallığı’na bağlı olan 13 koloninin duruşunu özetleyen 1776

okumak için tıklayınız

1919 Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürtler – Ayşe Hür

“Erzurum, Sivas kongrelerinde ve TBMM’de Kürtler vardı, dolayısıyla Kürtler uluslararası sözleşmelerde dile getirilen kendi kaderini tayin hakkını Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşama yönünde kullandılar” demek mümkün mü? Geçen hafta 1919-1920 Sevr sürecinde, çeşitli Kürt çevrelerinin izlediği siyasaları anlatmıştım. Bu yazıda eksik kalan parçayı da şimdi tamamlıyorum. Bu parça, bugün Türk milliyetçilerinin, ‘Kürtler Erzurum ve Sivas kongrelerine ve

okumak için tıklayınız

Bediüzzaman efsanesi, Said-i Nursi gerçeği – Ayşe Hür

Emrah Cilasun, Mücahit Bilici’nin Said Nursi ile ilgili yazısına bir mektup yazarak yanıt verdi. Emrah Cilasun’un değinmediği konuları ‘Ayşe Hür’ün notu’ ibaresiyle Cilasun’un metnine ekledim. İşte Said-i Nursi gerçeği… Mücahit Bilici, 6 Ocak 2016 tarihli Yeni Yüzyıl’da “Said Nursi’ye Hitler çamuru bulaştırmak”  başlıklı  yazısında, geçen haftaki “İslamcıların  ve  sağ  muhafazakârların  Hitler  sevdası” yazımda, Said Nursi,

okumak için tıklayınız

1919-1920 Sevr sürecinde Kürtler – Ayşe Hür

Aradan 95 yıl geçtiği halde, Türkiye’de sağcısından solcusuna, milliyetçisinden İslamcısına pek çok kesimin hala ‘Sevr masada’ demesi tarihin tekrar edeceğine dair kadim inanışla açıklanabilir Son günlerde “Sykes-Picot ve Lozan çöktü, Sevr yeniden masada” türü başlıklar etrafında ateşli tartışmalar dönüyor çeşitli mecralarda. Sykes-Picot Antlaşması hakkında Radikal’de (okumak için tıklayın) kısa adıyla Sevr, uzun adıyla Sevr Barış

okumak için tıklayınız

Meğerse Suriye’de Türkmenler yaşarmış! – Ayşe Hür

Hatay’da durdurulan TIR etrafında dönenler, hem Türkiye’yi bir demokratik hukuk devletine hem de Ortadoğu’da barışı inşa eden bir ülkeye dönüştürme görevinin durduğunu gösteriyor. Hatay’da Suriye’ye yasadışı yollarla silah ve mühimmat taşıdığı yolundaki ihbar üzerine durdurulan fakat ancak korsan devletlerde yaşanacak türden bir hukuk ihlali ile devletin savcıları tarafından aranması yine devletin valisi tarafından engellenen TIR’ın,

okumak için tıklayınız

Musul’u neden ve kaça sattık? – Ayşe Hür

Mustafa Kemal, başından beri Musul’un Misak-ı Milli sınırları içinde olmadığının farkındaydı. Ancak Kürtleri Milli Mücadele’ye katılmaya razı etmek için Musul’u kurtarma hedefini canlı tutmak gerektiğini biliyordu. Sonunda İngilizler’le 500 bin Pound’a anlaşıldı. Ne zaman Ortadoğu’da karışıklık çıksa, Türkiye’de birileri fırsattan istifade ederek Misak-ı Milli sınırları içinde olduğu halde, uluslararası komplolarla yitirildiğine inanılan Musul’u geri almak

okumak için tıklayınız

1916 Sykes-Picot Anlaşması ‘suçlu’ mu, ‘günah keçisi’ mi? Ayşe Hür

Ortadoğu tarihini 1916’dan başlatmak (veya tarihi 1916’da dondurmak), Ortadoğu’yu Batılıların kuklası gibi tarif etmek, Ortadoğu’daki tüm çatışmaların etnik, dinsel, dilsel, aşiretsel gruplar arasında olduğunu iddia etmek tipik şarkiyatçı yaklaşımlardır Son aylarda sık sık Ortadoğu’nun içinde bulunduğu durumun bölgedeki devletlerin sınırlarını otel odalarında, cetvelle çizen Büyük Devletler’in ve onların temsilcilerinin hazırladığı 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması’nın sonucu

okumak için tıklayınız

Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay’ın ilhakı – Ayşe Hür

Suriye-Türkiye gerilimi ilk değil. Hatay’ın, 1939’da Türkiye’ye katılması iki ülkenin arasını uzun süre açmıştı. Geçen hafta, Osmanlı İmparatorluğu döneminde milliyetçi hezeyanlarla girilen ancak sonunda büyük kayıplarla biten savaşlara değinmiştim. Cumhuriyet döneminde Kore’ye asker göndermeyi ve Kıbrıs çıkartmasını saymazsak, ciddi bir savaşa girilmediği ve toprak kaybedilmediği gibi siyasi, askeri ve diplomatik manevralarla Hatay, resmi tarih terminolojisi

okumak için tıklayınız

İsrail’in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi – Ayşe Hür

İsrail’in Gazze’den yıl boyu atılan füzelere tepki olarak başlattığı Bulut Sütunu operasyonu neyse ki ateşkesle bitti… İsrail’in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi İsrail’in Gazze’den yıl boyu atılan füzelere tepki olarak başlattığı Bulut Sütunu operasyonu neyse ki ateşkesle bitti. Bu gerilim sırasında sosyal medyada İsrail-Filistin sorunu üzerine öyle şeyler duydum ki, bu haftaki yazımı, başlıktaki konuya

okumak için tıklayınız

Dağınık Zihin / Yüksek Teknoloji Dünyasında Kadim Beyinler – Adam Gazzaley, Larry D. Rosen

“Beynimiz inanılmaz bilgi işleme sistemlerine ve insanlığın tanıdığı en karmaşık yapıya sahiptir. Fakat yine de eve dönerken süt almayı unutuyoruz. Peki bu nasıl olabiliyor?” Adam Gazzaley ve Larry Rosen bu basit sorudan yola çıkarak, günümüzde hemen hepimizin muzdarip olduğu zihin dağınıklığı sorununu bir sinirbilimcinin ve bir psikoloğun bakış açısından ele alıyor. Yazarlar kitabın ilk kısmında

okumak için tıklayınız