Ben ve Savunma Mekanizmaları – Anna Freud

Ben ve Savunma Mekanizmaları’nı Anna Freud 1936 yılında babasının 80’inci doğum gününe armağan olarak yayımladı. Yazıldığı yıldan beri güncelliğini yitirmeyen kitap, bugün hâlâ gerek çocuk gerekse erişkin psikanalizini öğrenenler için en etkileyici ve yararlı eserlerden biri olma özelliğini koruyor. Psikanalizin dört okulu –dürtü kuramı, ben psikolojisi, nesne ilişkileri kuramı ve kendilik psikolojisi– içinde Anna Freud’un

okumak için tıklayınız

Bellek Metaforları / Zihinle İlgili Fikirlerin Tarihi – Douwe Draaisma

Hollanda’da ve çevrildiği ülkelerde büyük bir ilgiyle karşılanan Bellek Metaforları’nın temel sorusu şu: Bellek nedir? Bellek doğrudan tanımlanması çok güç bir yeti olduğundan felsefeciler ve psikologlar çağlar boyunca belleği anlamak için çeşitli metaforlara başvurmuşlar. Douwee Draaisma bu güzel kitabında okuru antikçağdan günümüze tarihsel bir yolculuğa çıkararak bu metaforları tanıtıyor. Mum tabletlerden kitaplara, fotoğraftan bilgisayarlara, hatta

okumak için tıklayınız

Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm – Otto Kernberg

Günümüz psikiyatri ve psikanalizinin en önemli iki sorunu sınır durumlar ve patolojik narsisizmdir. Kernberg terapisi oldukça güç olan bu durumlara yaklaşımda yeni, özgün kuramsal ve pratik ilkeler geliştirmiştir. Özellikle nesne ilişkileri ve ben psikolojisine dayanan kuramsal yaklaşımında Kernberg bu durumlardaki aldırganlığa yoğunlaşmıştır. Kernberg’in oldukça sade ve doktorca bir üslubu vardır. Bununla beraber eseri Amerika’da psikiyatri

okumak için tıklayınız

Bitkilerin Bildikleri / Dünyaya Bitkilerin Gözünden Bakmak – Daniel Chamovitz

Betonun giderek yeşili yuttuğu günümüzde bile her daim bitkilerle iç içeyiz: Evlerimizi, balkonlarımızı onlarla süslüyor, sokaklarda yanlarından geçiyor, parklarda onları seyre dalıyoruz. Peki ama bitkilerin nasıl bir dünyası olduğunu hiç düşünüyor muyuz? Bu kitapta biyolog Daniel Chamovitz bitkilerin dünyayı nasıl deneyimlediklerini inceliyor. Charles Darwin ve çağdaşlarından günümüz biliminsanlarına kadar birçok yaratıcı zihnin tasarladığı deneyler ışığında,

okumak için tıklayınız

Liberalizmden Sonra – Immanuel Wallerstein

Yirminci yüzyılın son on yılı, “Komünizmin çöküşü ve Liberalizmin zafer yılları” diye mi anılacak ileride? Immanuel Wallerstein, 1990’larda çökenin Liberalizmin ta kendisi olduğunu iddia ediyor. Fransız Devrimi’nden bu yana soldan sağa “Sosyalizm, Liberalizm, Muhafazakârlık” diye sıralanan üçlü ideolojik sistemin, aslında dünya çapında hâkim ve merkez ideoloji olan Liberalizmin üç görüntüsü olduğunu, bu sistemin “sol” kanadının

okumak için tıklayınız

Bizim Çocuklar Yapamadı / Bir 12 Eylül Hesaplaşması 3 – Ertuğrul Mavioğlu

Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, 12 Eylül’le hesaplaştığı üçüncü kitabı “Bizim Çocuklar Yapamadı”da, 12 Eylül darbesinin toplumu nasıl yalnızlaştırdığının, dayanışma kültürünü kurmaya çalışan emekçilerin nasıl bastırıldığının, “dışarıdakilerin” öyküsünü anlatıyor. Mavioğlu’yla kitabı, 12 Eylül’ün karakteri ve darbeyle hesaplaşmanın yolları üzerine konuştuk. Hesaplaşma dizisinin ilk kitabı “Asılmayıp Beslenenler” 12 Eylül cezaevlerinden F tipi cezaevlerine, ikinci kitap “Apoletli Adalet” darbe

okumak için tıklayınız

Kara Arşiv (12 Eylül Cezaevleri) – Ali Yılmaz

12 Eylül 1980 darbesini takip eden yıllarda binlerce insan tutuklanarak, başta Mamak, Metris ve Diyarbakır olmak üzere tüm Türkiye’de bu amaçla yeniden düzenlenen cezaevlerine kapatıldı. Kapatılan insanlar hapsedilerek cezalandırılmakla kalmadılar; düşüncelerinden, inançlarından vazgeçmeleri için ağır işkencelere maruz bırakıldılar, öldürüldüler, sakatlandılar ve teşhir edilerek günah keçileri haline sokuldular. İçeridekilere yapılanlar, dışarıdakileri kontrol etmek için son derece

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Kazı, kazan! ne, peki? 12 Eylül demek. Tüketim toplumuna öykünme demek, lümpen devlet anlayışı demek.

Kazı, kazan! Kazı, kazan! Baraka! Baraka! — O, neden o? — “Kaz, kazan!”da ses kakışımı var. Yani kakafoni, ya da tenafür. Ses tiksintisi de diyebiliriz. “Baraka” sözcüğü daha iyi anlatıyor “Kazı, kazanı. Tanrı’nın lutfu demek, şans demek, beklenmedik mutlu şey demek “baraka”. Petrol bunalımından sonra bütün Batı dillerine girdi bu sözcük. 12 Eylül’den sonra ülkemizde

okumak için tıklayınız

Dersim’i Parantezden Çıkarmak (Dersim Sempozyumunun Ardından) – Şükrü Aslan

Dersim, son yıllarda Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli yüzleşmelerinden birine konu oldu. Dersim adı, 1938 kıyımından sonra vilayete konan Tunceli adının arkasına parantez içinde yazılmaya başladı, şimdi artık “öz” ad olarak biliniyor. Birçok edebi anlatı, sözlü tarih çalışması, inceleme, belgesel ve müzik çalışması, Dersim’in hakikatiyle yüzleşmeye katkıda bulundu. 2010’da yapılan 1. Uluslararası Tunceli (Dersim) Sempozyumu,

okumak için tıklayınız

Bir Osmanlı kimliği: Rûmîlik – Ayşe Hür

Bir süredir ‘Türk’, ‘Türklük’ ve ‘Türkiye’ gibi terimlerin tarihçesini anlatıyorum. Bu haftaki yazım bu sözcüklerin ‘milliyetçilik çağı’ öncesine ilişkin. Böylece, geç de olsa “Türkler Mu’dan mı, Ergenekon’dan mı?” (11 Mayıs 2008, Taraf) başlıklı yazımda verdiğim bir sözü, akademisyen tarihçi Salih Özbaran’ın “Osmanlı İmparatorluğu bir Rum imparatorluğu muydu?” diye özetlenebilecek ilginç tezinden bahsetme sözümü de yerine

okumak için tıklayınız

Sürekli Devrim’in Dural Düşmanları – Josef Hasek Kılçıksız

Kuramsal Çerçeve “İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.” der Platon. Özünde Troçkizm bürokrasiye, nomenklaturaya, Marxizmi boğan yönetim şekillerine bir karşı çıkış olarak kristalleşti. Bu bakımdan başlangıçta güçlü kuramsal bir çerçeveden yoksundu. 1924’li yıllardan sonra Troçkist yaklaşım kendini sosyalizmin Stalinist anlayışına bir itiraz olarak konumlandırdı. Parti içinde Nomenklatura denilen bürokratik oligarşiye

okumak için tıklayınız

Hatayı Kendinde Arayan İyi Yürekliler – Fırat Devecioğlu

Neredeyse her gün, hayal kırıklığı yaşayan, iyi yürekli birinin üzüntüsüne şahit oluruz. Belki de bugün, önemsenmeyen inceliklerimiz yüzünden kırılan kalp bize aittir. Gördüğümüz en hüzünlü bakış, yaşadığı kötülükleri anlamaya çalışan ve her defasında kendini suçlayan iyi yürekli insanların gözlerindedir. Kimseye zararı olmayan ve kendine has naif üzüntüleriyle dolu iyi insanları gün içinde göremiyorsanız, durduğum yerden,

okumak için tıklayınız

Dava’daki Episteme ve Kötücül Hüküm – Josef Kılçıksız

“Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?” Yuval Noah Harari “Nerede yargıç? Nerede yüksek mahkeme? Konuşacaklarım var! El kaldırıyorum işte!” diye bağırıyordu Josef K. Yazarın düş gücünden fırlamış gibi duran, dengesiz, saplantılı, yalnız ve yabancı, sesi içerden kilitli birinin varolmaktan yüklendiği ontolojik suçluluk duygusunun zehirini dışarıya akıtan çığlıklardı bunlar.

okumak için tıklayınız

Kuzey İskenderun Körfezi ve Bahtiyar Baba – Müslüm Kabadayı

Gezi, coğrafi ve halkbilimi bakımından gezginin ufkunu açtığı kadar, toplumların nitelikleri açısından da gezgini insan manzaralarıyla donatır.  Gezilerim sırasında tanıştığım onlarca kişiden yaşamı, öyküleri, yetenekleri ve kazanımları bakımından ilgimi çekenleri okurla tanıştırmayı, meraklılarıyla buluşturmayı hep önemsedim. 27 Ağustos’ta Ceyhan’a bağlı İncirli köyündeyiz, eşim Sevda ve kızımız Evin’le. Burası, İskenderun Körfezi’nin kuzeyinde BOTAŞ tesislerinin bitişiğinde bir

okumak için tıklayınız

Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri – Nazım Hikmet

BİR PROVOKATÖR ÜSTÜNDE HİCİV DENEMELERİ “Sen ölmedin, seni öldürdüler zavallı kadın.” T.F. Sen çıkmadın çıkardılar karşıma seni! Kıllı, kara elleriyle tutup enseni gövdeni yerden bir karış kaldırdılar, sonra birdenbire bırakıp yere seni pantolonumun paçasına saldırdılar. Bir düşün oğlum, bir düşün ey yetimi Safa bir düşün ki, son defa anlıyabilesin : Sen bu kavgada bir nokta

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet – Peyami Safa kavgası

Peyami Safa’nın Nazım Hikmet’in bir şiirini yayınlayıp, ardından da işinden olmasıyla başlar dostlukları. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu bu dostluk sayesinde yazılmıştır. Edebiyatın köşe başını tutmuş olanlara birlikte savaş açarlar. Sonrası, Nazım cephesinde “Sen bu kavgada / bir nokta bile değil / bir küçük, eğri virgül / bir zavallı vesilesin!..” Safa cephesinde ise “Bre kaltaban / bre

okumak için tıklayınız

Gogol’le Dostluğumuz ve Mektuplaşmamız (1832-1852) – Sergey Timofeyeviç Aksakov

Edebiyat eleştirileri, çevirileri ve doğa tasvirleriyle 19. yüzyıl Rus kültür hayatının önde gelen figürlerinden biri olan Sergey Aksakov’un Gogol’le yirmi yıllık dostluğunu anlattığı bu kitapta edebiyat tarihinde kalıcı izler bırakmış iki büyük yazarın sevinçleri ve üzüntüleri, ümitleri ve hayalkırıklıklarını okurken büyük yazar Nikolay Gogol’ün hem edebiyat ve hayatla ilgili görüşlerine hem de ruhsal dünyasına derinlemesine

okumak için tıklayınız