Pêşmerge – Rehîmê Qazî

(*) Rehîmê Qazî, İran Kürtlerindendi ve 1925 yılında doğdu. O da birçok Kürt yazarı gibi siyasi faaliyetler içine girmek zorunda kaldı. İkinci Dünya Savaşı?nın hemen bitiminde İran?da kısa süreli de olsa kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti?nin temsilcileri tarafından altmış-yetmiş kişiyle birlikte öğrenim görmesi için Bakü?ye gönderildi. Bakü?de Kirov Üniversitesi?nin tarih bölümünde okudu ve tezini ?Kürt Özgürlük Hareketleri ve Qazî Mihemed? üzerine yazdı (Qazî Mihemed, Mahabad?da kurulan cumhuriyetin lideriydi). Bir süre Kirov Üniversitesi?nde tarih dersleri verdi. Kürtçenin ilk romanlarından olan Pêşmerge?yi 1958 yılında Kürtçenin Sorani lehçesiyle yazdı. Ancak roman 1959 yılında Erivan?da yayımlanabildi. Roman 1961?de Bağdat?ta, 1963?te Bakü?de, 1997 yılında İsveç?te (Nûdem Yayınları), 2007?de de Türkiye?de (Lîs Yayınları) yayımlandı. Elimizdeki basım ise Soraniceden Kurmanci lehçesine çevrilmiş metindir. Rehîmê Qazî 1991 yılında Bakü?de öldü.
Pêşmerge, Türkçede önde giden, rehber demektir. Rehîmê Qazî bu romanında çarpıcı betimlemeler ve durumlarla Kürtlerin 1940?lı yıllarda yaşadığı zorlukları ve direniş hareketine katılma süreçlerini, nedenlerini gözler önüne serer. Pêşmerge, dönemi ele alması bakımından bir belgesel-tarihsel roman olarak da değerlendirilebilir. Ancak Qazî?nin burada yaptığı ve romanı başarılı kılan başka bir durum söz konusudur. O da bir yandan savaş ve direniş güçleri adım adım yaklaşırken bakış açısını savaşın dışında kalanlara odaklamasıdır. Kanımca bu romanın en başarılı noktasıdır. Bunu da önce Mamend ve köyün ağası üzerinden, daha sonra da Pîrût, Mîrût ve Şêrko üzerinden anlatır.

Ağaya isyan…
Roman son derece güzel doğa betimlemeleriyle açılır. Doğanın güzelliğini esirgemediği, ancak pek de şefkatli davranmadığı bu köyde Mamend isminde bir köylü, yoksulluk içinde yaşamaktadır. Kendisinin, karısı ve çocuklarının bütün emeği ağaya gitmektedir. Doğa zalimleştikçe Mamend yoksullaşır, bir kuru ekmeğe muhtaç kalır. Diğer yandan rejimle iyi ilişkiler içinde olan ağa ise son derece rahat, eğlenceli ve lüks bir hayat yaşamaktadır. Ağanın kapısına varan Mamend?i ağa kovar. Mamend çocuklarına ekmek götürmek için yola çıksa da yoğun yağmur ve soğuktan dolayı bir mağaraya sığınmak zorunda kalır. Romanın sonunda görürüz ki o mağarada, soğuktan ölmüştür. Ava çıkan ağa ve adamları onun son nefesine şahit olurlar.
Diğer yandan Mamend?i mağarada bırakıp, oğlu Pîrût?a döner yazar. Pîrût?un nasıl çelenk bir delikanlı olduğundan dem vurur. Aile yoksuldur ve Pîrût?un evlenme çağı gelmiştir. Yazar böyle durumlarda evlenmenin iki yolu olduğunu söyler. Eğer evde kızkardeş varsa berdel hukuku uygulanır, yok eğer evde kız yoksa, karşı tarafın kızı kaçırılır. Pîrût?un bir kız kardeşi vardır (Bütün roman boyunca sadece bir kere ve sadece berdel hukuku için anılan bir kız kardeş). Pîrût?un başka bir köyden çokça beğendiği bir kız çıkar karşısına ve ona gönlünü verir. Kızın da Şêrko adında bir kardeşi vardır. O da Pîrût?un kardeşiyle evlenecektir. Pîrût, sevdiği kız olan Mîrût?la birlikte düğün hazırlıkları yaparken diğer köyün ağası, Mîrût?a abayı da gönlünü de yakar. Ancak ağa yazarın tanımlamasıyla oldukça çirkin, göbekli, yaşlı ve dört eşlidir. Elbette ki Mîrût bu durumu kabullenmez. Ağa da onu pusuya düşürmenin yollarını arar. Çeşitli entrikalar sonucunda onu ormanda bulur ve tecavüz eder. Mîrût bu acıya dayanamaz ve kendini öldürür. İşte bundan sonradır ki Pîrût?un düzene ve ağaya başkaldırısı söz konusu olur. Başkaldırmaktan ve intikam almaktan başka çaresi kalmamıştır. Şêrko ile birlikte ağayı tutsak alır ve Mîrût?un kendini öldürdüğü yere getirip orada asarlar onu. Sonrasında Şêrko ile birlikte direniş güçlerine katılırlar. İyi birer savaşçı olurlar.
Direniş güçleri güçlü adımlarla köye ve ağaya doğru yönelirler. Direnişin lideri ve daha sonra cumhuriyetin başı olacak olan Qazî Mihemed Kürtler arasında barışçıl bir siyaset izlemekte ve hemen hemen bütün Kürt aşiretlerini partinin çatısı altında toplamaktadır. Ancak rejim yanlısı olanlar da az değildir. O yüzden onları alt etmek için yollara düşmüş ve şehir şehir, köy köy ilerlemektedirler. Sonunda Pîrût?un köyüne vardıklarında ağanın ava gittiğini öğrenirler. Pîrût?un babası Mamend de ortalıkta görünmemektedir. Ağa ise isyan güçlerinin köye gelişini öğrenmiştir. Ağa, jandarma komutanıyla birlikte ava gitmiştir. Orada korku yüreklerini yoklar ve köye dönmemeye karar verirler. Yazar romanın sonunda sözü edilen kişilerin isyan güçlerine yakalanmamak için kadın elbisesi giyip Tahran?a yollandıklarını yazar.

Betimlemeler ve dengbêj kültürü
Pêşmerge romanı yer yer hamaset sınırlarını zorlasa da nihayetinde dönemi iyi anlatan bir romandır. Ancak eksiklikleri olan bir romandır. Son yıllarda karakter yaratma konusunda gelişmeler gösterse de Kürt romanında karakter yaratma sorunu her zaman olmuştur ve bu romanda da aynı sorun söz konusudur. Romanda karakterden söz edemeyiz. Şablon tipler olarak değerlendirebiliriz romandaki her bir kişiyi. Örneğin Pîrût saf iyi bir delikanlıdır. Güçlüdür, geniş omuzları, uzun boyu, kara kaş, kara gözleri olan, kaslı, ahlaklı ve alçakgönüllü birisidir. Diğer yandan onun karşısında duran ağaya yöneldiğimizde ise sözünü ettiğimiz özelliklerin tam tersini görürüz. Klasik bir ağa tanımlamasıdır bu. Şişman, patlak gözlü, kısa boylu, kalın dudaklı vb… özelliklere sahiptir. Pîrût?ın sevdiği kız olan Mîrût?un özellikleri ise ancak uzun bir paragrafta biter. Ancak bu tanımlamaları dengbêjlik kültürü açısından değerlendirdiğimizde yazarı daha iyi anlamış oluruz. Nitekim sözlü kültürlerde ve özellikle de dengbêjlerde her kişi doğanın çeşitli nitelikleriyle olumlu-olumsuz şekilde sıfatlandırılır. Çünkü sözlü kültürler kendilerini doğanın hakimi değil, birer parçası olarak görürler ve hikâyelerine de bunu yansıtırlar. Burada da aynı durum bütün roman boyunca söz konusudur. Yazar, dengbêjlerin dilsel hazinesinden olabildiğince yararlanmıştır.
Dengbêjlerden söz etmişken romanda ağanın yanında olan ve o istediği zaman stranlar söyleyen Heme Çewre?ye değinmek gerekir. Dengbêj, ağanın sponsorluğundadır ve ağa ne zaman isterse, o zaman sesi çıkar. Nitekim Antik Yunan ve Roma?daki Homerideslere benzer bir durum söz konusudur burada. Orada da krallar ve hakim güç her kim ise canı istediğinde Homeridesler, İlyada ve Odessa?sının herhangi bir bölümünü cemaate okurdu. Burada da aynı durum söz konusudur. Ağa istediğinde dengbêj konuşur, istemediğinde susar. Nihayetinde buradaki dengbêj, ağanın kadrolu sanatçısı gibi davranmaktadır.
Rehîmê Qazî bu romanında başta da söylediğim gibi sadece savaşı anlatmamıştır. Bu anlamda eksikliklerine rağmen başarılı bir romandır. Yazar bir yandan savaşın gelişini ve beklentiyi son derece iyi işlerken bir yandan da gelenekleri, feodal düzenin çarpıklıklarını, iktidar ilişkilerini, mülkiyet meselesini mercek altına alır. Bu roman her zaman kaybedenlerin ve her zaman kazananların yer değiştirebileceğini bize gösterir.
Bir önceki yazımda değerlendirdiğim İbrahim Ehmed?in Jana Gel romanını da Kurmanci lehçesine çeviren Ziya Avcı bu romanı da Kurmanci lehçesine kazandırmış. Son derece başarılı bir çeviri. Dil oldukça akıcı, sade ve anlaşılır. Ancak romanın künyesinde editör ve redaktör olarak geçen üç yazar olmasına rağmen romanın içinde irili ufaklı birçok tashih ve redaksiyon hatasının olması üzücü. Böylesine önemli eserleri Türkiye?de yayımlayan yayınevinin daha dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum.
(*) Abidin Parıltı ‘nın 04/12/2009 tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanan “Bir isyan romanı” adlı yazısı

Kitabın Künyesi
Pêşmerge
Rehîmê Qazî,
Kurmanci lehçesine çeviren: Ziya Avcı,
Nûdem Yayınları, 1997.
/Lîs Yayınları 2007, 116 sayfa

Pêşmerge – Rehîmê Qazî” üzerine bir yorum

  1. Rehîmê Qazî,pêşmerge romanında;kürtlerin sosyal yaşantısına fotoğrafik bir bakış açısıyla bakmaktadır.Ağaların bireyler üzerindeki etkilerini çarpıcı bir örnekle verir.Her şeyin sahibi olma hakkını kendinde bulan ağanın Pirut’ın sevdiğine kuytu ve kendine özel ayrılmış bir ormanlık alanında tecevüz eder.Mirut,bu durum karşısında kendini asar ve ölümün masumluğuna kendini teslim eder.Sosyal ahlakçılığın tüm çıplaklığıyla kendini gösterdiği o dönemin kürt toplumunda elbetteki Mirut,Pirut’un hayat arkadaşı olma hayallerini kaybedecek ve çaresiz bir şekilde yaşamına son verecektir.Rêhîmê Qazî,o dönemin kürt mücadelesine kendi halinde yaşayan insanların bakış açısından vermektedir.Romanda çokça deyim ve atasözü kullanması yazarın dile ne kadar hakim olduğunu gösterir.Roman,hakim otoritenin baskılarının bireyler üstünde ne kadar trajediler yarattığını ve gençlerin öfkesinin neye yol açtığını göstermektedir.

Yorum yapın

Daha fazla Kürt Edebiyatı
Mutlu aşkın tarihi yoktur! – Abidin Parıltı

(*) Kürtlerin büyük ulusal anlatısı Mem û Zîn?i (Mem ile Zin) yazmış olan Ehmedê Xanî?nin 1651 ya da 1652 yılında...

Kapat