Popüler Kültür İdeolojisinin Ardında Kaybolan İnsan – Erinç Büyükaşık

Bugünün dünyası dayatmacı ?tüketim kültürü?nün ve onun bireydeki imgelerinin tutsaklaştırdığı bir dönemi ifade etmektedir. Toplumun meta değeri taşıyan nesnelerle yeniden inşa edildiği, bedenin ve zihnin ?meta?laştığı bu dönem, ?pop ikonları?, ?tüketim nesneleri? ve ?reklam endüstrisi?yle şekillendirilmektedir. Bu doğrultuda dönem ruhunu en ifade edecek sözün ?tüket ve yaşa? olarak özetlenebileceği de ortadadır. Tüketim ideolojisi tüm neoliberal vahşetiyle kimi zaman ?muhafazakar? kimi zaman ?batıcı? söylemlerle değerlerin ?yüzeysel? alımlanmasıyla varlığını güçlendirmektedir. Lucy Kirkwood?un ?Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince, Ama Şimdi İyi Oldu? adlı oyununda(Bu yıl Talimhane Tiyatrosu?nun sahneye koyduğu) anlatılan kadın hikayelerinde olduğu gibi bedenin bir tüketim nesnesine dönüşümü tüketilen insanı da beraberinde getirmiştir. Sistemin, medyanın, reklam sektörünün, alışveriş merkezlerinin yarattığı sahte görkem ve yanılsama tam da bu anlamda insanı ideolojik bir kıstırılmışlık içinde tüketilen arasında seçim yapmaya zorlar. Kendi bedeni dahil doğaya ait her şey tüketilmeye hazırdır bu açıdan.

Kuşkusuz dolayımlı olarak bireyin çabuk tüketilir ürüne veya ürünlere yönelmesi, kitap, müzik vs kültürel nesneleri metalaştırması da yaşamının bütününde kaçınılmaz bir tekleşmeyi ve birbirine benzeme durumunu da yaratmaktadır. Çelişkili olan görece olarak ürün çeşitliliği altında sunulan tek tip ?müşteri? oluşturma durumunun sadece farklı nesnelerin aynı amaca hizmetiyle sağlanmasıdır, bir başka deyişle tüketici için kaçınılmaz bağımlılık. Aynı yaş grubundaki bireylerin benzer giyim, beslenme, tüketim alışkanlıkları taşıması, apolitizmin yaygın bir ruh haline dönüşü, marka kavramının günümüz dünyasının zihin haritasına yerleştirilmiş olması bunun sonucudur.Bir dönem sinemada nasıl oyuncu olmayla yönetmen arasında bir bağ kurulmuşsa, bugün bir yazarın çok okunurluğu da yayınevinin ticari faaliyeti ve yazarın televizyon ekranlarında bir ?pop ikonu? haliyle yer almasıyla ilişkili olabilmiştir.Kitabın beğenilirliği çoğu kez okurun kitabı derinlikli okumasıyla ilgili değildir, hatta okunmadan rafa kaldırılan nice kitap yüzeysel bir gözle çoğu kez bu reklam bombardımanı sonucu kitaplık raflarında yerini alabilmektedir. Bir yazarın oldukça kapalı ve anlaşılmaz metinler üretmiş olması bile reklam unsuruyla lehine bir duruma dönüşebilmekte, yazarın kimliği kitabın dışındaki yazarın özel yaşamıyla ilgili belirtkelerle okurun gündemine taşınmaktadır. Aslında insandan, sanata, ticari her tür metaya her kavram söz konusu ?ikon? ve ?meta? ilişkisi çerçevesinde görülmelidir. Bu anlamda gündelik hayat tüketimin ve tüketim ideolojisinin belirlediği ölçütlerde özgürlük ve demokrasi vb değerleri içinde barındırır. Farklılıklar sadece üretilen metaya özgüdür, tüketilen ise zaten reklam sektörünün ve medyanın ideolojik baskı sürecinin sınırları içinde belirlenmiştir. Güzelin, ahlakın, değerler dizgesinin ve hatta ?kutsal? olarak algılananın da birer meta değeri vardır bu açıdan. Kitaba düşen zorunlu metalaşma, sanatın tüm alanına, dinsel ritüele, tüm tüketim alışkanlıklarına da sirayet etmelidir bu anlamda.

Kitabı bir kültür nesnesi olarak irdelediğimizde bugün ?okunmayan? ama çok satan nice yazarın, albümü alınmayan ama her gün müzik kanallarında yer edinen genç,imajlarla allanıp pullanmış pop yıldızlarından çok da farklı yazgıları olduğu söylenemez. Aslında yoksullaşan kültür haritamızın yapbozlarında yazar ve pop yıldızının beraber yer alması da ayrı bir trajik durumdur.

Televizyon ekranları her gün ?şöhret? ve ?imaj?ın birer fetiş olarak genç kuşaklara yeniden yeniden öğretildiği sosyal bir labaratuvara dönüşmekte, hayatımıza yansımalarını bizleri ?denek?leri kılarak taşımaktadır. Yazılı basın, yayın yönetmenlerinin yakın dostu, çıkar ortağı kalemşörleriyle sorgulanır hale gelirken, genç kızlar ve oğlanlar uzmanlıkları sorgulanır jürilerin kavgalı, gürültülü sunumları eşliğinde izleyiciye ?güzel?in değişimini de anlatmaktadır. Estetik, bolca cilalanmış, imaj mühendislerinin belirlediği bir ölçü olarak bedeni değiştirirken, kitap okura sunulan zoraki beğeni ölçütlerinin sınırlarına hapsedilmiştir. Bu açıdan ?meta? değeri olmadan düşüncenin ve yaratının değeri de kalmamaktadır.Bu açıdan çoğu ekranda sergilenen bedenin çoğu kez şöhret basamaklarını tırmanmak adına ?meşhur? yıldız ağabey ve ablaları tarafından kullanılması da bir zorunluluğa dönüşmüştür. Sahte evcilik programlarıyla kutsal ?aile? kurumu yüceltilirken aslında ters yüz edilerek söz konusu toplumsal değerler de bir sergi alanında televizyon aracılığıyla sergilenir kılınmıştır. Evlenmek, sınıf atlamanın ekranlardan yansıyan başka bir aracı, şarkı söylemek şöhrete kavuşmak adına ?popüler kültür?ün meta üretimi için başka bir gösteri alanıdır. Kuşkusuz gösteri toplumunun kaçınılmaz bir gerçeğidir bu. Kitabın okunurluğu onun aynı zamanda sinema endüstrisiyle ve televizyon köşelerinde konuşulur, gündem yaratabilir değeriyle ? meta? özelliği taşıyacaktır bu açıdan.

Bütün bu meta değeri yüksek dünyanın yarattığı yanılsamanın da toplumsal çelişkilerin, yoksulluğun ve savaşların, büyük kurmacaların önüne bir hayal perdesi kurduğu da söylenmelidir.Okuduklarımızın çok okunan listeleriyle şekillendiği, pop ikonlarının hayatlarının kendi hayatlarımızdan daha merak edilir hale geldiği, sınıf atlamanın toplumsal belleğimize yerleştirildiği yeni bir kültürel atmosfer ortaya çıkmaktadır.

Bu ülkede devletin yıllardır içinde besleyip büyüttüğü ?çetelerin? ve kendi sivil, askeri çeteleşmesinin öykülerinin fantastik bir dille dizilere dönüştüğü, bir polisiye roman tadında gazete manşetlerine taşındığı, savaşların birer bilgisayar oyununa dönüştürüldüğü acımasız tablo düşünüldüğünde ister istemez herbirimizin popüler kültürün ?ideolojik? kodlarıyla şekillendirilmek istendiği görülebilir. ?Belki size de çıkabilir.? sloganıyla Milli Piyango talihlisi olmak, televizyonun uyarlama yarışmalarında büyük para ödülüne konmak umuduyla susan bireyi de yoksullaşan, derin ekonomik krizlerin açmazlarıyla sarsılan ruh dünyasıyla anlamak söz konusu politik süreçlerden ayrıksı düşülemez bu noktada.

Andy Warhol?un herkesin bir gün beş dakikalığına da olsa şöhret olacağı saptamasındaki gibi hepimizin ekranlarda yarışmacı, belki yeni yetme bir pop yıldızı, popüler ve çok okunan yazar, köşesi olan bir gazeteci, bir dizi oyuncusu olma olasılığı söz konusu ?popüler kültür? ideolojisinin bize sunduğu kurtuluş müjdesi olduğu söylenebilir. Üstelik bu müjde bol reklamlı, satış stratejilerine dayanan neoliberal hayatın döngüsünde ilerlemektedir. Bireyin alt sınıfın yazgısından kurtulma, kestirme zenginleşmenin reçetelerine sığınma isteği derin bir politikasızlaşmayla ve bilinçli bir bilinçsizleştirmeyle de açıklanmalıdır. Hayatın içinde kendine kurtarılmış bir ada yaratma isteği kuşkusuz yenilgilere açık, geçici bir ?tükenenen? , ?tüketilen? ikonlaşmayı beraberinde getirecektir. Popülerliğin yolu televizyonların sabah programlarından, internette çok sık tıklanan videolardan, kurmaca evcilik oyunlarından, magazin yaşamlardan geçmektedir. Hatta ?Reyting? ömrü geçici olmalıdır ki topluma yeni ikonlar, yıldızlar, şöhretler sunulabilme olanağı yaratılsın. Neoliberal hayatın yarattığı kültürel evren ?ısmarlanmış yaşam kalıpları? içinde düşünme, aynılaşma, belirlenmiş yurtaşlık ilişkisi içinde şekillenmeyi de zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda İsmet Özel?in ?Mataramdaki Tuzlu Su? şiiri söz konusu toplumsal cinnet halini ve bireye düşen ?Yabancılaşma? durumu somutlamaktadır.

?West Indies, Kızıl Elma, İtaki, Maçin!
Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Beyazların yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı suç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların içinde uygunsuz biriyim??

Cinselliğin vazgeçilmez meta değerinden, sanatın tecimselleşmesine kadar yaşananlar kitaptan, filme,müziğe her üretimin çoktan ?şekillenmiş? okur, dinleyici ve izleyici kitlesinin bir farkındalık yaşamasını zorlaştırmaktadır. Toplumsal bilincin kaybolduğu noktada ?ikon?larla yaşanan sanatsal üretim ve tüketim ilişkisi derin ekonomik uçurumlar yaşayan toplumun ekranlarda sunulan ?Zengin? hayatlarına ve onların teşhir edilmiş cinselliğine içten içe imrenmesini beraberinde getirmiştir. Toplumsal ahlak, kendi iç döngüsünde tabular, töreler, muhafazakar değerlerle yaşatılırken ekranlarda yer edinen pop ikonlarının her gün değişen sevgililerini izlemekten haz alan bir baba, kızının kapalı değerlerle yaşamasını yeğleyebilmekte, pop ikonuna tanınan özgürlüğü kendi çocuklarına tanımamaktadır. Hatta kendi cebine bir ayda girmeyen paraların eğlence mekanlarında bir gecede hoyratça söz konusu ?popüler? ikonlarca harcanmasına öfke bile beslememektedir bu baba figürü. Temelde iki yüzlü bir ahlakla koşullanmış birey, zenginliğin ahlaksızlığına da ses çıkarmamaktadır. Belki kendisine de bir gün piyango çıkacağının umuduyla ?kutsallarla? yaşayan ?muhafazakar? da benzer neoliberal, tüketim ideolojisinin parçası olmayı ummaktadır.

Peki özgürlüğü, birey olmayı ?tüketim nesneleri? üzerinden gerçekleştiren bireyin önündeki seçenek ne olacaktır? Bu noktada ?insan?ın politik bir özne olarak derinlikli, sığ limanlardan uzak ve farkındalıklarıyla yeniden var edilmesinden başka seçenek yoktur. Yine düşünce, söz ve yaratı ırmağından geçmektedir insanın kendisini neoliberal vahşetin içinden çıkarması bu anlamda.Bu kurtuluş reçetesi insana, insanı yeniden kavramaya dönük yeni metinler, yeni yaratımlar ve yeni bir yolculuk muştulanmasıyla mümkündür yine aydın tarafından, en azından aydının kendi farkındalığını ortaya çıkarması belki de başlangıç olacaktır, bireyin çevresini kuşatan zihinsel vahşete boyun eğmeden yeni bir kültür ikliminin yaratılması bu şekilde sağlanabilir ya da artık bu başlı başına elzemdir.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Dünyanım tüm kadınları; birleşin ? Eray Ak

Ayten Kaya Görgün ilk romanıyla okuyucuların karşısında. Görgün bu ilk romanda, kadının toplumdaki yerini sorguluyor. Aile içindeki kadın algısını kaşıyan,...

Kapat