Bir Nâzım düşmanlığının ‘tahlili’ (yahut Mehmet Kaplan’ın hisleri) – Onur Bayrakçeken

Mehmet Kaplan?ın Şiir Tahlilleri I-II?sini, sevgili Ali Baydar ve Burak Berkan hocalarımdan temin edip okudum. Kendisinin değerli bir akademisyen olduğunu tartışmam. Fikren bana çok zıt olsa da, önemli çalışmalar yapmış bir isim. Ancak, tartışmayacağım bir gerçek daha var ki o da Mehmet Kaplan?daki solcu şairleri safsatalarla dışlama tavrı… Hoş, bu tavır dönemin klasik sağcı tutumudur zaten ama kitabın arkasında yazan ?ilmi usullere göre? ifadesiyle bağdaşır mı kimi safsataları baz alarak solcu şairleri tenkit etmek, bilemem. Herhalde bağdaşmaz, değil mi? Öyleyse toplumcu ve aydınlanmacı bir edebiyatçı için, ilimle bağdaşmayan bu eleştirileri getiren kişinin, o kişi merhum bile olsa, çelişkilerini ortaya dökmek görevdir.
Elbette kimsenin bir eseri değerlendirirken kendi fikriyatından soyutlanmasını bekleyemeyiz. Bir toplumcu başka bakar, İslamcı başka, liberal başka? Fakat bu değerlendirmelerin ?ilmi? olabilmesi için, mesnetsiz iddialara dayanmaması ve şairin kendi içindeki tutarlılığı da ele alınarak incelenmelidir. Mehmet Kaplan bu işte pek istikrarlı olamamış. Belli ki düşünmüş düşünmüş, demiş, ben şu solculara bir iki geçireyim ama nasıl? Herhalde Attilâ İlhan?ın kavgacı kişiliğinden ve popülerliğinden çekindiğinden olsa gerek, zaten fazlasıyla ?mimli? olan Nâzım Hikmet?e yönelmiş?
İşbu ?tahlil? (ilmî ama ha, ilmî tahlil!), Şiir Tahlilleri?nin ikinci cildinde yer alıyor. Doğrusunu isterseniz nereden başlayacağımı düşünürken büyük sıkıntı yaşadım zira nereden tutmaya kalksanız elinizde kalan bir çalışma sunmuş bizlere Mehmet Kaplan!
Evvela şaire karşı duygularını açıklamış. Nâzım?a karşı duyduğu kinin de temelleri pek sağlam sayılmaz. İlk olarak bunlara değinmek lazım? Hemen her cümlesini yanlış argümanlar üzerine kurduğundan, ben iki üç örnekle geçiştireceğim, yoksa bir fanzin oylumunda yazı çıkar bu meseleden.
Misal, henüz ikinci paragrafta demiş ki: ??Türkiye?nin Sovyet peyki olmasını isteyen bir ihtilâlciydi.? Buna en güzel cevabı, Orhan Karaveli?nin Tanıdığım Nazım Hikmet kitabında bulabileceğiniz bir hatıra verir. Tarih: 15 Ağustos 1960. Sovyet Barış Komitesi merkezine bir Türk Heyeti için toplantı düzenleniyor. Genel Sekreter Mihail Kotof ve Rus Türkoloj Prof. Miller ile iki Türk gazeteci (Ömer Sami Coşar ve Orhan Karaveli) arasında Kars, Ardahan ve Boğazlar?ın birlikte kontrolü üzerine şiddetli bir tartışma yaşanırken konuya Nâzım dâhil oluyor ve şunları söylüyor: ??burada Türkiye?nin toprakları konuşuluyor. Her Türk gibi ben de, her gram Türk toprağının Türklere ait olduğuna kaniim. Vücudumdaki yirmi kilo kanı bu bir gram Türk toprağı için dökmeye hazırım!? Bu cümlelerden bilmem Mehmet Kaplan?ın haberi var mıydı ama varsa da yoksa da açıkça görülüyor ki fena günahını almış Nâzım ustanın!
Şimdi de geçelim üçüncü paragrafına Mehmet Kaplan?ın: ??hapisten kurtulduktan sonra soluğu Moskova?da alan Nazım, dünya tarihinin en kanlı diktatörlerinden biri olan Stalin?i tanrılaştırmış, bununla da kalmayarak Polonya tâbiiyetine girmiş ve Borzeçki soyadını almıştır.? Birincisi, Nâzım?ın ilk başta Stalin?i ilahlaştırdığı doğrudur. Eleştirilebilir. Ancak daha sonra Stalin?le ve onun sanat anlayışıyla ciddi ihtilafa düşmüştür. Buna mukabil Nâzım?ın daima KGB ajanlarınca gözlendiği bilinmektedir. Bunu kendi de ifade etmiştir. Böyle bir ortamda Stalin?i yermek kolay değildir. Nitekim Stalin?in ölümü Nâzım?ı oldukça rahatlatmıştır. O dönem eserlerini inceleseydi Mehmet Kaplan, bunu rahatlıkla görürdü. Kaldı ki, Nâzım?ın kavgacı ama kırılgan yüreği bir yorgunluk taşıyordu. Hapislerde geçen yılların yorgunluğunu? Kolay mı onca büyük Rus yazarını ve şairini sindiren Stalin?e yorgun bir yürekle diklenmek? Bunu yapmadı diye Nâzım?ı suçlamak, ayıptır. Uzaklardan sallamak ise çok kolaydır. Yaşamak lazım.
Gelelim aynı paragraftaki ikinci konuya! Vatandaşlıktan çıkarılmış bir şairin, dedesinin ülkesinin vatandaşlığına geçmesi doğal değil mi? İlla bir acayiplik aranacaksa, bu, Nâzım?ın vatandaşlıktan çıkarılması olmalıydı. Fakat Mehmet Kaplan bunu eleştirmeye tenezzül bile etmemiş. Ona göre Nâzım Hikmet ?Türk milletiyle bağlarını koparmış.? Vay anasını! Yoksa şu sözleri Budapeşte Radyosu?nda söyleyen Nâzım Hikmet değil miydi: ?Türk milleti yok olmaz. Binaenaleyh her şeye rağmen Türk milleti yaşayacaktır! Ve her şeye rağmen biz, İkinci Milli Bağımsızlık Savaşımızdan muzaffer çıkacağız.? Yahut Şeyh Bedrettin Destanı?nı yazan o değil miydi? Bu mu milletiyle bağlarını koparmak? Gülüp geçmeye bile tenezzül etmiyorum.
Bu iki örnek bile bize gösteriyor ki, Mehmet Kaplan, Nâzım Hikmet?ten nefret etmek ve nefret ettirmek için sebepler yaratmaya kalkmış! Pek bir ilmi gözükmedi bana ama, hadi geçelim şimdi tahlil için seçtiği şiire?
Mehmet Kaplan, ?Makinalaşmak? şiirini seçmiş tahlil etmek için. Bir hata da bu noktada yapılmış. Diyor ki Kaplan: ?Makinalaşmak şiiri Nazım?ın hayata bakış tarzını, mizacını, üslûp ve teknik hususiyetlerini aydınlatmak için anahtar vazifesi görür.? Peki hakikaten öyle midir?
Kanımca Nâzım Hikmet şiirinin esas belirginleştiği, özgünleştiği dönem Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı kitabı ve sonrasındaki dönemdir. Bu dönemden itibaren Nâzım Hikmet divan şiirine ve halk şiirine de ciddi bir biçimde eğilmeye başlamış, bunlardan bir ulusal sentez oluşturma yoluna gitmiştir. Bu yalnız benim iddiam değil, bizzat Nâzım Hikmet?in kendi açıklamasıdır. 20 Nisan 1937?de Her Ay dergisine verdiği bir röportajda şöyle söylüyor: ?Bir çok yazılarımın realizmi tek taraflıdır. Bundan dolayı da çok defa fazla haykıran bir propaganda edası taşıyorlar. Bu hatamı anladım. Yeni verimlerimde bu hataya bir daha düşmeyeceğim, cihanı görüş, anlayış bakımından değil, bu cihanı görüş ve anlayışın sanattaki tezahürü bakımından telakkilerim bir hayli değişti.?
Demek ki neymiş? ?Makinalaşamak? şiiri ve ilk dönem şiirleri (ki gençlik döneminde bariz bir biçimde milli hececi anlayışa sahipken, 835 Satır ile Şeyh Bedrettin Destanı arasındaki sürede Mayakovski etkisindedir) Nâzım?ı anlamak için anahtar falan değilmiş!
Burayı da geçtikten sonra, nihayet mantıklı cümlelerle karşılaşmaya başlıyoruz. Mehmet Kaplan, Nâzım?ın materyalist dünya görüşü ile şiirin muhtevası ve biçimi arasında doğru bağlantılar kurmayı başarıyor. Daha sonra Nâzım?ın ihtilâlci kişiliği, psikolojik temellere de dayandırılmaya çalışılıyor. Burada da başarılı saptamalar var. Fakat iş geliyor gene Nâzım?ın dayanaksız şekilde ?Onun hayatının sonuna kadar gözü kapalı olarak Moskova?ya bağlı kalması, oradan gelen emirlere bir makina gibi uyması, bu korkunç terbiye sistemi ile izah olunabilir,? denerek suçlanmasına! Mehmet Kaplan basbayağı, bütün bir yazısını ?Ne ederim de Nâzım?ı kötülerim?? sorusu üzerine geliştirmiş. Nitekim bundan bir sonraki paragrafta, Nâzım?ın daima mekanik bir şiir yazdığını ve bunu bugün bile bırakılmış, sığ bir şiir dili olduğunu da iddia ederek iyiden iyiye taarruza geçiyor. Halbuki Mehmet Kaplan bilmiyor mu ki Nâzım Hikmet şiiri (önceki paragrafta da belirttiğimiz üzere) durağan olmamıştır. Süreç içinde değişmiş, divan ve halk şiir geleneğine yaslanmış, köklerini hepten Anadolu?ya salmıştır. Bundan mütevellit, evvelki şiirlerinde ?Mayakovski fütürizmi?nden ötürü zuhur eden ritmik mekaniklik yerini Anadolu?nun akıcı musikisine bırakmıştır. Bir de Mehmet Kaplan?ın objektifliği konusunda şu herhalde olumsuz bir örnek olabilir ki, aynı eleştirileri heceyle yazmaya devam eden hiçbir sağcı ya da ideolojik tutumu olmayan şaire getirmiyor Mehmet Kaplan! Halbuki hece de günümüz şiirinde büyük oranda terk edilmiş, ancak zaman zaman yararlanılan bir ölçü değil mi?
Bir paragraf geçiyor, bu sefer de Mehmet Kaplan?ın iddiası şu: ?Modern şairler, peşin bir ideoloji ve sistemden hareket etmekten çok, şahsî hayat tecrübelerini anlatıyorlar. Psikolojik gerçek ile sosyal gerçeği, ?dış? ile ?iç?i birbirinden ayırmıyorlar.? Bu iddiası ile de Nâzım?ı bir şair değil, bir hatip olmakla eleştiriyor. Bunları yazarken, şu mısralardan (ve nicesinden) haberi olmasa gerek:
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna
şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım…

Bundan âlâ psikolojik gerçek mi var yahu, ey Mehmet Kaplan?
Herhalde hayatta olsa, var diyemezdi. Yoksa der miydi? Her neyse efendim. Bundan sonra, yine bir iki mesnetsiz iddia ile ilmî (!) tahlilinin sonunu getirmiş Mehmet Kaplan. Ha, kitabın ikinci basımında bir de ?ek? yazmış ki, oradaki cümleler, şöyle söyleyeyim bunlardan bile ilmî! Nâzım Hikmet?in annesinin Yahya Kemal?le olan ilişkisinin Nâzım?da kompleks yaratmış olmasından tutun, Nâzım?ın Moskova emrinde çalışan bir komünist olduğuna kadar bir sürü sığ ve anlamsız kelâm!..
Yazımı bitirirken, keşke diyorum, Mehmet Kaplan hâlen hayatta olsaydı da ona sorabilseydim, Nâzım Hikmet Türk askerinin şerefini iki paralık eden Amerikalı ?Mr. Dallas?a aşağıya aldığım mısralarla cevap verirken onun ?milli şuur sahibi? şairleri ne yapıyorlardı? Ben söyleyeyim: Nâzım?ı Moskof ajanlığıyla, vatan hainliğiyle suçluyorlardı!
İşte, ?Moskova emrinde çalışan bir komünist?in, ?Kuzey Atlantik?in en ucuz askerini Türkiye?den temin ediyoruz, 23 sent ediyor,? diyen ABD Dışişleri Bakanı?na cevap olarak yazdığı ?23 Sentlik Askere Dair? şiirinden bir kısım:
?
Dahası var Dallas,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz
zulüm gibi,
hürriyet gibi,
kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zulme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek
ve yarin yanağından gayri her yerde,
her şeyde,
hep beraber
diyebilmek için,
yürüdü peşince Bedrettin’in;
O, tornacı Hasan, köylü Memet, öğretmen Ali’dir,
Kaya gibi yumruğunun son ustalığı,
922 yılı 9 Eylül’üdür.
Dedim ya, Mister Dallas,
Herhalde bütün bunları sizden gizlediler.
Ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşmayın,
yarın çok pahalıya mal olursa size
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan milletim,
her millet gibi büyük Türk milleti.

Sahi, Mehmet Kaplan bunları okumamış olabilir miydi?
Sizin yorumunuz size, benim yorumum bana? Kalın sağlıcakla!

ONUR BAYRAKÇEKEN

Yorum yapın

Daha fazla Beğenmediklerimiz
Halkını İyi Tanımayan Bir “Entelektüel”, Haldun Taner – Celal İlhan

?(?) ?Ne istedin adamdan? dedi. ?Keyfini kaçırdın oruçlu oruçlu. ?Bırak allasan müdür bey. Bazen kanıma dokunuyor vallaha. Sen onun oruçlu...

Kapat