Roma İmparatorluğu’nun Tarihsel Rolü Nedir?

ROMA’NIN MİRASI

Yunan uygarlığını Batı’ya geçiren Roma, ona kendi katkısını da ekledi. Bu katkı, Batı uygarlığını oluşturan öğeler arasında.
Aslında, Roma’nın mirası -Yunan’ın mirası gibi- her alanda zenginlik gösteren bir nitelik taşımaz. Romalılar, bilimlerin gelişmesine pek az katkıda bulunmuşlardır; matematik olsun, doğa bilimleri olsun, tıp olsun Romalılara pek büyük şey borçlu değiller. Bu bilimlerde ya da teknikte, Romalıların hatırı sayılır herhangi bir buluşları gösterilemez. Romalılar, “Hellenistik” bilimi kabul etmekle yetinmişlerdir daha çok.
Ama buna karşılık, asker, idareci, büyük mimar ve büyük hukukçu idiler Romalılar. Onun içindir ki, Batı uygarlığının “fikri-” temelini Yunanlılar kurmuşsa, “idari ve hukuksal” temellerini de Romalılar kurmuşlardır hiç kuşkusuz.

Roma hukuku

Roma’nın büyük yeteneği, siyasal bir yetenekti her şeyden önce. Gerçekten, o dönemin pek ilkel olan ulaştırma ve haberleşme araçları göz önüne alınacak olursa, Romalıların, dil ve kültür bakımından birbirinden pek farklı onca kavmi, imparatorluğun o denli geniş sınırları içinde toplayıp yüzyıllarca yönetebilmek için büyük bir siyasal güce ve -o oranda da- maharete sahip bulunmaları gerektiği kolayca anlaşılır.
Roma’nın dünyaya egemen olmasını sağlayan bu siyasal yetenek yanında, bir ikincisi hukuksal yeteneği idi.
Roma hukuku, ne bir kişinin ne de birkaç kişinin eseri. Tersine, bu hukuk yüzyıllar boyunca gelişmiş ve bu gelişme, Roma tarihi boyunca sürüp gitmiştir. Zaman zaman çeşitli toplamaların konusu olan bu hukuk kuralları, son olarak, büyük Bizans İmparatoru Iustinianus’un girişimiyle -İstanbul’da- toplanıp bir araya getirildi.

Roma’nın eski görkeminin bilinç ve heyecanına sahip bir imparator olan -ve M.S. 527’den 565 yılına değin hüküm süren- Iustinianus, eski imparatorluğu yeniden kurmak arzusundaydı. Bir süre yaptığı başarılı savaşlarla -bir ölçüde- gerçekleştirmişti de bu emelini. Roma hukukunun, eski Roma’nın yarattığı en büyük eserlerden biri olduğunu biliyor ve bu hukuka karşı büyük bir hayranlık besliyordu. Kendi girişimi üzerinedir ki, yüzyıllar boyunca işlenip gelişmiş olan Roma hukuku kaynakları, yani Romalı hukukçuların eserleri ile imparator kanunları, birkaç külliyat halinde bir araya toplandı. Biz, Iustinianus’un bu külliyatının bütününe -”medeni hukuk külliyatı” anlamına gelen- “Corpus İuris Civilis” diyoruz. Iustinianus’un gerçekleştirdiği bu eserin büyük önemi, Roma hukukunu gelecek kuşaklar için korumuş ve saklamış olmasıdır.
Roma hukukunun modern dünya üzerindeki etkileri de bu sayede olabilmiştir ancak.

Bu eser, 12. yüzyıldan başlayarak, İtalya’da Bologna Üniversitesi’nde, derin incelemelere ve çalışmalara konu oldu. Asıl metinleri “glossa” denilen haşiyelerle yorumladıkları için glossator adı ile anılan bilginler, öğretimlerini bu metinler üzerine yaptılar ve bir süre sonra öteki İtalyan üniversiteleri ile başka ülkelerdeki üniversiteler de aynı yolda hareket ettiler. Ortaçağın sonlarına doğru, bu Roma hukuku öğretimi, Bologna’daki beşiğinden çıkarak Batı Avrupa ülkelerine ve oradan da -gün geçtikçe daha geniş ölçüde- bütün dünya ülkelerine yayıldı.

Roma hukukuna gösterilen bu yakın ilginin ve onun gitgide yaygınlaşmasının altında, Batı’da o sıralarda doğan kapitalizm büyük rol oynamış olsa gerek. Roma hukukunun birçok ilkeleri, özellikle mülkiyetle ilgili kuralları kapitalizme uygun düşüyordu çünkü.

Roma’nın mirasçıları

Batı’da Roma’nın mirasçıları kimler olmuştur?
Roma İmparatorluğu’nun yayılmış olduğu sınırlar içinde yaşayan her halk, Roma’nın damgasını aynı derecede taşımamıştır. Roma’nın mirasını temsil etme bakımından, ülkeler birbirinden ayrılıyor:
– Önce, imparatorluğun doğu ülkeleri Yunan etkisinde olup, Roma’nın damgasını taşımaz: Romalılar o ülkelerde, yalnızca “Hellenistik” fethinden sonra da devlet örgütünün ve kültür çevrelerinin dili olmakta devam etmiştir.
– İmparatorluğun batı bölümünde, Kuzey Afrika, önce Vandallar, sonra da Araplarca istila edilmiş ve sonuçta İslam uygarlığına girmiştir. Fas’tan Tunus’a değin, Roma’dan kalan izler, yığınla anıtın yıkıntılarıdır yalnızca. Bunun gibi, imparatorluğun batısında, İngiltere, Ren ülkeleri, Güney Almanya ve Avusturya’da, Roma etkisini sürdürmüştür.
Egemen duruma geçmese bile.
– Roma’nın gerçek mirasçıları, İtalyanlar olmuştur doğallıkla. Bunun gibi, dilleri Latinceden gelen bazı halkları da Roma’nın mirasçıları arasında saymalı: Rumenler, İspanyollar, Portekizler, Belçikalılar, İsviçreliler ve özellikle Fransızlar böyledir. Avrupa’nın Latin halkları adı verilir bunlara.
Son olarak, Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde doğup gelişmiş Katolik Kilisesi gelir ki, Roma’nın damgasını uzun zaman korudu. Gerçekten Roma, Katolik Kilisesi’nin merkezidir. Bu Kilisenin dili bugün de Latincedir; duasını ve ayinini onunla yapar. Ve bugün de, Avrupa’da Katolik halkın çoğunlukta olduğu ülkeler, vaktiyle Roma İmparatorluğu içindeydiler.

Roma’nın etkisine bir örnek: Fransa

Roma’nın gerçek mirasçısı İtalya’dan, ileride Rönesans bölümünde bahsedeceğiz. Burada, onun bir başka mirasçısı olan Fransa üstünde duralım biraz.
Fransızlar, ırk bakımından, Romalılardan çok Galyalı’ların (Gaulois) çocuklarıdır. Ne var ki, Fransız kültürü Roma uygarlığından doğmuştur bir bakıma.
Gerçekten Romalılar, Galyalı’lara, kentlerde toplaşmayı öğrettiler. Fransa’da, birçok büyük kenti, Romalılar kurmuşlardır. Belediyeciliği öğreten Romalılardır. Romalılardan kalan karayollarının, çeşitli anıtların, su yollarının, tiyatroların, hamamların yıkıntıları, Roma’nın kuruculuğunun canlı örnekleridir. Fransa’ya Roma’dan kalan büyük miraslardan biri de, hukuktur: Fransa’nın güneyinde, 1789 Devrimi’ne dek uygulanan hukuk, Roma hukuku idi. Devrim’den sonra yapılan ve bugün de yürürlükte olan Fransız Medeni Kanunu’nda, Roma hukukunun birçok kurum ve hükümleri korunmuştur.
Roma tarihi, edebiyatı ve sanat eserleri, Fransa’yı sürekli etkilemişlerdir. Özellikle bazı dönemlerde çok canlıdır bu etki.
– Politikada, Roma İmparatorluğu’nda olduğu gibi, tek bir hükümdarın otoritesi altında birleşmiş, aynı uygarlığa sahip geniş bir imparatorluk düşüncesi, ortaçağda Charlemagne ile Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun kurucularının ülküsü oldu.
Daha sonra da Napolyon’un.
Fransız devrimcileri, Roma Cumhuriyet rejimi ile Roma’yı Etrüsk despotlarından kurtaran Brutus gibi kahramanlara karşı büyük bir hayranlık duymuşlardır. Plutarkos’un bahsettiği Roma yurtseverliği ve erdemleri ile Gracchus’lar ve onların ünlü toprak kanunu için de. Hele, Roma Cumhuriyet döneminin özgürlük ideali, onları büyüleyen şeyler arasındaydı.
– Edebiyat ve sanatta, Roma’nın etkisi, özellikle 16., 17. ve 18. yüzyıllarda büyük olmuştur:
Gerçekten 16. yüzyılda, Fransız Rönesansı, esinlendiği İtalyan Rönesansı gibi -kısmen de olsa- Yunan ve Latin yazarlarının eserleri ile, eski Roma anıtlarının öykünmesinden doğmuştur.
XIV. Louis zamanında, Fransa’nın büyük klasik yazarları, Boileau, Moliere, Corneille, Racine, eski Romalı yazarlardan esinlenmişlerdir. Kahramanlarını bile Romalılardan seçmiştir kimisi.
18. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle Herculanum ve Pompei gibi eski Roma kentlerinde yapılan kazılardan sonra, eski Roma eserleri için bir merak ve giderek bir tutkunluk başlamıştır ki, ta Napolyon döneminin sonlarına değin sürecektir bu. Paris’teki birçok anıt, ünlü Zafer Takı, Madeleine Kilisesi işte bu dönemin ürünleridir.
Büyük ressam David’in kimi tabloları da.
Özetle, eski Roma, Fransız kültüründe yaşamını sürdürür gider. Latince, öğretimde bugün de önemli bir yer tutmaktadır.

DAHA ÇOK BİLGİ

R. H. Barrow, Romalılar (çev. E. Gürol), İstanbul, 1965.
Suat Yakup Baydur, Helkn-Latin Eski Çağ Bilgisi, İstanbul, 1948.
John Bury, Düşünce Özgürlüğünün Tarihi (çev. D. Bartu), İstanbul, 1978.
A. B. Schwarz, Roma Hukuk Dersleri (çev. T. Rado), 7. Bası, İstanbul, 1965.

ROMA’NIN TARİHSEL ROLÜ NEDİR?

Geçen yüzyılın en büyük Alman Roma uygarlığı uzmanlarından ve hukukçularından biri olan Rudolf von Jhering (1818-1892) Roma Hukukunun Ruhu (Geist des Romischen Rechts) adlı eserinin başında şu satırları yazmaktadır: “Roma kendi kanunlarını, dünyaya üç kez kabul ettirdi; çeşitli milletleri üç kez birlik halinde bir araya topladı. İlk kez, Romalılar henüz güçlerini tam olarak korudukları bir dönemde, bu kaynaştırma bir devlet birliği içinde gerçekleştirildi. Siyasal yıkılıştan sonra kendini gösteren ikinci büyük birlik, Kilise birliği biçiminde oldu. Üçüncüsü, Roma hukukunun kabulü dolayısıyla hukuksal bir birlik biçiminde ortaya çıktı. Birincisinde silah gücüyle oluşturulan kaynaşma, öteki ikisinde manevi alandaki güç ve üstünlüklerin ürünüdür. Kısaca diyebiliriz ki, Roma’nın tarihsel görevi ve tarihte oynadığı rolün önemi, onun sayesinde evrensellik ilkesinin milliyet ilkesinden üstün tutulmasındadır.”
(A. B. Schwarz, Roma Hukuku Dersleri
çev. T. Rado, 7. Bası, İstanbul, 1965, s. 9-11)
(Not: Bu çeviri Türkçeleştirilmiştir)

SORULAR

1. Roma uygarlığı, eski Yunan uygarlığına oranla hangi bakımlardan önemlidir? Roma’nın tarihsel rolü ne olmuştur? (Okuma parçasın, okuyunuz.)
2. Roma hukuku Batı hukukunu ne zaman ve nasıl etkilemeye başlamıştır? Bunun iktisadi nedenleri nedir ve sonuçları ne olmuştur?
3. Roma’nın mirasçıları Batı’da kimler olmuştur? Bu etki her ülke için aynı mıdır?
4. Roma’nın etkisine, Fransız tarih ve kültüründen örnekler veriniz.

Server Tanilli
Uygarlık Tarihi
Alkım Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here