Romanın Son On Yılı – A. Ömer Türkeş

Radikal Kitap?ın on yaşını doldurması münasebetiyle, romancılığımızın son on yılının kısa bir değerlendirmesini yapmam istendi benden. Son on yıl düşünüldüğünde en zor olanı belki de budur; kısa bir değerlendirme… Şimdi neresinden başlamalı? Romandaki sayısal artıştan mı? Pek az yazara kısmet olsa da yüz binlik satış rakamlarından mı? Orhan Pamuk?a değer görülen Nobel Edebiyat Ödülü ile birlikte romanımızın yabancı dillere çevrilme potansiyelinden mi? Yoksa edebi açıdan mı değerlendirmeli son on yılın romanlarını?
Ayrı ayrı konular gibi görünmekle birlikte aslında hepsi de tek bir faaliyetin bileşenleri: Mesela roman sayısındaki artışla romanın çok satma potansiyeli muhakkak ki bağlantılı. Ve sayılar edebi değerle ilişkisiz gibi görünse de nicelik artışının nitelikli roman sayısına katkıda bulunduğunu kimse inkâr edemez. Kısacası neresinden başlarsak başlayalım dönüp dolaşıp sözü ?altın çağ?a getireceğiz; roman, yazar, okuyucu, yayınevi ve dergi sayısındaki görülmemiş artışla, Nobel ödülüyle, edebi değere haiz romanlarıyla, ustaları ve gelecek vaat eden genç yazar kuşağıyla, hiç şüphe yok ki 21. yüzyılın ilk on yılı edebiyat tarihimize romancılığın altın çağı başlığıyla yazılacaktır.
Altın çağın göz kamaştırıcılığına kapılıp aksaklıkları, sakillikleri, korsan yayıncılık gibi neden hâlâ çözülemediği meçhul sorunları ve daha bunlar gibi pek çok olumsuz meseleyi görmüyor değilim. Ancak 2000?ler boyunca yaptığım yıl değerlendirmelerinde bu konular üzerinde hiç bıkmadan yeterince durmuştum. Bu kez bardağın dolu tarafına bakmak istiyorum.
Rakamlardan da çokça söz etmiştim. Ancak değerlendirme maksatlı bir kitap eki sayısında 2000?li yıllara damgasını vuran sayısal artışı bir kez daha vermekte sakınca görmüyorum. İşte son on yılın yayın bilançosu; 2000?de 140, 2001?de 140, 2002?de 219, 2003?de 232, 2004?de 314, 2005?de 345, 2006?da 415, 2007?de 389, 2008?de 416, 2009?da 453, 2010?da 570 roman?
Sayılar arttıkça kalite aynı oranla yükselmemekle birlikte yeterince iyi roman yazılıyor. İyilerin yeterince görülüp görülmediği, kitap ekleri ve edebiyat dergilerinin ?sonuçta eleştirmenlerin- yeni yazarları kucaklamaya yetip yetmedikleri, kitabevlerinde ne ölçüde sergilenebildikleri, okuyucunun bu kitaplara ilgisi(zliği) ise ayrı bir tartışmanın konusu. Ama iyi, hatta çok iyi romanlar yazıldı 2000?li yıllarda. Konular ve türler de çeşitlendi. Romanların önemli bir bölümünün genç yazarların kaleminden çıkmışlığını hem önemli buluyor hem de önümüzdeki on yılda daha iyi romanlar üretileceğine inanıyorum.

Sınırları aşmak
Türkçe yazılan romanlar için en ciddi sorun yerellikle sınırlı kalmak. Önce 2006 yılı Nobel Edebiyat Ödülü, ardından 2008?de Frankfurt Kitap Fuarı?nın konuk ülkesi olmak söz konusu sınırı aşmak açısından önemli bir potansiyel taşıyordu. İlk anda bir hamle yapıldı ancak arkası gelmedi. Uluslararası alana çıkamamak romanların kalitesiyle ilgili değil; daha çok çeviriyle ilgili, aşılması güç ama aşılması gereken bir sorun. Romancılığımızn geçen on yılı bu sorunu aşmak için bir zemin hazırladı, önümüzdeki yıllarda zemini güçlendirmek gerekecek.
Değerlendirmenin özetini romanımızın akacak bir mecra bulmak için arayış içinde olduğunu söyleyerek noktalayacağım. Gerek kendi sesini, dilini, üslubunu arayan yazarları, gerek yayın dünyasının diğer bileşenleriyle ?kendi ölçeğine göre- büyük bir hamle içinde Türk romanı. Şimdi sormak gerekiyor; ey okuyucu, sen bunun neresindesin?

A. Ömer Türkeş

Not: Bu yazı, 10/06/2011 tarihli Radikal Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Felsefe notu: yıldızlı pekiyi – Utku Özmakas

Felsefenin penceresinden on yıl geriye dönüp bakınca 2003 yılında İstanbul?da gerçekleştirilen 21. Dünya Felsefe Kongresi?nden söz etmek gerekiyor öncelikle. Bildirilerin...

Kapat