Savaş Doktrinlerinin Anası – Hikmet Temel Akarsu

Kalın perdelerin sıkı sıkı kapatıldığı yarı karanlık ortamlarda ailenin minik üyeleri olan ?hikikomoriler? arasına karıştım. Put kesilmiş halde ekran başına kapaklanıp yemeden içmeden günlerce ne işler çevirdiklerini anlamak peşindeydim. Bu tecessüs bana pahalıya patladı. Virüs kaptım. Ömrümden sekiz yıl kaybettim. ?Hikikomoriler?den biri olup çıktım. Kıymetli validemin nakıs mütalaalarına göre çok okumaktan kafayı sıyırmıştım ve hastalığım bu şekilde tezahür etmişti. Yapmam gereken tek şey kitapları bir kenara bırakıp sokağa çıkmaktı. Ben ise kitapları bırakmak bir yana arta kalan zamanlarımı da bilgisayar başında geçirmeye başladım. ?Red Alert? oyununa olan iptilam kısa süre içinde sapkınlığa dönüştü. Üç yıl mücadelenin sonunda en yüksek seviyelerde, dünyanın en güçlü ordularını yendim. Sanal alemde feldmareşal oldum. Tam ben herkesi yendim; ?Command & Canquer II? çıktı. Tekrar apoletlerimi takıp tank tümenlerinin başına geçtim. Bir iki yıl da öyle gitti güme. Onu da hallettim bu sefer ?Call of Duty? girdi hayatıma. Oder Nehri?ni aşıp III. Reich?in başkenti Berlin?e girip Reichstag?a bayrak dikene kadar çok acı çektim, çok kan kaybettim. Ama hepsini başardım. Dünyanın tüm ordularını yendim. Lakin deryaları geçip gelip çayda boğuldum. Son iki yıldır bulaştığım www.games.yahoo.com ?daki ihtiraslı satranç çekişmelerinde tam bir tutunamayan oldum çıktım. Reytingim asla mor grubu geçemedi. İki senede on bine yakın ölümcül oyun oynadım; bu sayede yazacağım en az üç kitap güme gitti ve dayak yemediğim adam kalmadı.

Bu serüvenden sadece tek bir şeyi öğrendim. Ademoğluyla başedilemez.

Peki bütün bilgisayar oyunlarında muvaffak oldum da satrançta neden olamadım? Çünkü satrançta karşımda insanlar vardı. Bilgisayarı yenmeye benzemiyordu bu. Satranç emsalsiz bir hayat simulasyonuydu. İnsan yaratıcılığının, dehasının, çılgınlık ve kazanma azminin zirvesi olan, yanı sıra hayatı yansıtan; şans, kader, aksilik, kötü ruh hali, ters adama çatma, yorgunluk, eğitim eksikliği, hesap hatası gibi milyon nedene dayalı bir sofistikasyonlar oyunuydu. Bu gibi nedenlerden dolayı en büyük ustalar bile en olmadık anlarda en olmadık kişilere mağlup olabiliyordu satrançta.

Gerçek savaş da işte böyle bir şeydir. Hiç dışarıdan gözüktüğü gibi, romanlarda, destanlarda, hamaset öykülerinde anlatıldığı gibi değildir. Umulmadık anlarda umulmadık mağlubiyetler ve felaketlere uğratır insanı. Acımasız doğası, çok farklı psikolojisi ve amatör halk yığınlarının asla anlayamayacağı bir kimyası vardır. Bu kimyaya vakıf olabilen deha düzeyindeki kurmaylar en büyük eğitimleri alıp, en güçlü orduların başına General olarak geçseler bile en umulmadık zamanlarda beklenmedik işler gelebilir başlarına. Ülkeler batabilir, kavimler yok olabilir.

Savaş son derecede sofistike, son derecede çetin ve anlaşılmaz olaylara dayalı korkunç bir oyundur. Savaşın bilimsel olarak incelenmeye çalışıldığı durumlarda bile acze düşmüştür nice nice görkemli kuramcı. Ama hayatta kalmanın yolunun savaşmak olduğu bir dünyada en önemli kuramsal alanlardan biri olarak yine hep en öne çıkmıştır bu disiplin. İşte bu disiplinin en önemli şahsiyetlerinden biri; belki de birincisi Carl Von Clausewitz?dir.

Dünyada bugüne kadar yazılmış savaş kuramları kitapları arasında Clausewitz?in sekiz ciltlik ?On War? (Savaş Üzerine) adlı kitabı en önemlisi olarak kabul edilir. Birkaç ay önce Edward Mead Earle?ün Modern Strateji?nin Ustaları adlı kitabını okumuş, bu konuda Radikal Kitap?ta bir yazı yazmıştım. O kitapta Machiavelli, Vauban, Büyük Frederick, Guibert, Bulow, Jomini, Moltke, Schlieffen, Foch, Clemenceau, Ludendorff gibi çok önemli savaş kuramcısı generallerin asarını incelemiş, aralarında en büyük ehemmiyetin Clausewitz?e atfedildiğini farketmiş, onun şaheseri olan ?On War?ı okumayı kafaya koymuştum. Ne mutlu ki Doruk Yayınları, bu görkemli külliyatı aradan çok zaman geçmeden Selma Koçak?ın son derecede başarılı çevirisiyle ve özenli bir edisyonla yayınladı. Çıktığını duyar duymaz, kitabı havada bloke ettim ve üzerine kapanıp okumaya başladım.

Eğer orduda sorumluluk gerektiren bir göreviniz varsa, bu kitabın muhakkak surette kitaplığınızda bulunması gerekir. Siyaset ya da sosyal bilimler alanında çalışıyorsanız da bu hazineyi temel eser olarak görüp kitaplığınıza taşımanızı öneririm. Entelektüalizmin herhangi bir noktasındaysanız da bu kitabı okumanız şart. Strateji kurmak gerektiren bir işiniz varsa da bu kitabı okumanızda büyük yararlar var.

Carl Von Clausewitz (1780 ? 1831) bir Prusyalı Subay?dır. İngiliz romancı D.H. Lawrence?in Prusyalı Subay adlı uzun öyküsünü okuyanlar bunun ne manaya geldiğini anlayabilirler. Prusya ekolü Avrupa?nın en sert ve disiplinli askeri geleneğidir. Bu ekol Osmanlı?nın son yüzyılında da geçerli olmuştur. Devrin adetlerine göre on iki yaşında orduya katılır Clausewitz. Daha sonra Prusya Prensi August?a emir subayı olur. Devrim rüzgarlarıyla yelkenleri şişmiş Fransız ordusu her tarafı kasıp kavururken patlayan 1806 Fransa-Prusya Savaşı?nda Napoleon Bonaparte Prusya?yı Jena?da ezer. Clausewitz bir yıl Fransa?da esir kalır. Bu dönemde Prusya?nın mağlubiyeti üzerinde düşünür. Serbest kaldığında askeri kariyerine devam ederse de Prusya yönetimi ile ters düşer. Fransa?ya kaptırdıkları vatan topraklarını kurtarmak için Ruslarla ittifak yapmaları gerektiğine inanır. Fakat Prusya Fransa ile ittifak yapar ve Napoleon?un Rusya seferinde Prusyalılara ikincil bir görev verilir. Clausewitz bunu reddeder ve Fransızlarla savaşabilmek için Rus Ordusunun emrine girer. Prusya 28 Şubat 1813?de taraf değiştirip Rusya ile ittifak yaparak Fransaya ilan-ı harb edince Clausewitz ülkesinin ordularında hizmet etmek için geri dönmek ister. Ama kabul edilmez. 1815?e kadar Rus ordusunda kalarak Fransa ile savaşa devam eder. Waterloo?dan sonra Prusya ordusuna kabul edilir. Kolordu komutanı olur ve daha sonra 1818?de Harp Okulu Komutanlığına atanır. ?On War? adlı şaheserini bu görevde kaldığı 12 yıllık süre içinde yazar. Ölene kadar tek bir satırını yayınlamaz. Kapalı zarflara koyup ağızlarını elleri ile yapıştırır ve öldükten sonra yayınlanmasını vasiyet eder. Clausewitz öldükten sonra zarflar açılıp eser basılınca ortaya insanlık tarihinin en büyük savaş kuramı kitabı çıkar. Clausewitz?in bu noktada gösterdiği feraset, bilgelik, erdem ve ülke menfaatlerine sadakat etkileyicidir.

Sekiz kitaptan oluşan külliyat özünde Napoleon Savaşları adıyla anılan dönemin askeri doktriner anlayışını yansıtır. 19.Yüzyıl savaş mentalitesini ve doktrinlerini en iyi analiz eden kitap olarak değerlendirilir. Buna mukabil önemli bazı tespitlerinin bugün için bile geçerli olduğu kanaati hakimdir. O nedenle halihazırda da harp okullarında temel kitaplardan biri olarak okutulur.

Clausewitz?in ?Savaş Üzerine? adlı yapıtı; Savaşın Doğası, Savaşın Teorisi, Genel Olarak Strateji, Muharebe, Silahlı Kuvvetler, Savunma, Taarruz ve Savaş Planı adlarını taşıyan sekiz kitaptan oluşuyor. Bu kitaplardan herbiri hakkında birer kitap kapsamını bulabilecek sözler söylenebilir. Böylesi bir değerlendirmeyi günlük bir gazetenin kitap sayfaları arasında yapabilmek kabil değil. Zaten bu öylesine bir kitap ki; baştan sona okuduğunuzda bir tümen komutanı kadar askeri bilginiz oluyor.

Kitabı okuyup bitirdiğimde, Yüxexes Dergisi?nde Electronic Arts adlı şirketin ?Command & Conquer?ın üçüncü versiyonunu piyasaya sürdüğünü gördüm. Hemen helecana geldim ve savaş baltasını topraktan çıkardım. Zafer dolu eski güzel günleri özlemiştim. ?Mouse? kuşanıp; sanal alemde, muharebeye intisab ettim. Tümenlerimin başında, eskisinden çok daha donanımlı bir halde olacağım kesin. On War?ı okumuş bir ?hikikomori? olarak savaş planlarını ustaca uygulayıp zafere giden yolu artık çok kolay bulabilirim.
Şükürler olsun ki satranççılar yok karşımda. Onları yenmek olanaksız.
(Radikal Kitap?ın 25 Temmuz 2008 tarihli nüshasında yayınlandı.)

Yazan: Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, 20 Haziran 2008
htakarsu@gmail.com
www.myspace.com/hikmettemelakarsu

Kitabın Künyesi
Savaş Üzerine (On War)
Carl Von Clausewitz
Çeviren: Selma Koçak
776 Sayfa ? İnceleme
Doruk Yayıncılık

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Türkiye’de Devletin Toprak Üzerinde Örgütlenmesi – Nuray Ertürk Keskin

Çeyrek yüzyıldır uluslararası sermayenin hareketliliğine uygun olarak devlet biçimleri köklü bir dönüşüme uğruyor. Ulus-devlet sınırlarını aşan örgütlenmeler bir yandan küresel...

Kapat