Seçme Sapan Şeyler – Ferhan Şensoy

Öyküyle deneme arasında gidip gelen geziperver yazılar bunlar. Ya da öykü türünde açık denizler özleyen, birbirlerinden çok bağımsız metinler ve fakat bütünde buluşuyorlar; insanı çerçeveleyen eşya, nebatat, hayvanlar kendi gözlerinden değerlendiriyorlar bildiğimiz, kendini çok cinfikir sanan salak insanoğlunu.

Seçme Sapan Dünyalar – Meltem Kerrar
1968?de yazmış ?Dalgındır Hüsam Kusura Kalmayın? öyküsünü Ferhan Şensoy. Yeni Ufuklar?da yayımlanan bu ilk öykü, Vedat Günyol?dan Sait Faik ve Orhan Duru benzetmeleriyle yüklü övgüyle birlikte, harcaya harcaya bitiremediği ilk telifini de getirmiş ona. 1986?da yayımladığı Ayna Merdiven?in arka kapağında Günyol?un onu yazarlığın kapılarını açacak denli cesaretlendirdiği sözlerini okuyucusuyla paylaşır yılların ardından. İki yıl sonra gelen Düşbükü?nde ise ?kitabın parasız eki?ne koyar bu ilk öyküyü o yıllara ait üç öyküyü de peşine ekleyerek. Bu kez ?20 liralık? telif belgesi vardır kitabın arka kapağında. Farklı dönemde yazılan öyküleri biraraya getiren bu iki ?kardeş? kitap, şiir güncelerinden, otobiyografik romana farklı türleri deneyerek edebiyatın sınırlarını zorlayan bir yazarı anlama çabamızda önemli ipuçları gibi. Şensoy, ilk günden bu yana devam ettirdiği özgün dilini, yazdığı tüm türlerde sürdürse de öyküyle özel bir ilişki kuruyor. Yeni kitabı Seçme Sapan Şeyler?i de üçüncü kardeş kitap olarak koyabiliriz diğer ikisinin yanına. ?Öyküyle deneme arasında gezintiperver yazılar bunlar? derken ipuçlarını da veriyor yazar kitap hakkında. Yirmi dört bağımsız öykünün yer aldığı kitap, diğerlerinden farklı olarak baştan sona insan dışı bir gözle bakmaya çalışıyor insana. Cepteki cüzdana sıkışıp kalmış bir banknot, deneyimli bir uçak koltuğu, çok bilge bir köpek, hiç susmayan bir kadının ağzından çıkan bir bakla ya da konumundan mutsuz bir yıldız… Eşyalar, hayvanlar, bitkiler… Her gün gördüklerimiz, baktıklarımız, kullandıklarımız, çok sıradan ve fakat konuşamayan varlıklar bu öykülerin kahramanları.
Baştan sonra dillenemeyen ve düşünemeyenlerle kurulu öyküler, Tim Burton?un çekeceği türden fantastik bir film tadında bu kez. Şensoy ayrı ayrı disiplinler deyip ilgi kurmasa da, okuyucusunu en ince ayrıntılarıyla ?sahne sahne? dolaştıran kitap, yazarının tiyatroda hem yazan, hem oynayan olduğunu unutturmayı pek mümkün kılmıyor. Yazarın özellikle Ayna Merdiven ve Düşbükü kitaplarındaki bazı öykülerinde kullandığı, varlıkların dünyasından insana eleştirel gözle bakma durumu kitabın ta kendisi olmuş Seçme Sapan Şeyler?de. Neredeyse ete kemiğe bürünerek canlı kahramanlara dönüşen tüm bu varlıklar konuşamadıkları zamanlara inat özgürlüklerini ilan ediyorlar yazarın kaleminde ve durmadan eleştiriyorlar ?kendini çok cinfikir sanan insanoğlunu?.

Teknolojinin esir aldığı insan
Birbirini takip etmeyen, ?öykü türünde açık denizler özleyen metinler? bir bütün oluşturuyorlar en sonunda. Şensoy?un ilk yazdığı öykü, kitapta ikinci öykü olarak yer alan ?Garip Bir Uçak Kazası? olmuş. Her şey banknotların muhabbetiyle başlamış diyebiliriz. Sonra bu dil tüm öykülere yayılmış. Hikâyeleri bütünleyip birbirine yapıştırmış bir anlamda. Kitabın ilk öyküsü ?Elleri Dijital Adam?, aslında son yazılan olsa da tüm metinlere bir giriş niteliğinde başa konmuş. Yazar kendi deyişiyle bu sebeb-i nazm-ı kitapta anlatacağı ?seçme sapan? şeylere bir girizgâh yaparken oyunlarında da sıkça değindiği teknolojinin esir aldığı insana gönderme yapıyor. Girizgâhın ardından peşpeşe gelen öyküler, matematiği andıran ritmik bir yapı sunuyor okuyucuya. Girişi ve yükselişini yaptıktan sonra kapanışıyla bir diğerine yerini bırakıyor her bir öykü. Bütün bu ritmin ve saç örgüsünü andıran düzenin içinde öykülerin merkezinde Şensoy?un tüm kitaplarında bulacağımız dünyaya ve bügüne kendi süzgecinden bakışı var elbette. Her daim ironik bakış, bir yandan muzip çocuk halini de koruyor. Şensoy okuyucusunun belki de tiyatro izleyicisinden hep daha genç kalmasının nedeni de budur. Öykülerin ortak bir yönü de, her birinin yalnız, içe dönük yansımaları olması. Lewis Carroll?un hasta ve yalnız Alice?ini oyalamak için yarattığı fantastik dünya gibi, canı sıkılmış bir adamın yazdığı ?seçme sapan? öyküler olabilir pekâlâ bunlar. Öyle mi acaba derseniz, Ferhan Şensoy?a sorsak da cevabını alamayız derim. Çünkü ona göre yazarlıkta ?ben nasıl yazıyorum??un bir tarifi yok.
Ferhan Şensoy?un baskısı bulunmayan Gündeste?nin yeniden basılacağı, güncenin devamı Gecedeste ve Dündeste?nin de arkasından geleceği müjdesini verelim. Kalemimin Sapını Gülle Donattım?la ilk cildi gelen otobiyografik romanın ikinci cildi de çok yakında gelecek. Tabii, İşsizler Cennete Gider adlı yeni oyunuyla turnede olan Şensoy tiyatrodan ve oyunlardan başını kaldırabilirse!
(Alıntı: 16/07/2010 tarihli Radikal Kitap Eki)

Anlamayanlar anlayanlara anlatsın – Ali Bulunmaz
(19 Ağustos 2010 tarihli Cumhuriyet / Kitap Eki)

Yaz sıcağının termometre çatlatan günlerinden birinde, Ferhanca yazılıp teknolojinin son harikası dijital ‘kitaplara’ inat basılarak önümüze gelmiş bir hakiki kitap Seçme Sapan Şeyler. Butik yazarlara, yazarımsılara, yazma işini hobi belleyip göze gönle hitap edenlere ve kallavi ‘itibar’ sahibi olmasına rağmen hâlâ başparmağıyla işaretparmağının üstünü kaşıyanlara nanik yaparcasına karşımızda dikiliveren bir kitap aynı zamanda. Uyanık geçinen insanoğlunun eblehlikle semelik arası haline gülümseme gibi bir şey.

Ferhan Şensoy’u bilen bilir, anlatmaya gerek yok; anlayan var, anlamayan da. Anlamak istemeyen çok, anlasa anlatmaya mecali kalmadığını sanan da’ Kısacası bilmeyen ve bilmek isteyen ‘bir bilene’ tıklar, seke seke öğreniverir.

Taviz vermeden sürdürdüğü siyasi hiciv ve ortaoyunun yanına, Ortaoyuncular etiketini taşıyan kitaplarını da ekliyor Şensoy. Seçme Sapan Şeyler de bunlardan biri. Adı gibi seçme; seçmece insan ve olaylarla örülü, deneme öykü arası gidip gelen metinler.

Hani kendimizi zeki, çevik ve bir o kadar da uyanık sanıyoruz ya, işte Seçme Sapan Şeyler’deki öykülerin seçmece tiplerinin de yanılgısı bu. Ama bu yanılmışlığı, her gün elimizi attığımız; bizim dışımızda yer kaplayan ne varsa onlar dillendiriyor. Hayvanat, eşya ve alet edevat insanlaşıp, kendi arasında bizim duyamayacağımız frekanstan bir muhabbet koyulaştırıyor.

Seçme Sapan Şeyler’de anlatılanlar, cepheden bakıp görmeyi beceremediğimiz saçmalıklardan doğma; anlaşılacağı üzere insandan olma seçmecelerin kaleme ve kâğıda tebelleş hikâyeleri.

Şehrin beyni mıncıklayan kör gözün parmağına arabesk gürültü patırtısı yükseledursun; arabeskle yavşaklık kelimesini yan yana getirenlerin zevkle tu kaka edildiği günler insanı don lastiği gibi sıkadursun, kitaptaki deneme öykü arası metinler yorulmak bilmeden koşturuyor. Zihni kılçıklayan sadeliğiyle ve fırlattığı hiciv başlıklı oklarla okuru kendine getiriyor. Haybeye sayfa doldurmayan deneme öykü arası metinler, gürbüz delikanlılara ve hariçten gazel devşirenlere de sesleniyor yekten. Sonra ver elini kıç güvertesinde keyif sürülen kısa devre vapur yolculuğu.

Kimi ‘enayilerin’ yaz tatilini geçirdiği köyü çevreleyen tepelerden birine, cep telefonuyla daha sağlıklı görüşülmesi için şandellenen baz istasyonuna, köy eşrafının haklı sevinci karşısında gösterilen sunturlu tepki de, seçmece abukluklardan dem vurmanın bir başka şekli.

Öykü deneme arası metinler

Durup durup her sayfada gözümüze kaçan öykü deneme arası metinler, insanoğlunun bazen bağıra bağıra gelen bazen de sumen altına sıvışan salaklıklarından bir demet; ‘yok, ben kabul etmiyorum, benim öyle dallamalıklarda bezim olmaz’ diyenlerin bile hak vereceği türden.

Leblebi denmeden ‘leb’i bile anlamayanların, öykü deneme arası metinlerde kendini bulması beklenemez. Ama bu, onların hafif Çengelköy Bademi durumlarını da ötelemez elbette. Zaten bu yüzden salak insanoğlunun ters köşeye yattığında dahi doğru tarafa atladığını sanıp, muzaffer bir Romalı komutan edasıyla işi bozuntuya vermeyişi karşısında komedi tavana vuruyor. Seçme Sapan Şeyler, buradan dikizleyince ağlanacak halimize ağız dolusu bir kahkaha az biraz.

Absürd bu ya, öykü deneme arası metinlerin asıl anlatıcısı insan dışında ne varsa o. İnsanı sofraya eğlencelik eden alet edevat ve hayvanat, olur olmaz sırıtışlarla gününü gün ediyor, küfrü basmayı da unutmuyor bazen.

Elindeki pertavsızla, insanın ‘olmaz olmaz deme, olmaz olmaz’ hallerini, bir iki boy büyütüp sayfalara nakşediyor Şensoy. Saçma salak ahvalini dünya gözüyle görmeyi reddeden insan da, istiflediği eşyanın, köteklediği hayvanın, kullandığı aletin ve süs bellediği bitkinin masasına meze oluyor.

Öyküyle deneme arası metinlerin ardından Ferhan Şensoy’un hayali sesi çalınıyor sanki kulağa; ‘Bilmem anlatabilemedim mi?’ diye soruyor, beri yanda Boris Vian’ın trompetinin çığlığı’

Yazının dibine çam armağanı çoban sakızı bir not düşmeli: Anlamayanlar, anlayanlara anlatsın’

Kitabın Künyesi
Seçme Sapan Şeyler,
Ferhan Şensoy,
Ortaoyuncular Yayınevi,
2010
168 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Bir Yılbaşı Öyküsü – Charles Dickens

Ebenezer cimri, huysuz ve bencil bir adamdı. Kimseyle arkadaşlık etmez, eğlencelere katılmaz, işinden başka bir şey düşünmezdi. Çok parası olduğu...

Kapat