Selma Sayar ile Söyleşi – Musa Artar ve Canan Başkaya

Selma Sayar

Musa Artar:Sayın Sayar, Defnenin İzini Sürenler olarak kültürümüze gönül veren ışıkları tanıtmayı ilke edindik. Okurlarımız için bize kendinizi tanıtır mısınız?
Selma Sayar: 1973 Antakya/Aknehir doğumluyum. Ilk- orta ve lise öğrenimimi Antakya?da tamamladım. 1995 yılında Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdim . Iki yıl Niğde Bahçeli?de edebiyat öğretmenliği, 1997 yılından beri Mersin?de Türkçe öğretmenliği yapmaktayım. Bu süre içinde ?eleştiri? alanında yüksek lisansımı tamamladım. MEB?in yurtdışı sınavını kazanıp KKTC?de üç yıl öğretmenlik yaptım. Anıl ve Onur Ilgaz adında iki oğlum var.
Canan Başkaya:Edebiyat sevdası sizde ne zaman ve nasıl başladı?
S. Sayar: Edebiyat sevdam ortaokul yıllarıma dayanır. O zaman Türkçe dersime giren Ender Aras öğretmenimin ders anlatımı, kitap sevgisini aşılaması, beni sürekli derse kaldırıp bana dersi anlattırması inanılmaz bir sevgi ve ilgi yarattı. Hatırlıyorum da hafta başında verdiği konuyu bütün ayrıntılarıyla tamamlar, ? yazın? demediği halde konunun kompozisyon kısmını mutlaka yazar, bir sonraki derste önüne koyardım. Bu azmim onun çok hoşuna gider, ?Sen mutlaka yazmalısın.? derdi bana. Onun bu tavsiyelerini bir gün gerçekleştireceğime dair kendime söz verdim.
C. Başkaya:Yazar; kişiliği, edebî kimliği ve eserleri ile bir kimliktir. O kimliği yaşadığı çevre biçimlendirir. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
S. Sayar: Ben iki dilin(Arapça, Türkçe) konuşulduğu bir evde doğdum. Annemin okuma yazması yok. Onunla iletişimimi anadilim olan Arapça ile sağlıyorum. Annem dışındaki herkesle Türkçe konuşuyorum. Bazen Arapça düşünüp Türkçe dillendirdiğimde sözcükler savruluyor beynimde bir o yana, bir bu yana. Bu ilk bakışta bir dezavantaj gibi algılanabilir. Ama öyle bir coğrafyada yaşıyorum(uz) ki bize kattıkları sözcüklerle ifade edilemez aslında.. Bu birikim insanda müthiş bir yazma isteği uyandırıyor. Farklı milliyetlerden insanlarla aynı havayı solumak bir farkındalık yaratıyor sizde. Sizi çoğaltıyor, zenginleştiriyor. Yazma eylemi de bu duygu neticesinde ortaya çıkıyor.

Canan Başkaya ve Musa Artar

M. Artar: Sizi yazmaya yönelten güç nelerdir?
S. Sayar: Çocukluğumdan beri okumaya çok meraklıydım. Ne bulursam okurdum: masal, hikaye, roman,şiir, anı… O zamanlar ağalık sistemi vardı. Biz de kalabalık bir aileydik ve ağanın yanında icardık. Ağanın çok geniş toprakları vardı. Yıl boyunca o topraklar ekilecek, sulanacak, sürülecek, gübrelenecek. Sebzeler, meyveler toplanıp ağaçlar budanacak. Günlerce, aylarca bitmeyen işler yüzünden ben toprak anaya küsmüştüm. Ne zaman bağa, bahçeye gidilecek olsa ben evde bulunan bir sedirin altına elimde bir kitapla girer, yokluğum farkedilinceye kadar okurdum. Tabi bu farkedilme hep azarla sonuçlanırdı. Veya o iki göz evde herkes yatınca, kardeşlerimi rahatsız etmemek için kitabımı alır küçücük mutfağımızda eski bir dolabın kenarına ilişir, okumalarımı orada yapardım. Bu eylem babamın ibadetini ifa etmek için sabaha doğru kalkmasıyla ve beni kitabımın üzerinde uyurken bulmasıyla son bulurdu. Günlerce, aylarca hatta yıllarca kitapla kurduğum bağ böyle şekillendi. Bu şekilleniş zamanla yazma eylemine yöneltti.
C. Başkaya:Sayar, hayata, insanlara, dünyaya baktığında neler görür?
S. Sayar: Sait Faik Türk öykücülüğünde vazgeçilmezim. Onun bir sözünü kendime hep şiar edinmişimdir. ? İnsanı sevmekle başlar her şey.? Çünkü sevgi en yüce duygu. Orada kavga yok, kin- nefret, haset, düşmanlık yok. Sadece dostluk, arkadaşlık, aşk biraz da hüzün ve paylaşım var. Hayatı bu yönüyle çoğaltırsak insanlığı barışa, huzura kavuşturacak iksir bu bence.
M. Artar:Eserlerinizi kaleme alırken nasıl bir ruh haline sahip oluyorsunuz?
S. Sayar: Yazmak yetenek,birikim gerektiren ciddi bir iş. Sürekli kendinizi beslemek durumundasınız. Bu da zaman ayırmayı, bol okuma yapmayı gerektirir. 6-7 yıldan beri-zaman zaman sekteye uğrasa da- yazmaya devam eden biri olarak bu alanda kendimi çok toy görüyorum daha. Yazmak; dış dünyayla, insanlarla kuramadığım iletişimi sözcüklerle kurmaktır benim için. Beynimin bir yerlerinde sözcükler dans eder adeta. O anda ?İşte yazmanın tam vaktidir,? derim. Sarılırım kaleme, kağıda. Kimi zaman bir tutukluk yaşarım, bir türlü bulamam doğru sözcüğü. O anda bir şeylerini kaybetmiş birinin mutsuzluğuna bürünür, kendime küserim. Ama bir de işler yolunda gitmiş ve istediğim kıvamı yakalamışsam deymeyin keyfime…
C. Başkaya:Türkiye?de edebiyatın geldiği noktayı ve çan, ezan, hazzan dostluğunun kök saldığı Antakya?da edebiyatın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
S. Sayar: Gazetelerin kitap eklerinden ve yıllardır düzenli takip ettiğim dergilerden gördüğüm kadarıyla edebiyatın her türünde ve çokça eser verildiğini söyleyebilirim. Burada şuna dikkat etmek lazım. Yazılan her eser okunmaya değer mi? Bir soru işareti. Edebiyatın amacının ne olduğunu, bir eserin neden ve nasıl yazılması gerektiğini söylemek bir uzmanlık gerektirir. Yazılan eser bir sevi içinde okurunu buluyorsa sorun yok bence. Herkese ve her duyguya hitap eden ama nitelikli yapıtların yazılmasıdır önemli olan.
Yüzyıllardır medeniyetlere beşiklik etmiş, Türkiye?nin bir başka yerinde rastlanmayacak bir hoşgörüye sahip Antakya?da edebiyat gitgide zenginleşiyor kanaatindeyim. Kendini aşmış, özveriyle hem işini hem de yazma eylemini gerçekleştiren pek çok insan var. Hem nicel hem de nitel anlamda sürekli çıtayı yüksek tutmak amaç olmalı diye düşünüyorum.
M. Artar: Edebiyat öğretmenisiniz, yazın dünyasında yaşayan değerli bir dostumuz olarak edebiyat öğretim sistemimizi nasıl değerlendirirsiniz?
S. Sayar: Soruya edebiyatın tanımını yaparak başlamak isterim. Çoğu kaynak edebiyatı, ?düşünce, duygu, ve hayallerin güzel,etkili bir şekilde anlatılması? sanatı diye belirler. Aslında bu tanım günümüz metin çeşitliliğini ve edebiyat metnine bakış açısının değiştiğini varsayarsak yetersiz kalmaktadır. Eskiden sadece sanatsal olarak büyük değerler içeren, bir döneme egemen olmuş türdeki metinler kastedilirken, günümüzde edebiyat kavramının genişlediğini çizgi romandan, çocuk edebiyatı ürünlerine kadar geniş bir yelpazede değerlendirildiğini, bu durumun öğrenciler açısından yaratıcı bir tablo ortaya koyduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü gençlerin okul dışında dersten sayılmayan şeyleri okumayı sevdiklerini biliyoruz. O halde bu tür metinlerin bilinçli bir seçimle ders konusu yapılması, edebiyat öğretimini olumlu etkileyecektir. Çünkü edebiyat öğretimi daha çok metni anlamayı, alımlamayı, üzerinde yaratıcı düşünmeyi gerekli kılan bir alan olmasına karşın Türkiye?deki durum bu noktadan oldukça kopuk, salt ezberci bir anlayışla, metnin derinine inmeden, çoklu okuma yapmadan klasik diye tanımlanacak bir teknikle sadece soruların yüzeysel yanıtlandığı, sözcüklerin sözlük anlamlarıyla algılandığı ve yazar-eser eşleştirmesinin ötesine geçmeyen bir noktada. Ayrıca sorunlar yumağı bununla sınırlı değil üstelik. Öğretmen yetiştirme sisteminden, ders kitabı hazırlamaya, ders kitaplarındaki metinlerin seçimine kadar geniş bir alanda aramak gerekir diye düşünüyorum. Çözüm olarak ders kitaplarına çağdaş edebiyat metni örneklerine yer vermek, dersleri bilgilendirici ve kurmaca metinlerle zenginleştirmek, edebiyatı dünya edebiyatı örneklerine açmak, edebiyat tarihini ayrı bir ders olarak düzenlemek, özellikle dili sevdirmek adına dil ile oluşan yazınsal ürünler konusunda duyarlılık kazandırmak gibi çalışmalar yapılabilir.
C.Başkaya: Yazar kimliğinizin dersinize, öğrencilerinize yansımaları nasıl oluyor?
S. Sayar: Konfüçyüs öğrencileriyle bir konuşmasında iyi öğretmeni tanımlarken, ?İyi öğretmen, bütün öğrettiklerini iyice inceler. Eski fikirler insanı köle yapmaz, çünkü kişiye ve zamana göre uyum sağlarlar ve yeni biçimler kazanırlar. İşte biz de böylece geçmişin düşünce ve zenginliğini alarak geleceğin bize sunduğu keşifleri de unutmayız,? diyerek öğretmenin araştırıcı, geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran kimliğinden söz eder. Yazar kimliğim mesleki anlamda beni nasıl bir adım öteye taşıyorsa, birikimimin de öğrencilerimi öyle taşıdığını düşünüyorum. Çünkü sürekli yeni çıkan yayınları takip etmek ve okumak durumundasınız. Bu etkinlikleri gerçekleştirirken öğrencilerinizi de katıyorsunuz işin içine. Onlarda da edebiyat zevk ve esteğiği yaratmak adına farklı türlerde beraber okumalar yapıyorsunuz. Yazma konusunda içlerinden geldiği gibi yazmalarına yardımcı oluyorsunuz. Daha çok kitap ve kitapçı tanımalarına, bir kitabın salt bir ders materyali olarak görülmemesini sağlıyor, yaşamlarının bir parçası gibi algılamalarına yardımcı oluyorsunuz. Bu da sizi her şeyden çok mutlu ediyor.
Canan Başkaya Q M. Artar:Sayın Sayar,güzel sohbetiniz için sağ olun, var olun.
S. Sayar: Sizinle olmak, edebiyatın o büyülü dünyasını beraber solumak çok keyifliydi. Ben de çok teşekkür ederim. Kolaylıklar diliyorum…

Kaynak: 5 Eylül 2013, Atayurt Dergisi

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi, Yazarlarımızın son çalışmaları
Bir Mikro Siyasal Alan İncelemesi- ?Denizli’de Politik Haritalar ve Eğilimler*? – Mehmet Emin Kurnaz

Laodikya yayınevi tarafından geçtiğimiz ay basılan ?Denizli?de Politik Haritalar ve Eğilimler? başlıklı çalışmasına dair Güney Çeğin ile bir röportaj gerçekleştirdik....

Kapat