Şeytan’ın çaresizliği

Leonid Andreyev 1919 yılında yazdığı ve ölümü nedeniyle yarım kalan romanı Şeytan’ın Günlüğü’nde, can sıkıntısından dünyaya inen Şeytan’ın kendisinden çok daha şeytani insanlarla karşılaşmasını anlatıyor.

Şeytan’ın Günlüğü, adı üstünde, yalnızlıktan canı sıkıldığı için dünyayı ziyaret eden Şeytan tarafından kaleme alınan bir günlük biçiminde kurgulanmış; “Peki nasıl oldu bu? Oldukça kolay. Canım yeryüzüne inmek istedi, ben de oradan geçen birini, otuz sekiz yaşında Amerikalı bir milyarder olan Henry Wandergood’u kendime kalıp olarak uygun görüp öldürdüm. Elbette geceydi ve gören olmadı. Ama beni yargıç önüne çıkarman bu itirafıma rağmen mümkün değil, çünkü o Amerikalı beyefendi hâlâ canlı ve böyle karşında eğilerek seni selamlayan aslında ikimiziz: Ben ve Wandergood. O yalnızca kalıbını bana içi boş halde teslim etmiş oldu…”

Amerikalı milyarder, yanında yine cehennemden çıkıp insan suretine bürünmüş sekreteri Irvin Toppi ile birlikte 1914’te Roma’ya doğru yola çıkar. Roma yakınlarındaki bir evde Thomas Magnus ve kızı Maria ile karşılaştığında ilk şaşkınlığını yaşayacaktır. Çünkü Maria ile İsa’nın annesi Meryem arasında mütjiş bir benzerlik vardır. Bu güzel kızın aşkıyla yoluna devam eden Şeytan, Amerikalı milyarder Henry Wandergood kimliğiyle Roma’ya vardığında büyük bir heyecan yaratır. Herkes, özellikle de Kardinal X, milyarderin ihtiyacı olanlara dağıtacağını vaat ettiği paraların peşindedir.

Roma’nın eğlenceli hayatına ayak uyduran Şeytan’ın aklı Maria’da kalmış, kızın babası Thomas Magnus’un düşüncelerinden de etkilenmiştir. Onları konağına davet eder. Servetini Magnus’un ellerine bırakmayı planlamıştır. Zaman geçtikçe dünyanın sandığı gibi bir yer olmadığının, insan denilen varlığın kötülükle dolu olduğunun farkına varacaktır.

Kozmik karamsarlık
Kitabın girişinde çevirmen Barış Zeren’in “Andreyev: Bir huzursuz ruhun son hesaplaşması” adlı kapsamlı bir tanıtım yazısı yer alıyor. Andreyev’in edebiyat anlayışını ve felsefesini özetleyen yazı, yazarı ve Şeytan’ın Güncesi romanını kavramamıza katkıda bulunacak derinlikte. Barış Zeren, romanın “gerek cehennemindeki huzurunu bozup yeryüzüne gelen ve bir tür arafa sürüklenen Şeytan’ıyla gerek Andreyev’in ani ölümü sonucu ‘ucu açık’ kalmasıyla bu parlak yazarın ruhunu isabetle” yansıttığını söylemiş. Andreyev’e göre insanın sonsuzluk karşısındaki çaresizliği, doğruya, gerçeğe ya da hakikate erişmede hep eksik kalışı, yaşamı insan ruhunun içinde “sonsuza dek” debelendiği bir cehenneme döndürüyordu. Romanda, Şeytan karakteri de işte böyle bir cehenneme düşüyor. Üstelik insandan daha donanımsız bir halde.

Geleneksel anlatılarda ve dünya edebiyatında Şeytan karakteri pek çok yazara ilham vermiştir. Ancak Andreyev farklı bir eğilimle, şeytan karakterini bir alegori olarak sunmuyor. Andreyev’in Şeytan’ı savaş ve devrim sonrası, yazarın kendi felsefi duruşunu yeniden kurmaya çabaladığı, uygarlık eleştirisini işlediği bir simge.

Genelde Avrupa’nın özelde Rusya’nın savaş ve isyanlarla tepeden tırnağa altüst olduğu bir çağda yaşayan ve süreçten derinden etkilenen bir yazar olarak Andreyev insanın temel eyleminin yıkmak olduğuna inanmış, yıkımda yaratıcı bir yan görmüştü. Öyle ki “Eski düzeni hepten yok edeceksin; en temelinden, gelenekleriyle, dogmalarıyla, normlarıyla birlikte!” diyecek kadar öfkeliydi. Ne var ki bu anarşist tutum onu Bolşeviklerle bir araya getirmedi. Ama Rus muhafazakarlarıyla aynı safta da yer almadı. Şeytan’ın Günlüğü’nde fark edileceği gibi; “Andreyev karamsardı, ama karanlık değildi. Soyut düşünüyordu, ama okuyucunun üzerine fantezi kurguları boca etmiyordu. Andreyev bütün malzemesini ‘maddeden’ alıyordu. Alıyordu, ama maddeye dönmüyor, dönemiyordu. İnsanda gördüğü ontolojik çıkışsızlık, gözünün ‘maddede’ kalmasına izin vermiyordu. ”

Ölmeden önce yazdığı son romanında Andreyev’in felsefesinin vardığı son nokta açıkça ortaya konmuş; dini alet edenlere duyduğu tiksinti, Batı uygarlığının yozlaşması düşüncesi ve anarşizan yıkıma övgüsü ince bir mizahla, zengin imge ve tasvirlerle hikâye ediliyor.

“Sen insan evladı, sen kendini Tanrı ve Şeytan yerine koymuşsun! Tanrı ile Şeytan senin şu daracık, kokan hücrende nasıl bir korkunçlukla çürüyüp birbirlerine karışıyorlar! Tanrı dişlerini gırtlağa geçirip kan içen bir kurt! Şeytan ise kulaklarını kambur sırtının üzerine yatırmış bir tavşan! Katlanılır şey değil, sana katılıyorum. Bu durum yaşamı sonu gelmez bir azap ve işkenceye çeviriyor, ruh bir acının içinde kıstırılmış kalıyor. Düşünsene: Doğurduğun her üç çocuktan biri katil, öbürü kurban, üçüncüsü ise yargıç ve cellat olur. Her gün katilleri öldürürler, her gün de yeni katiller doğar; her gün katiller vicdanı öldürür, vicdan da katilleri idam eder; sonuçta ikisi de varlığını sürdürmektedir: Katiller de vicdan da. Nasıl bir sisin içinde yaşıyoruz böyle! İnsanın yaradılıştan beri ettiği bütün sözleri dinle, konuşanı ne sanarsın: Düpedüz Tanrı’dır bu! İlk doğduğu günden itibaren insanların bütün yaptıklarına bir bak, mide bulantısından isyan edersin: Düpedüz sürüdür bu!”

Beş parasız ve düş kırıklığı içinde
2000’de Yedi Asılmışların Hikâyesi romanı ve 2010 yılında Lazarus adlı oyunu Türkçeye çevrilen Leonid Nikolayevich Andreyev 1871 yılında Rusya’da doğmuştu. Ailesinin yoksullaşması, babasını yitirmesi, üniversite eğitimi için Petersburg’a geldiğinde büyük sıkıntılar hatta açlık çekmesine yol açmıştı. Umutsuzluk içindeydi. Nitekim 1894’te intihara teşebbüs etti. Ölümden kurtuldu ama psikolojisi çok bozulmuştu. Bu sıralarda ilk öykülerini yazmaya başladı. Hukuk eğitimine geri döndü. Geçimini resim yaparak kazanıyor, üstelik ailesine de katkıda bulunuyordu. 1897’te Moskova Üniversitesi’nde hukuk öğrenimini bitirdi fakat mesleği benimsemedi. 1898’de Moskovskiy Vestnik gazetesinde polis muhabiri olarak çalışmaya başladı. Edebiyata ilgisi sürüyordu. Moskovskiy Kuryer de James Lynch imzasıyla yayımlanan hikâyeleri dönemin önemli isimlerinden Maksim Gorki tarafından keşfedilince edebiyat çevreleri tarafından kabul gördü. Ekim Devrimi’nin ardından Finlandiya’ya göçen Leonid Andreyev 1919 yılında beş parasız, üzgün, düş kırıklığı içinde hayata veda etti.

A. Ömer Türkeş
http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/seytanin-caresizligi-415611

ŞEYTAN’IN GÜNLÜĞÜ
Leonid Andreyev
Çeviren: Barış Zeren
Alakarga Yayınları
2015, 245 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Hangisi sizin “Küçük Prens”iniz?

Antoine de Saint-Exupéry’nin ölümsüz eseri “Küçük Prens”in telif hakları 1 Ocak 2015 tarihi itibarıyla serbest bırakıldı. Ve o tarihten bugüne...

Kapat