Shakespeare ve Greenblatt – Ceylan Koryürek

Shakespeare sahnede, büyülü sözcüklerle dolaşıyor damarlarda, yüzyıllardır hızı kesilmemiş, dengede bir cambaz sevenlerini oynatıyor parmaklarında.

Stephen Greenblatt, Shakespeare olmak adlı biyografisiyle, eserlerin içindeki gerçek yaşantıyı kanıtlardan yola çıkarak, duyumsattışı heyecan, düş ve gerçeğin kenetlenmiş elleriyle, ilişkilendirdiği her olayla yapıtlardaki izdüşümünü araştırmış. Greenblatt için ön plana çıkan Shakespeare eserlerinin dehasının büyüklüğünü anlatmaktan çok, dehanın o yapıtı yazarken hangi ruh hali içinde olduğudur. İncelenen bütün güvenilir kanıtlar, yüreğinden kopan dizelerle birleşince, cana kana bürünen Shakespeare gözler önündedir. Güvenilir araştırmalar sonucunda gerçekleri yansıtırken, parıldayan her ayrıntıyı, eserlere uzanan köprüler gibi kullanmış, böylece yazdığı kitaba kan akışını sağlamış ve çok başarılı olmuş. Yaşantının sır perdesini aralarken, anlatımıyla sürekli yükselen haz dalgasını yaratmış.

1582’de Shakespeare, 18 yaşında, kendinden 8 yaş büyük bir kadınla hamilelik dolayısıyla evlenmek zorunda kalmış. ?Shakespeare Anne?le evliliğinin daha başından kör talih eseri olduğunu da kendi söylemiş olmalı? Kaderin dizginlenmemiş iştahın sonucu olduğunu söyler.? (s 135 ? 136) Greenblatt Shakespeare eserlerini incelerken bu evliliğin, eserlere nasıl yansıdığını, kör talihle, suç ortaklığının arzuyu yitirince pişmanlığa nasıl dönüştüğünü, acısını çeken her yakarışın, yeni eserler doğurduğunu anlatmıştır. Shakespeare ölürken vasiyetinde onca mal varlığına karşın karısına sadece iki yatağını bırakmıştır. 1591 yılında babasının iflası sonucu, firar edip taşradan Londra?ya gelen genç, her nasılsa oyunculuğa ve yazmaya başlamıştır. ?Mesafe almakta ustadır Shakespeare.? (s 40)

İnsan tabiatı aynı kalsa da devir bu devir değil. Tiyatrodaki kadın kılığına girmiş erkek oyuncular, baştan çıkaran hemcinsiyle öpüşmeler, yasaklansa da her yıl devam eden geleneksel erotik kutlamalar, yaşadığı şehirde zaman zaman veba salgını, ölümler, oyun evlerinde tiyatro öncesi köpeklere ayı parçalatma gösterileri, komplocuların başlarının mızraklara takılıp sergilendiği Londra Köprüsü, kan, ölüm ve cümbüşün göz göze geldiği, gözler önüne serildiği anlar yaşamıştır. Büyük şehir insanı içine çeker, değişik görüntüler hafızaya yer ederken zehirler. ?Sözcüklerin seslerinde başkalarının duymadıklarını duymuş, başkalarının görmediği bağlantılar kurmuştu; kendisine özgü hazlara kapılıp durmuştu.? (s 23) Yazarken sözcüklere duyulan heyecan sesin yazınsal melodisiyle gelir, bir an sonraki merak ve hazzı doğurur, gözler önüne serer görüntüleri, renkleri canlı ve cansız kılar, kök salarken yazdıklarına, her ses kokusunu verir olaya, yanıp tutuşan mırıltılar, kükrer kağıtta. İçinde öğüttüğü her sözcüğü buharlaştırıp canlı gölgelere dönüştürmekte ustadır, bu gölgeler sonradan yağmurlara, fırtınalara birikecek olaylar dizisini yaratır. ?Shakespeare?in uslubu ilk zamanlarında bile gerçek bir yeteneği olduğunu gösteriyordu.? (s 198) Uslubun sözcüklerdeki büyüsü yaratısı kaçınılmazdı.

Greenblatt sanki bir zaman makinesiyle Shakespeare çağına geri dönmüş ve duyguları analiz ederken, gerçek olaylarla ilişkilendirmeyi çok iyi başarmış. Greenblatt?a göre o zamanın İngiltere?sinde yaşayan yazarlar arasında ?Shakespeare?in başardıklarına bir Marlowe yaklaşabildi.? (s 198) Marlowe bir bar kavgasında otuzuna varmadan hayatını kaybetti. Shakespeare yazdıklarıyla yüzyıllardır rakipsiz kaldı.

Oyun evleri veba yüzünden kapanmıştır. Shakespeare?e sipariş edilen soneler bu döneme rastlar. ?İlk 126 tanesi birçoğunun aynı kişiye yazıldığını varsaydığımızda ? yalnızca genç adama övgü düzmek ve şiirin gücünü onaylamakla kalmaz; büyük bir ihtimalle yıllar sürecek zaman içinde gelişen ilişkiyi resmeder.? (s 234) Shakespeare soneleri, içten içe yanan, kökünden söktüğü herşeyi, sıcak külleriyle beraber gökyüzünde canlandıran, çırpınan kanatlarıyla sevinç ve ölümü çağrıştıran canlı yapıtlardır. Greenblatt Harvard?da edebiyat profesörü, keskin gözleri gerçek hayatla, edebiyata yansıyan kesişmeleri çok iyi ayırt ediyor, sonelerde özlemin dile getirdiği sır perdesini aralamaya çalışırken, düşlerin eleğinden geçip, geriye kalanları yansıtmaya çalışıyor, gerçeği doğru elden arayış okuyucuyu meraklandırıyor. Greenblatt?ın kullandığı uslup, yaptığı araştırmalardan az kalır değil, güzel bir manzaranın gizli yönlerini açığa vurur gibi anlatımı çekici. II. Richard?da Shakespeare:

Beynim dişi, ruhum da erkek, bu ikisi çiftleşip
Durmadan çoğalan bir sürü düşünce üretecekler (s 289)

Shakespeare?in dehası, ruhu ikiye bölen kadın ve erkek imgelerini çok iyi kavramış olaylara duygulanımlardaki mantığı çok iyi yerleştirmiş olması. Beynindeki yapbozu oluşturan yüzlerce düşünce arasında, yapıtlarında anlatmak istediğini en öz ve yürekten koparak seçmiştir. ?Bir Yaz Masalı? ile başlayan rüya ?Bir Kış Masalı? ve ?Fırtına? adlı yapıtlarıyla son bulur. ?Kısa süreli saadet anları yaşamış olabilir ama yazdığı, hayal ettiği derecede güçlü bir sevgiyi asla bulamaz yada yaşayamazdı.? (s 375) Yaşanmamışlık istekle kalan mutlu anlardır, özlemini dile getirir düşlerin görkemiyle, orada dokunulmazlığını korur her mutluluk… Devleşen yazınsal yaratısı istediği her şeyi duyup yazıyla seslendirmesiydi.

Ceylan Koryürek

Not: Bu yazı, 15 Nisan 2011 tarihli Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
“İkiye Bölünen Vikont” – Tahir Ürper

?Bazen insan kendini eksik sanır, oysa sadece gençtir.? İnsanın her zaman hayatın başka tatlarını tatma özlemi içinde olduğunu varsayarsak, kendine...

Kapat