Şiddetin Topolojisi – Byung-Chul Han “Şiddet kılıktan kılığa giren bir oyuncu”

“Geç modernitenin başarıya ve performansa odaklı öznesi, kendi dışındaki bir iktidar kurumunun baskısına maruz kalmadığı ölçüde özgürdür. Ama gerçekte bir kul kadar da özgürlükten yoksundur. Dış baskı nihayet aşıldığında, içerideki basınç devreye girer. Başarıya ve performansa odaklı yaşayan özne, bir depresyon geliştirir. Şiddet azalmadan sürmektedir. Yalnız ağırlık noktası içeri kaymıştır. Egemenlik toplumundaki kelle alıcı kuvvet yani dekapitasyon, disiplin toplumundaki deformasyon ve başarı ve performans toplumundaki depresyon, şiddetin topolojik dönüşümünün birer aşamasıdır. Şiddet giderek içselleştirilir, ruhsallaştırılır ve böylelikle görünmez hale gelir. Giderek Öteki’nin veya Düşman’ın olumsuzluğunu üzerinden atar ve insanın kendisine yönelir.” — Byung-Chul Han

 

Han’ın kitabı, eski toplumlardan günümüze şiddetin tarihsel değişiminin temel uğraklarını tespit eden felsefi bir anlatı. Yazar bunu yaparken şiddetin tarih boyunca inatla kalıcılık göstermesini araştırmış bir dizi düşünüre, Sigmund Freud, Carl Schmitt, Walter Benjamin, René Girard, Giorgio Agamben, Gilles Deleuze, Michael Hardt ve Antonio Negri’nin tezlerine eleştirel bir gözle uğrayarak kısa ve özlü bir anlatı sunuyor. Şiddetin Topolojisi, bakış açımızı tekrardan sorgulamamıza ve değiştirmemize neden olan o kısa ama etkili felsefi uyarılardan biri: Şiddetin çok farklı ve karışmış biçimlerinin yaşandığı Türkiye’de bir karşılaştırma ve tartışmaya imkân verdiği için ayrı bir önem kazanıyor.


OKUMA PARÇASI
Giriş, s. 9-11
Kaybolmayan şeyler vardır. Onlardan biri de şiddettir. Modernitenin şiddetten hazzetmediğini söyleyemeyiz. [1] Ancak şiddet kılıktan kılığa giren bir oyuncu. Toplumsal durumlara bağlı olarak suretini değiştiriyor. Günümüzde aşikârlıktan mahremiyete, cephesel karşılaşmadan viral bulaşmaya, kaba güçten medyatiğe, fiziksellikten ruhsallığa, olumsuzdan olumluya kayıyor ve derinin altına, satır aralarına, kılcal damarlara ve sinir uçlarına doğru geri çekiliyor – öyle ki tamamen ortadan kaybolduğu yanılsamasına kapılabiliyoruz. Karşıtı özgürlükle örtüştüğü anda ise, iyice görünmez hale geliyor. Kaba kuvvet günümüzde anonimleşmiş, öznesinden arınmış, sisteme içkin bir şiddete dönüşmüştür; toplumla ne denli halvet olursa, o kadar ustaca saklanmayı beceren bir olgudur artık.

Şiddetin topolojisi, öncelikle şiddetin olumsuzluk kılığında tezahür eden makrofiziksel görüntülerine yönelir; Ego ve Alter, İç ve Dış, Dost ve Düşman gibi iki kutuplu gerilim hatlarında ilerler. Genellikle dışa dönüktür, patlayıcı güçtedir, masif ve kanlı ifade eder kendisini. Bu şiddet biçimleri arasında arkaik ve kanlı kurban ayinlerini, kıskanç ve intikamcı tanrıların mitolojik gazabını, hükümdarın öldürücü şiddetini, işkenceyi, gaz odasının kansız şiddetini ya da terörizmin viral şiddetini sayabiliriz. Makrofizik şiddet daha örtük biçimlerde, örneğin dilsel bir şiddet olarak da karşımıza çıkabilir. Keskin bir dilin şiddeti de fiziksel şiddet gibi olumsuzluk üzerine bina edilmiştir, çünkü bir şeyden yoksun bırakır, yaralar hedefini: İftira atar, itibarsızlaştırır, aşağılar veya hakaret eder. Bir olumsuzluk şiddetidir. Oysa bir de olumluluğun şiddeti vardır: Dilin spamlaşması, aşırı iletişim, aşırı haber ve bilgi, azmanlaşmış bir dil, iletişim ve haber kütlesi, olumluluğun şiddetinin görüntüleridir.

Günümüz toplumu giderek Öteki’nin veya Yabancı’nın olumsuzluğunu üzerinden atıyor. Küreselleşme süreci sınırları ve farkları hızla ortadan kaldırıyor. Ancak olumsuzluğun azalması şiddetin de ortadan kalkması anlamına gelmiyor; çünkü olumsuzluğun şiddetinin yanında bir de olumluluğun şiddeti vardır ve bu şiddet her türlü düşmandan ve iktidardan yoksun gerçekleşir. Şiddet yalnız aşırı ölçülerde olumsuzluk değil, aşırı olumluluk da demektir, hatta bu yeni şiddet, evet, tam da olumluluğun kitleselleşmesi, aşırı performans, aşırı üretim, aşırı iletişim şeklinde ortaya çıkar ve kendini hiper dikkat ve hiper aksiyon şeklinde gösterir. Böyle baktığımızda olumluluğun şiddeti belki de olumsuzluğun şiddetinden çok daha yıkıcıdır, çünkü her türlü görüşe ve aleniliğe kapalıdır ve olumluluğu nedeniyle bağışıklık tepkilerinden de ustaca kaçar. Olumsuzluk şiddetinin karakteristik özellikleri olan enfeksiyon, invazyon ve infiltrasyon –bulaşma, istila ve sızma– yerini enfarktüslere bırakır.

Geç modernitenin başarıya ve performansa odaklı öznesi, kendi dışındaki bir iktidar kurumunun baskısına maruz kalmadığı ölçüde özgürdür. Ama gerçekte bir kul kadar da özgürlükten yoksundur. Dış baskı nihayet aşıldığında, içerideki basınç devreye girer. Başarıya ve performansa odaklı yaşayan özne, bir depresyon geliştirir. Şiddet azalmadan sürmektedir. Yalnız ağırlık noktası içeri kaymıştır. Egemenlik toplumundaki kelle alıcı güç, yani dekapitasyon, disiplin toplumundaki deformasyon ve başarı ve performans toplumundaki depresyon, şiddetin topolojik dönüşümünün birer aşamasıdır. Şiddet giderek içselleştirilir, ruhsallaştırılır ve böylelikle görünmez hale gelir. Giderek Öteki’nin veya Düşman’ın olumsuzluğunu üzerinden atar ve insanın kendisine yönelir.
Notlar

[1] J. P. Reemtsma modernitenin içinde şiddet kullanmaya karşı bir is- teksizlikten ve şiddetin meşruiyetini kaybettiğinden söz ederken aklında yalnızca kaba bedensel şiddet vardır. Sisteme içkin şiddeti veya şiddetin ör- tük biçimlerini hiç dikkate almaz. Bkz. J. P. Reemtsma, Vertrauen und Ge- walt. Versuch über eine besondere Konstellation der Moderne (Güven ve Şiddet: Modernitenin Özel Bir Keyfiyeti Hakkında Deneme), Hamburg 2008.


Şule Süzük Toker, “Şiddetin Topolojisi”
soL Haber Portalı, 21 Ağustos 2016

Durduk yere değil elbet, bir süredir “huzursuz ayak sendromu” yaşar iken, sanki sıcak bir yaz akşamının tüm ağdalılığı, yapış yapışlığı nefes almamızı engelleyeyazmış iken, bir sürü ölümlerin yasını bile tutamaz olmuş iken koca bir halk olarak biz son yaşanan darbe girişimi afallamasıyla, travmalarının en derinlerinden birine savrulmadık mı?

Fotoğraftaki Suriyeli çocuk gibi ve adsız bir sürü alacaklı çocuk, tutulmuş ve şok içinde olağan bir oturuşumuzla onlara benzeyerek bomboş bakarken. Travmaların derinliğinden bir o yana bir bu yana savrulmuyor muyuz?

Alacakaranlık kuşağı itirafçıları, gerim gerim gerilerek, müstehzi gülümsemeleriyle köpürte köpürte anlatıyor iken olağan oturuşlarımızla ve boş bakışlarımızla seyiren gözümüzü zaptetmeye çalışmıyor muyuz Allahaşkına?

Felç inecek, kötü olacağız.

Yaşadığımız travmadır.

Her yandan patır patır şiddet haberleri sarmalamadı mı günlerimizi?

Darbesinden, terörüne, bombasına, tecavüzüne. Bir elimiz yüreğimizde, gözlerimizi kapatıp, bitsin artık diye diye.

Şiddete teşneleşen bir halk olma yolunda ilerlerken içte bir yerlerde bunu bilip de sevdiklerimize belli etmeme gayreti içinde yürek çarpıntılarımızı susturmaya çalışmıyor muyuz?

Üç aşağı beş yukarı aynı ruh halindeyiz.

Yediğimizin içtiğimizin tadı yok.

Kaygı, korku, üzüntü, yas dorukta.

Görmek, bilmek, engelleyememek ve seyretmek burum burum ediyor enikonu.

İşte böyle çekilmez bir kağnı gibi kaktıra kaktıra geçerken günler Şiddetin Topolojisi’ni karıştırmaya başladım, yetmezmiş gibi onca şiddet.

Afilli bölüm adları var: “Şiddetin Makrofiziği”, “Şiddetin Mikrofiziği”.

Bölüm adlarının altında başlıklar: “Şiddetin Topolojisi” – “Şiddetin Arkeolojisi” – “Şiddetin Ruhu” – “Şiddetin Politikası” – “Şiddetin Makro Mantığı” – “Sisteme İçkin Şiddet” – “İktidarın Mikrofiziği” – “Olumluluğun Şiddeti” – “Şeffaflığın Şiddeti” – “Medium is Mass” – “Age-Rizomatik Şiddet” – “Küreselliğin Şiddeti” – “Homo liber”

Çok tatlı bir giriş bölümü gönlümü çeliyor. Satırların altını bastıra bastıra çizip bir de yanlarına yıldız koyduğumdan hepsini aktarasım var, üzgünüm ey okuyucu.

“Kaybolmayan şeyler vardır. Onlardan biri de şiddettir. Modernitenin şiddetten hazzetmediğini söyleyemeyiz. Ancak şiddet, kılıktan kılığa giren oyuncu. Toplumsal durumlara bağlı olarak suretini değiştiriyor. Günümüzde aşikarlıktan mahremiyete, cephesel karşılaşmadan viral bulaşmaya, kaba güçten medyatiğe, fiziksellikten ruhsallığa, olumsuzluktan olumluya kayıyor ve derinin altına, satır aralarına, kılcal damarlara ve sinir uçlarına doğru geri çekiliyor- öyle ki tamamen ortadan kaybolduğu yanılsamasına kapılabiliyoruz. Karşıtı özgürlükle örtüştüğü anda ise, iyice görünmez hale geliyor. Kaba kuvvet günümüzde anonimleşmiş, öznesinden arınmış, sisteme içkin bir şiddete dönüşmüştür; toplum ne denli halvet olursa, o kadar ustaca saklanmayı beceren bir olgudur artık.”

Devam edelim:

“Şiddetin topolojisi, öncelikle şiddetin olumsuzluk kılığından tezahür eden makrofiziksel görüntülerine yönelir; Ego ve Alter, İç ve Dış, Dost ve Düşman gibi iki kutuplu gerilim hatlarında ilerler. Genellikle dışa dönüktür, patlayıcı güçtedir ve masif ve kanlı ifade eder kendisini. Bu şiddet biçimleri arasında arkaik ve kanlı kurban ayinlerini, kıskanç ve intikamcı tanrıların mitolojik gazabını, hükümdarın öldürücü şiddetini, işkenceyi, gaz odasının kansız şiddetini ya da terörizmin viral şiddetini sayabiliriz. Makrofizik şiddet daha örtük biçimlerde, örneğin dilsel şiddet olarak da karşımıza çıkabilir. Keskin bir dilin şiddeti de fiziksel bir şiddet gibi olumsuzluk üzerine bina edilmiştir, çünkü bir şeyden yoksun bırakır, yaralar hedefini: iftira atar, itibarsızlaştırır, aşağılar veya hakaret eder. Bir olumsuzluk işaretidir. Oysa bir de olumluluğun şiddeti vardır: Dilin spamlaşması, aşırı iletişim ve aşırı haber ve bilgi, azmanlaşmış bir dil, iletişim ve haber kütlesi, olumluluğun şiddetinin görüntüleridir.”

Belki yaşadığımız tüm bu şiddet sarmalına biraz daha uzaktan, soğukkanlı, kuramsal ve farklı boyutlarıyla, başka pencereleri de içine alır tarzda bakmak içimizdeki boğuntuyu ve kaygıyı doğru noktalara yönlendirmek açısından işimize yarayabilir.

Kapitalizmin bitmeyen şiddetinin bireysel bazda tezahürü de var.

“Başarıya ve performansa odaklı yaşayan özne, bir depresyon geliştirir. Şiddet azalmadan sürmektedir. Yalnız ağırlık noktası içeri kaymıştır. Geç modernitenin başarıya ve performansa odaklı yaşayan ve neredeyse sonsuz imkanlara sahip öznesi, yoğun bir bağ kurmaktan acizdir. Depresyonda insanın kendisiyle olan bağları dahil, tüm bağları kopar.” diyerek depresyonun yöneldiği boşluktan ve nesnesizlikten söz ediyor. Yönsüzlük, havada asılı kalmışlık yani “her türlü yerçekiminden yoksun” luk halinden söz ediyor.

Kitabı evirip çevirip heyecanlanıyorum. Bir girizgah olsun. Şu an’ımıza, anlamamıza, kendimize ve olup bitenlere dışarıdan bakmamıza yarayabilir.

Ah biz insanlar, ne kadar toplumsalız ve ne kadar da biricik..


KİTABIN KÜNYESİ
Şiddetin Topolojisi
Yazar: Byung-Chul Han
Özgün adı: Topologie der Gewalt
Çeviri: Dilek Zaptçıoğlu
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen
Kapak Resmi: Eda Gecikmez
Metis Yayınları
05 / 2016
152 Sayfa


İÇİNDEKİLER
Giriş
Birinci Bölüm
Şiddetin Makrofiziği
1. Şiddetin Topolojisi
2. Şiddetin Arkeolojisi
3. Şiddetin Ruhu
4. Şiddetin Politikası
5. Şiddetin Makro Mantığı

İkinci Bölüm
Şiddetin Mikrofiziği
1. Sisteme İçkin Şiddet
2. İktidarın Mikrofiziği
3. Olumluluğun Şiddeti
4. Şeffaflığın Şiddeti
5. Medium is Mass-Age
6. Rizomatik Şiddet
7. Küreselliğin Şiddeti
8. Homo liber
Notlar


Byung-Chul Han
Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı. 1959’da Seul’de doğdu. 1980’lerde Almanya’ya taşınarak felsefe, Alman edebiyatı ve Katolik teolojisine yoğunlaştı. Freiburg’da doktorasını tamamladıktan sonra 2000 yılında Basel Üniversitesi’nin felsefe bölümüne katıldı. Akademik kariyerine çeşitli üniversitelerde devam eden Han, araştırmalarında on sekiz, on dokuz ve yirminci yüzyıl felsefesi, etik, fenomeoloji, kültür kuramı, estetik, din, medya kuramı ve kültürlerarası felsefe gibi konulara yöneldi. Günümüz toplumuna dair derinlikli çözümleme ve eleştirileriyle dikkat çeken Han, 2012 yılından beri Berlin Sanat Üniversitesi’’nde ders veriyor. Bazıları birçok dile çevrilmiş on altı kitabı bulunan yazarın eserleri arasında şunlar sayılabilir: Tod und Alterität (2002; Ölüm ve Başkalık) Was ist Macht? (2005; Güç Nedir?) Duft der Zeit (2009; Zamanın Kokusu, Metis yayın programında) Yorgunluk Toplumu (2010; Açılım, 2015), Transparenzgesellschaft (2012; Şeffaflık Toplumu, Metis yayın programında), Agonie des Eros (2012; Eros’un Istırabı).

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here