Şiir Çığlık / Çığlık Şiir – M. Şehmus Güzel

21 Mart UNESCO tarafından « Dünya Şiir Günü » ilan edileli ilkbaharın gelişi bir de bu vesileyle şiirlerle karşılanıyor. İyi de oluyor.

Fransa?da öteden beri mart ayında « Şiirler İlkbaharı » kutlanıyor. Bu yıl da 7-21 mart arasında birçok şiir dinletisi, toplantısı, gösterisi yapıldı.

Bu iki bayramı Aziz Kemâl Hızıroğlu?nun Trajedi Koğuşu isimli şirin, hoş, hüznü de olan hakiki şiir kitabını okuyarak 21 Martta kutladım. Aynı gün Newroz?u da kutladık dostlar arasında. Bu da iyi oldu. Birkaç bayramı birarada kutlamak her açıdan olumlu. İşte ispatı : İlkbahara şiirle başlıyoruz. İlkbahara şiirle başlamalı.

Her şey şiirle başladı. Başlar. Her şiir şairiyle sürer. Hayat yaşanır. Kül olan kötülerdir. İyiler bizim. İyiler bizimkiler. İyiler biz. İyiler bizim şairlerimiz. Biz. « söz şölenlerinde esrik/ ağzında çakıl taşları, dilinde kuşlar/ telaşlı çığlık, ince sızı/ yeniden, yeniden anne »

« onlar besledikçe şiddet hünerlerini/ben acımı derinlere açtım çiçek yerine/ağlarken yaşama sözü verdim kuma/dip sulara sakladım yıldız sessizliğimi ».

Aziz Kemâl Hızıroğlu?nda nokta aramayın. Yok. Virgül yok. Noktalı virgül, iki nokta üstüste de yok. Arada bir üç nokta var, yan yana dayanabilirseniz. Şair şiirini böyle yazar. Sorgu sual edilemez. Okunur şiir ve devam edilir yola.

Öteden beri ve bu yapıtında da şiirlerini bir başından öteye, birinci sayfasından sonuna kadar geçen anne sevgisi, annenin bıraktığı boşluğun doldurulamaması, anne figürü, anneye saygı ve kadının asla unutulmaması en önce vurgulanmalı diyorum :

« esami » başlıklı şiirinde örneğin (s. 34-35) : « esamisi okunmaz annemdi kadın/(…) komşuya sardığı nakış dolmalarını/ açlık akşamlarında utana sıkıla deşifre/(…) ölümüne katlanamıyıp/intihar etmeseydi menekşeleri/öğrenecektim annemin asıl ismini ».

Veya « kavga zamanı süzül git annem »de (s. 36-37) : « ?insana ulaş? sözünden başka hangi miras ?/öğretmenliğim bundandır annem. /Bıraktıklarını dağıttım dokundum/saçtan tırnağa göz mini dünyalara/kimsenin emeğini çalmadan…/Suret birliğimiz bundandır annem/vurulan her öğrencimle düştüm/yarayla beresi bende dövülenlerin/ yüreğim yılların taş basması…/Arada bir ölüşüm bundandır annem ».

Sonra « ben evde ölüyorum, sen bende »den alalım birkaç dizeyi : « bir bana bir çiçeklerine aşıktı annem/gidince sırayla öldü menekşeleri/ben de öldüm ya, pek belli edemedim ».

Ölmek uzun sürer : Yaşamaktan daha çok. Ve öleceğini bilerek yaşamak : Uzun uzun. Çok uzun : İşte asıl kahramanlık. Ve bir çiçek demetiyle ziyaretler : « Fısıltılar olmalıydı şimdi evrene diklenişi muştulayan/fısıltılar olmalıydı göğün eteklerini koynuna alan ». (s. 16).

Zaman bütün izlerin toplandığı alan. Zaman toparlanan ve akan. Zaman durmayan. Arananlar zamanında bir isim, bir soyisim, bir yüz ve kalanlar gidenleri bilir. « yüzüm : acının göçmen resmidir/renklerde yer değiştiren ayrılık/ne ev sahipleri kal der, ne o kalır/düşen şehirlerin saklı albümlerinden/göz ucuyla çıkarılır ». (s.18).

Rüzgar serer yapraklarını çimlere, erik çiçekleri konfetilerini salar cömertçe, Anadolu?dan bir kilim sanarsın. Kınalı elleri, gülümseyen simaları, bembeyaz ve sık dizili dişleri anımsarsın. Bir tebessüm gelir okşar yüzünü. Bir tebessüm gelir, okşar yanağını ve geçer. Geçerken ilkgençliğini damarlarında duyumsarsın. Dirilirsin. Bu bendim. Ben oyum. Der ve kalırsın. Didim?de kalırsın. Didim bir sevgidir : « akyeniköy?den akköy?e varmadan/çiçekten kalkıp çiçeğe eğilen bir adam/bahçe duvarına yaslı, bahçe duvarından uzak ». İşte bu benim. Buradayım. Konuşan şairdir burada. Şair adresini böyle verir. Kapısını çalmak şiirini bilene kalır. « dukalığın aynalarında yorgun defneler vardı/kopardım hepsini/alıp başımı bir ege kasabasına/karnaval gibi/(…) hırslarımı terk edecek zamanım vardı/bıraktım hepsini/lastik pabuçlarımı buldum, uçurtmamı, bilyemi/bir çocuk gibi ». (s. 60 ve 61).

Zaman tekler, durur kimi kez ve işte tam zamanıdır hesap çetveline bakılır. Hafızamızda kalan iz. Hafızamızın bıraktığı iz. İnce uzun ihtilalci bir gençlik. Kesilir faturalar. Hesapları bugün « aydın » ödeyeek, kurtuluşu yok bu işin, fatura yüklü : « kale burcunda akreptim ortadoğuda aydın/erk kıskacıyla asıldım külveren çoğrafyaya/yangına bakarken buzdağıydım sonrası lâl/masada bilge kesildim meydanda cüruf/(…) karaya çakılmış bir aydın balığıyım işte/kov beni ». « Ey hayat/geç kalmadan kov beni». Ne olur, kurda kuşa yem etme kov onu. Evet evet kov onu. Kovvvvv…. « karaya çakılmış bir aydın balığından » bir « nida ! »dır bu (s. 32-33).

Şairde ve şiirinde hüzün eksik olmaz. Hüsünsüz de yola çıkılmaz hani. « günler tespih tanesi » olduğunda. Yaş altmışı da geçmiş olsa yine de hayata küsülmemeli. Aşklarımız küflenmemeli. Düşlerimiz yaşlanmamalı, hüzün yenilmişlik olmamalı derim. Ama sonuç itibariyle şair de haklı : « tespihi günaydına saymayı beceremezsek/gecenin örümceğine mıhlanıp kaldık gülüm ». (s. 52-53).

Hızıroğlu?nun şiirinde hüzün duyumsanıyor. Yalnızlık ta ( örneğin s. 27, 29, ve 55?te). İnsan ve ana sevgisi tamam. Sıkıntı, intihar olasılığı da var. Ama hayat dayatıyor kendini bir elinde kaçak rakı ve kaçak tütün, bitirim, diğerinde balık. Ama dikkat « aydın balığı » yok :

« yazarken kedere soyunulur/bir yanıta uzanılır ulaşılmaz/ulaşılsa ne ola ki, yanlış soru/çıplak sabır kimlik kesilir ». « Söz insana dokunamadıkça/çoğalır gider kalemin teri/fanusun camı kalınlaşır/yorgunluk yeniden biçimlenir ». (s. 24-25).

Şairimiz özgürdür. Sivildir. Emir almaz. Emir vermez. Şiirini yazar, sözçükleri ters yüz eder. Dizeleri tersler. Kelimeleri çarpmaz. Çıkarmaz. Toplar. Böler. Bir harfini bir yerde bırakır yoluna aşağıda devam eder. Yukarı çıkmaz. Kalıpları kırar. Buzul dağları kırarcasına. Tarzı farklıdır uzun sözün kısası.

Şairimizin şiiri gizildir. Anlamını gizler. Şiiri bir defada teslim olmaz. Bu mümkün değildir. Önemli olanı arar : Duyumsatmak. Yazılanı. Anlatılanı. Aranılanı. Eksikliği doldurulamayanı. Şiir bütünleşir okuyucusuyla. Duygu, anlam, ana ve hüzün kalır. Bir de « havası » kalır iyi şiirin. Sıkıntı gider. Sonra yalnızlık. Sonra intihar ve ölüm. Sonra biz şiirle ve şairimizle kalırız. Sessizlik. Sessizlik şairin çığlığıdır. Kulak : Bahar geldi, hayattayız. Ne güzel. En hakiki mutluluktur bu deriz. Ve bu bize yeter.

NOT : Aziz Kemâl Hızıroğlu?nun şiirini « çözebilmek » umuduyla yaptığım ve kimi anahtarları sunmaya çabaladığım elektronik posta yollu söyleşiyi de es geçmeyelim kardeşlerim.
M. Şehmus Güzel

SÖYLEŞİ
AZİZ KEMÂL HIZIROĞLU ŞİİRİNE YOLCULUK – M. ŞEHMUS GÜZEL
AZİZ KEMÂL HIZIROGLU BİRÇOK ŞİİR KİTABIYLA VE DEĞİŞİK DERGİLERDEKİ VE ŞİİR SİTELERİNDEKİ ŞİİRLERİYLE ŞİİR DÜNYAMIZDA TANINAN BİR İSİM. TANINAN DEMEK BİLİNEN ANLAMINA GELMİYOR MAALESEF. Bunu bir parça gidermek umuduyla ve şiirinin kapılarını bir nebze bile olsa açabilmek umuduyla iki soru iki yanıtlık kısa bir söyleşi yaptık. Buyurun söyleşimize :
MŞG – Neden, nasıl, kim(ler) için şiir yazıyorsunuz? Şiir yazma ?hastalığınızın? özel bir zamanı, bir saati, bir ânı var mı?
AKH – Şiiri önce kendim için yazıyorum. Vaktiyle Nikos Kazancakis ve Sait Faik’in söylediği gibi : « Yazmasam çıldırırım. » Ancak düsturum var elbet. Nisan 2004’te yayımlanan Mühür adlı kitabımın girişinde özetlediğim gibi : “Şairin şiirsel toplamı daha adil bir dünyayı çağrıştırmıyorsa eksi(k)ler toplamıdır.”
Nasıl yazdığıma gelince… Her durum ve şartta yazabilirim. Bazen uykuya geçmeden önce aklıma düşen bir şey olur, üşenmez, kalkar ve not düşerim. Sabahında o not değerlenir ya da değerlenmez, değişir ya da değişmez. Ama mutlaka o notu düşerim. Olağandışı yerlerde usuma ya da düş’üme düşeni kaçırmamak için de her an yanımda kağıt ve kalem bulundururum. Şiirin ham halini her yerde yazabilirim. Ancak işçiliğini mutlaka evde, masamda yaparım.
Kime yazarım… Algılayabildiğim, sezebildiğim, görebildiğim ya da düşleyebildiğim bütün ötekilere… Bir şiir insansız bile olsa insan içindir… Hiçbir (sınıfsal, etnik, dinsel, yöresel,vb.) fark gözetmeden her insan için…
Yukarıda dolaylı değindiğim gibi, şiir yazma « hastalığımın » özel bir zamanı, saati, ânı yok. Düzyazıdan farkı bu olsa gerek; şiir şaire, şair şiire her durumda varabiliyor.
-Yalnızlık, hüzün, anne sevgisi, annenin gidişiyle bıraktığı boşluk, geçmiş yılların dostlarına sevgi ve günlerine özlem kitabı bir başından öbürüne geçiyor. Bu konular bu kitaptaki şiirlere mi özgü? (?tek odalı beş çocuklu kasımpaşa evinde bir salı akşamı pazarlığı? da aklımda).
Yaşadığım çağ ve tanıklıklarımla ilgili olarak, kitaplarımın tümünde yalnızlık ve hüzün izlekleri yer almıştır. « Anne » figürüne gelince… Toplam 15 şiir kitabım var. Bunların çoğunda (annem yaşarken ya da 10 Aralık 2002?de aramızdan ayrılmasından sonra) onun için yazılmış bir şiir bulunuyor sanırım. Hepsinde değil mutlaka, ama çoğunda… Çünkü annem, ezilmiş bir emekçi kadının çok tipik örneklerinden biriydi. Üstelik (en büyük çocuğu olduğumdan belki) dört dörtlük dosttuk, paylaşmadığımız şey yok gibiydi… Bir de alışkanlığım vardı : Çocukluğumuzdaki yoksulluktan olsa gerek, şiir yazma oyunu oynadığım ilkokul sıralarından itibaren, bütün anneler gününde ona sadece şiir yazdım ve sokaklardan topladığım çiçekleri götürdüm. Başka hiçbir nesneyi, satın alarak vermedim. (Aslında satın alacak paramız olmazdı.) Çocukken yazdıklarım şiir miydi, topladığım çiçekler değerli miydi, bilmiyorum. Ama anneler günü için hazırladığım her şey kendi emeğimle hazırlanmıştı. (Annemin ölümünden sonra, eşyalarını sağa sola, yoksullara dağıttılar. Ama onun çamaşır dolabında kızkardeşimin bulup bana verdiği ilginç bir dosya vardı : Nerdeyse çocukluğumdan beri ona ithaf olarak yazdığım bütün şiirleri sakladığı bir dosya…)

ŞİİRLERİNDEN BİR ÖRNEK
Tek odalı beş çocuklu kasımpaşa evinde
bir salı akşamı pazarlığı

bugün de geciktim tamam anne, ama bu son
gol kralı oldum inanmazsan sor arkadaşlara
beş maçta tam yirmi golle
yine öyle bakma anne
inan hiç suçum yok, beni çok düşürdüler
deli miyim ben yırtar mıyım önlüğümü
açar mıyım en sevdiğim ayakkabılarımın yanlarını

çok yorgunum anne, n?olur bugün dövme
gelmeyecek, hiçbir şey görmeyecek korkma
babam doğmadı daha

yarın okuldan erken gelirim, sokağa çıkmam
bakkal hüseyin?e giderken bayram yerine kaçmam
kardeşlerime bakarım, masal anlatırım, sen
hava ablayla çarşamba matinesine
kim sorarsa sorsun bilmem derim, ner?desin söylemem

evi toplarım süpürürüm
bebeği ayağımda uyuturum
dönmene yakın çay yapar beklerim
iki bardak bana, çocuklar fazla içmez, gerisi sana
iki hafta harçlık istemem, olsun
evden ekmek götürürüm, hiç simit yemem

tamam anne, bırak artık surat asmayı
bi?zahmet dikersin önlüğümü
ayakkabıları da veririm nuri ustaya
her yaz gibi bu yaz da öderim borcumu, söz
şimdiden hazırlayayım istersen
?nane limon okaliptüs? kutumu
hem boşuna bakma saate, gerek yok anne
gelmeyecek küfretmeyecek vurmayacak sana
babaannemle ter içinde konuştum dün gece
vazgeçmiş doğurmayacakmış babamı

çok pişmanım anne, şimdi dövme
üstelik yalnızım biliyor musun?
gülten?le ayrıldık muharrem yüzünden
kızları sevmeyeceğim anne, büyürsem evlenmeyeceğim
o muharrem tembeli var ya anne, o çirkin çocuk
ona bundan böyle kopya vermeyeceğim

işte böyle anne, çok yalnızım kimsem yok
dönüp kardeşlerime sarılmak istiyorum
bugün dövme, bir kenarda oturup ilk kez
dayak yemeden ağlamak istiyorum

Aziz Kemal Hızıroğlu

NOT : Bu şiir ilk kez 1996 yılında şairin Saprofit adlı kitabında yayınlandı.
2003’te ise Seçme Şiirler başlığını taşıyan yapıtında yer aldı. Her ikisi de Tümzamanlar Yayıncılık?tan. İnternette dolaştırılan, bazı televizyon programlarında aile içi şiddet panellerinde okunan, internetten aynen alınıp antoloji türünde kitaplarda yanlışlarıyla yayımlanan bu şiirin her yazılışta bir yeri değişmiş ya da eksilmiş… Burada doğru şeklini sunuyoruz.

Şiir Çığlık / Çığlık Şiir – M. Şehmus Güzel” üzerine bir yorum

  1. Bir şairin anne sevgisi de şairce oluyor. Aziz Kemal Hızıroğlu bu şiirinde anne sevgisini ölümsüzleştirmiştir.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Şiir Kitapları
Devrim İçin Başka Bir Dünya Şart mı? – Elif Kutlu*

Ütopyalar döneminin siyasi, ekonomik ve sosyal değerlerini eleştirmek için yazılır. Bunun ötesinde ?yeryüzünde cenneti kurmak? üzerine düşünülür ve yaşanılan dönemin...

Kapat