Sırları kırmadan önce ne yapmalı? Seza Özdemir

Bir şairin, dili nesneleştirerek şiirini kurmasıyla okurda bıraktığı etki daha çok müziğin, resmin bıraktığına benzemez mi? Bir öykü ise asıl anlatmak istediğini dili bir araç gibi kullanarak oluşturmaz mı?

Sır nedir? Gizemli, kendini var eden pek çok ayrıntıyla örtülü kalmış bir ?şey?e sır diyebilir miyiz? Tersten sorarsak, hiç bilinmeyen/tanınmayan bir gerçek, sır olabilir mi? Peki ?insanın sırrı? nerede yatar? Herhangi bir olay ya da herhangi bir durum tek başına bir ?sır? oluşturabilecek güçte midir?
Bize bu soruları sorduran, Kıbrıslı şair ve yazar Gürgenç Korkmazel?in ?Sırkıran? adlı Türkiye?de yayınlanan ilk öykü kitabı (2008?de yayınladığı ?Yağmur Yüzünden? adlı bir kitabı daha var). Yazarın doğa, yaşam, ilişkiler, ölüm, cinsellik ve yalnızlık gibi temaları eksen aldığı öykülerinde sert ve çarpıcı bir dili var. Yapı Kredi Yayınları?ndan çıkan kitaptaki 22 öykünün yanı sıra, kitabın sonunda bir de ?Kısacıklar? başlıklı bölüm var. Bazı okurlar, buradaki bir iki paragraflık kıpkısa öykülerin tüm kitaba bedel olduğunu düşünebilir. Kitap, özellikle Kıbrıs?ın yakın tarihinde (özellikle bağımsızlığını kazanmasından sonra) bireysel ve toplumsal var oluşlara merak duyanlar için ilginç bir kapı aralayabilir.
Şair ve yazarın yaratım nesnesi
Ülkemizde dergilerde GürGenç mahlazıyla yazdığı şiirleriyle daha çok tanınan genç şair, okurun karşısına bu kez düzyazıyla çıktı. Korkmazel?in şubat ayında Yapı Kredi Yayınları?ndan çıkan yapıtı, ister istemez şiir ve düzyazının birbirinden farklı olan yaratım süreçlerini düşünmeye itiyor. Bir şairin, dili nesneleştirerek şiirini kurmasıyla okurda bıraktığı etki daha çok müziğin, resmin bıraktığına benzemez mi? Bir öykü ise asıl anlatmak istediğini dili bir araç gibi kullanarak oluşturmaz mı? Korkmazel, bazı öykülerinde, bir şair gibi dili nesneleştirdiği için öykünün dünyasından ayrıksı bir yerde duran imgeler kurma arayışı göze çarpıyor. En çok da öykülerin girişlerinde yapıyor bunu. ?Unutmak?taki ?Bataklıktır bellek, çırpınıp çırpınıp çıkamadığımız? sözleri ya da kitapta en sevdiğimiz öykülerden ?Bittiden Sonrası?nda okurun karşısına aniden çıkıveren ?? ölüyü canlandırmayı başaramadılar? cümlesi gibi? Bu tür ani çıkışlar, rahatsız edici olabiliyor.
Sırkıran, okura bir gerçeği anımsatıyor mu?
Korkmazel?in öyküleri, ister istemez Tahsin Yücel?in ?Öykü ve Gerçeklik? başlıklı yazısına götürdü bizi (Feridun Andaç, ?Öykücünün Kitabı?, Varlık Yayınları, sf. 254-256). Yücel; Michel Tournier?den şöyle bir alıntı yapmıştı o yazıda: ?İyi yazarın okuru, okuduğunda yeni şeyler bulgulamamalı, varlıklarını öteden beri en azından sezinlediği için inandığı gerçekleri, gerçeklikleri tanımalı, yeniden bulmalıdır? Okur, Korkmazel?in öykülerinde böylesi bir ?anımsama?yı yaşayamayınca, öykülerin tüm o çarpıcı imgeselliği de etkisini yitiriyor. Dolayısıyla yazımızın girişinde sorguladığımız bilinmeyen bir şey ?sır? olabilir mi, diye tekrar soruyoruz.
Korkmazel?in özellikle yalnızlık, pişmanlık, kaçma ihtiyacı, cinsellik ve daha pek çok konuda öyküleştirmek istediği çoğu ?sır?; anlatıcının bilinci ve bakış açısında kalıyor. Gerçekten yaşanıp yaşanamayacağı okur tarafından sorgulanıyor. Giderek karakterin çok boyutlu ve sahici olup olmadığı, insan-mekan ilişkisi üzerine bulmaca çözmeye girişebiliyorsunuz. Böyle olunca da sırrın insanın içinde gömülü olduğu o yere bile inemediğimizi düşünmemize yol açıyor.
Yazarın ?İlk Müşteri?, ?Gündönümü?, ?Tilki? ya da ?İtiraf? adlı öyküleri bunu aşabilen güzel örneklerden. Korkmazel?in sırf bu örnekleri bile öykücülüğümüze güneyden esen bu rüzgarın ümit verici olmasına yetiyor.

Seza Özdemir

Not: Bu yazı Aydınlık Gazetesi Kitap Eki’nin 15.03.2013 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Korkularını bilmeyen adamı cesur saymam, cesareti de beş para etmez, ‘Korkudan korkmak’, Aziz Nesin

"Korku, en beşeri duygudur. Benim iktidarlara başkaldırışımı görenlerden kimi beni korkusuz insan sandılar. Oysa ben korkarım. Ne var ki, bende,...

Kapat