Stefan Zweig: Montaigne, yeryüzünde en güç olan şeyi, yani yalnızca kendini yaşamayı ve özgürleşmeyi denemiştir.

Montaigne, yeryüzünde en güç olan şeyi, yani yalnızca kendini yaşamayı, özgür olmayı ve gittikçe daha özgürleşmeyi denemiştir. Elli yaşına vardığı için, artık kendini bu hedefe yakınlaşmış hisseder.

Ne var ki, tuhaf bir şey olur; tam o sırada, yani artık dünyaya sırt çevirmiş ve yalnızca kendisi üzerinde odaklaşmışken, bu kez dünya onu arar. Montaigne, genç bir insanken resmî mevkilere talip olmuş, ama talip oldukları kendisinden esirgenmiştir. Şimdiyse bunlar ona zorla kabul ettirilmektedir. Bir zamanlar krallara ve saraya yaklaşma çabaları sonuç vermemiştir: Şimdiyse kendisinden hep yeni ve daha yüksek düzeyde hizmetler için yardım istenmektedir. Tam kendi içindeki insanı tanıma peşinde olduğu bir sırada, ötekiler onun değerini anlamaktadır.

Kendisinin herhangi bir katkısı bulunmaksızın “çoğunluğun onayıyla”127 Bordeaux belediye başkanlığına seçildiğini bildiren ve –Montaigne için gerçek bir yük niteliğinde olan– bu görevi “vatan sevgisi aşkına”128 kabul etmesini rica eden mektup 7 Eylül 1581 tarihinde eline geçtiğinde, Montaigne özgürlüğünden vazgeçme konusunda kararlı değil gibidir. Kendisini hasta hissetmekte ve safrakesesindeki taşlar yüzünden bazen intiharı bile düşünecek kadar acı çekmektedir. “İnsan bu acıları dindiremediği takdirde, zaman yitirmeksizin ve cesaretle yaşamına son vermesini bilmeli; tek tıbbi çare, izlenebilecek tek yol ve tek bilim, ancak bu olabilir.”129 Kendi iç dünyasındaki görevi bulduktan sonra, resmî bir görev kabul etmesinin artık ne anlamı olabilir? Üstelik bu ne para ne de özel bir onur kazandıracak bir görevdir; beraberinde yalnızca yorgunluk getirecektir, o kadar! Ancak Montaigne, şatosuna vardığında, Kral’ın bir mektubunu bulur; 25 Kasım tarihini taşıyan bu mektup, epey açık bir biçimde Bordeaux’luların dileklerini bir buyruğa çevirmektedir. Mektubuna nazik satırlarla başlayan Kral, Montaigne’in hiçbir katkısı olmaksızın ve bulunmadığı bir sırada –yani tamamen kendiliğinden– gerçekleşmiş bu seçimden duyduğu sevinci dile getirir. Ama ardından Montaigne’den “gecikmeksizin ve bir bahane bulmaksızın”130 görevine başlamasını da ister. Kral’ın son cümlesi hiçbir kaçamağa yer bırakmamaktadır: “Böylece beni çok memnun edecek bir adım atmış olacaksınız. Bunun aksine bir davranışı zaten hiç hoş karşılamazdım.”131 Böyle bir kral buyruğu karşısında hiçbir itiraz söz konusu değildir. Montaigne’in böylece babasından kalan belediye başkanlığını sahiplenmesi, kendisi için yine babasından miras kalan safrakesesi rahatsızlığından daha az rahatsız edici değildir.

Montaigne’in ilk işi, sınırsız dürüstlüğüne uygun olarak, kendini babası gibi tümüyle işine adamasını beklememeleri konusunda seçmenlerini uyarmak olur; çünkü Montaigne, babasının “ruhunun resmî görevlerin yükü altında acımasızca tedirgin olduğuna”132 tanıklık etmiş, ayrıca babası en iyi yıllarını, sağlığını ve evinin rahatını görevi uğruna bütünüyle feda etmiştir. Gerçi Montaigne nefreti, yükselme tutkusunu, para hırsını tanımadığını, kaba güçten yana da olmadığını bilmektedir, ama kendi eksik yanlarını da tanımaktadır: Belleği zayıftır; dikkatsizdir; deneyimden ve atılımcılıktan yana eksikleri bulunmaktadır. Montaigne, her zaman olduğu gibi bu kez de en iyi, en değerli varlığını, “özünü”133 kendine saklamakta, kendisinden istenen her şeyi en büyük özen ve sadakatle yapmakta, ama bunun ötesine geçmemekte kararlıdır. Kendinden uzaklaşmadığını dışa karşı da belli etmek için evini Bordeaux’ya taşımayıp Montaigne’deki şatosunda kalır. Ancak görünüşe bakılırsa, tıpkı yazılarında da olduğu gibi, harcanabilecek zamanın ve çabanın ancak yarısını harcadığı zaman bile, kavrayış gücü ve yaşam deneyimi nedeniyle diğer herkesten daha çok iş başarabilmektedir. 1583 Temmuzu’nda, iki yıllık görev süresinin bitiminden sonra yeniden iki yıl için belediye başkanlığına seçilmiş olması, seçmenlerinin kendisinden memnun kalmamaları diye bir durumun olmadığını göstermektedir.

Ne var ki iş bu tek makamla, tek görevle kalmaz: Kenti kendisini görevlendirir görevlendirmez, saray, devlet ve büyük politika arenası tarafından da çağrılır. İktidar sahipleri yıllar boyunca Montaigne’e karşı, partililerin ve meslekten politikacıların özgür ve bağımsız insanlara hep besleyegeldikleri kuşkularla bakmışlardır. Onu, kendi deyişiyle “bütün dünyanın aşırı gayretkeş olduğu” bir dönemde pasiflikle suçlamışlardır. Bütün bu yıllar boyunca Montaigne kendini tek bir krala, tek bir partiye ya da gruba adamamış, dostlarını partilerine ve dinlerine bakarak değil, sadakatlerine göre seçmiştir. Böyle bir insan, mutlaka taraflardan birine katılmanın gerektiği, Fransa’da Protestanlığın zaferinin ya da kökünün kazınmasının büyük bir tehlike olarak belirdiği bir dönemde yetersiz bulunmuştur. Ama şimdi, içsavaşın korkunç yıkımlarının ardından, bağnazlık kendi kendisini ad absurdum’a134 sürükledikten sonra, politika alanında o zamana kadarki yansızlık, ansızın bir erdeme dönüşmüş, her zaman önyargılardan ve yargılardan uzak kalmış, yarar ve ün düşüncesiyle gözleri kamaşmaksızın her zaman partiler arasında yer almış olan bir adam, ideal aracı sayılmaya başlanmıştır. Fransa’da durum, tuhaf bir biçimde değişmiştir. Anjou Dükü’nün ölümünden sonra Navarre’lı Henri (sonraki IV. Henri), Caterina de’ Medici’nin damadı sıfatıyla III. Henri’nin resmî veliahtıdır. Fakat Navarre’lı Henri, bir Protestan’dır ve Huguenot Partisi’nin, yani Protestanların lideridir. Böylece Huguenotları bastırmaya çalışan sarayın, pencerelerinden on yıl önce Aziz Bartholomeus Yortusu Kıyımı’nın emrinin verildiği sarayın açıktan açığa hasmıdır; onun karşısında olan Guise’ lerin partisi ise, yasal veliahtın tahta geçmesini önleme çabasındadır. Navarre’lı Henri hakkından feragat etmeyi düşünmediğinden, Kral III. Henri ile bir anlaşmaya varamadığı takdirde yeni bir içsavaş kaçınılmaz gibi gözükmektedir. Fransa’nın iç barışını güvence altına almak zorunda olan bu büyük, dünya tarihi açısından da önemli misyon bakımından Montaigne gibi biri ideal aracıdır; bunun nedeni, hoşgörülü kişiliğinin yanı sıra, gerek Kral III. Henri’nin gerek veliahtın güvenlerini kazanmış olmasıdır. Navarre’lı Henri ile Montaigne arasında dostluk bağları da bulunmaktadır; Henri Kilise tarafından aforoz edildiğinde ve Montaigne, kendi yazmış olduğu üzere, Henri ile dostluk etmesini papazına bir günah olarak itirafa mecbur kaldığında bile bu dostluk sürer.

Navarre’lı Henri, kırk soyludan ve uşaklardan oluşma maiyetiyle 1584 yılında Montaigne’e şatosunda konuk olur. Montaigne, ona kendi yatak odasını verir. Henri, ondan son derece gizli birtakım görevler ister; birkaç yıl sonra III. Henri ile geleceğin IV. Henri’si arasında yine bir bunalım, üstelik de o zamana kadarkilerin en şiddetlisi olan bir bunalım baş gösterdiğinde, ikisinin yine Montaigne’i arabulucu seçmeleri, Montaigne’in bir zamanlar kendisine verilmiş gizli görevleri ne denli dürüst, güvenilir bir biçimde yerine getirmiş olduğunun kanıtıdır.
1585 yılında Montaigne’in Bordeaux belediye başkanı olarak ikinci görev dönemi de son bulmaktadır; Montaigne, çeşitli söylevlerle ve onurlandırmalarla artık uğurlanabilecektir. Ne var ki kader, onun böyle rahatça ayrılmasını istememektedir. Kent, yeniden başlayan içsavaşın tehdidi altında bulunduğu sürece Montaigne yürekli ve kararlı bir tutumla her şeye direnmiştir. Silahlanmayı sağlamış, gece gündüz askerlerle nöbet tutup savunma hazırlıklarını yürütmüştür. Ancak bir başka düşman karşısında, o yıl Bordeaux’da patlak veren veba karşısında Montaigne panik halinde kaçar ve hemşerilerini kendi kaderlerine terk eder. Benmerkezci doğası gereği Montaigne, sağlığı hep en önemli şey saymıştır. Montaigne bir kahraman değildir ve hiçbir zaman da sözde bir kahramanmış gibi davranmamıştır, Capistrano’lu Aziz Giovanni ve […] gibi büyük piskoposlardan biri de değildir. Vebanın o zamanlar ne demek olduğunu bugün düşünebilmemiz olanaksızdır. Bildiğimiz tek şey, bu hastalığın her yerde, gerek Erasmus gerek başkaları için bir kaçış sinyali yerine geçtiğidir. Bordeaux kentinde altı aydan az bir süre içerisinde on yedi bin kişi ölür; bu, kent nüfusunun yarısıdır. Eline bir araba, bir at geçirebilen kaçıp gider; geride yalnızca le menu peuple, yani ayaktakımı kalır. Veba, Montaigne’in evinde de kendini gösterir. Bunun üzerine Montaigne, evinden ayrılmaya karar verir. Yaşlı anne Antoinette de Louppes, karısı, kızı hep birlikte yola koyulurlar. Şimdi istese, Montaigne’in eline ruhunun gücünü göstermesine yarayacak fırsat geçmiştir, çünkü “ansızın bin türlü hastalık birbirini izler.”135 Montaigne, ağır maddi kayıplara uğrar; evini boş ve korumasız bırakmak zorunda kalmıştır; bu nedenle isteyen, canının çektiğini alabilir ve büyük bir olasılıkla da almıştır. Montaigne, sırtına mantosunu bile almaksızın, üstündekilerle kaçmıştır ve nereye gideceğini de bilmemektedir; çünkü vebalı bir kentten kaçan aileyi kimse kabul etmemektedir. “Dostlar hastalıktan korkuyorlardı, insan kendi kendisinden korkuyordu, yanlarına sığınmak istediklerinizi bir korkudur sarıyordu ve topluluktan biri parmağının ucunun ağrıdığından yakınsa, hemen başka yere gitme gereği duyuluyordu.”136 Çıkılan, tüyler ürpertici bir yolculuktur; yolda ekilmemiş tarlalarla, terk edilmiş köylerle, hastaların gömülmeden bırakılmış cesetleriyle karşılaşırlar. Montaigne, altı ay boyunca “keder içerisinde bu kervanın liderliğini”137 yapmak zorunda kalır; bu arada kentin yönetimini kendilerine bırakmış olduğu görevliler mektup üzerine mektup yazarlar. Herhalde kaçışından ötürü kızmış olarak, Montaigne’den geri dönmesini isterler, sonunda da ona belediye başkanlığının artık son bulduğunu bildirirler. Ancak Montaigne, veda töreni için bile geri dönmez.

Ününün, onurunun, saygınlığının birazı vebadan bu panik halinde kaçış sırasında yitirilmiştir. Ama essence kurtarılmıştır. Aralık ayında, salgının dinmesinden sonra, –altı ay sürmüş başıboş bir dolaşmanın ardından– Montaigne yeniden şatosuna döner ve eski uğraşına, yani kendini arama, kendini tanıma işine başlar. Denemelerinden oluşma yeni bir kitabı, üçüncü cildi yazmaya koyulur. Yeniden huzur atmosferindedir, taş sancılarının dışında bir sıkıntısı yoktur. Artık yapacağı tek şey, daha önce de ona birkaç kez “elini değdirmiş olan” ölüm gelene kadar sessizce beklemektir. Görünüşe bakılırsa yaşadığı onca şeyin ardından, savaşlarla barışların, dünyanın, sarayın ve yalnızlığın, yoksulluğun ve zenginliğin, çalışmayla dinlenmenin, sağlıkla hastalıkların, yolculuklarla eve dönüşlerin, ünün ve sessizliğin, aşkın ve evliliğin, dostlukların ve yalnızlıkların ardından artık huzura ermiş gibidir. Fakat daha eksik olan son bir şey vardır; Montaigne, henüz bütün sınavları tamamlamış değildir. Dünya, onu bir kez daha çağırır. Navarre’lı Henri ile III. Henri arasındaki gerginlik, tehlikeli boyutlara varmıştır. Kral, veliahtın üzerine Joyeuce dükünün komutasında bir ordu göndermiş, Navarre’lı Henri de bu orduyu 23 Ekim 1587 günü Coutras’da bütünüyle yok etmiştir. Artık zafer kazanmış bir komutan olarak Paris üzerine yürümektedir; taht üzerindeki hakkını, dahası tahtı zorla almakta özgürdür. Ancak aklı, başarısıyla kumar oynamasını engeller. Navarre’lı Henri, işi bir kez daha görüşmelerle düzeltmekten yanadır. Meydan savaşından üç gün sonra bir birlik, Montaigne Şatosu’na yaklaşır. Birliğin başında bulunan, şatoya girmek için izin ister ve bu izin kendisine derhal verilir. Gelen, Navarre’lı Henri’dir; kazandığı zaferin ardından bu zaferden hem diplomasi hem de barış adına nasıl en iyi yararlanabileceği konusunu Montaigne’e danışmak istemektedir. Gizli bir görev söz konusudur. Montaigne, arabulucu olarak gizlice Paris’e gidecek ve Kral’a önerileri ulaştıracaktır. Büyük bir olasılıkla bu görev, sonradan Fransa’nın barışını ve büyüklüğünü yüzyıllar boyunca güvence altına alacak en önemli noktaya, yani Navarre’lı Henri’nin Katolikliği kabul etmesine ilişkindir.

Montaigne, kış ortasında hemen yola koyulur. Bavulunda Denemeler’in beşinci [=dördüncü] baskısının düzeltilmiş bir nüshasıyla, üçüncü kitabın elyazısı metnini de götürmektedir. Ama bu, rahat bir yolculuk olmaz. Montaigne yolda bir birliğin saldırısına uğrar ve soyulur. Böylece içsavaşı ikinci kez doğrudan yaşar; Kral’ın o sırada bulunmadığı Paris’e vardığında ise hemen tutuklanıp Bastille’e kapatılır. Gerçi Caterina de’ Medici derhal bırakılmasını emrettiğinden, orada yalnızca bir gün kalır. Gelgelelim, her yerde özgürlüğü arayan bir insan, özgürlükten yoksun kalmanın bu yolunu da tatmıştır. Daha sonra Montaigne, Kral’la görüşmeyi gerçekleştirebilmek için Chartres, Rouen ve Blois’ya gider. Böylece görevi sona erdiğinde, yeniden şatosuna döner.

Ufak tefek yaşlı adam, artık eski şatosundadır. Yaşlanmış, saçları dökülmüştür; geride yuvarlak, saçsız bir kafa kalmıştır; kırlaşmaya başladıktan sonra, o güzel, kestane rengi sakalını da kesmiştir. Çevresi boşalmıştır; neredeyse doksan yaşına gelmiş olan annesi, artık odalarda bir hayalet gibi dolaşmaktadır. Kardeşleri gitmiş, kızı da evlenip kocasıyla birlikte şatodan ayrılmıştır. Montaigne’in bir evi vardır, ama bu evin ölümünden sonra kime kalacağını bilmemektedir. Asalet arması vardır; ama bu armanın son taşıyıcısıdır. Artık her şey bitmiş, geçip gitmiş gibidir. Fakat her şey sanki gelmek için bu son ânı beklemiştir; şimdi, yani artık her şey için çok geç olduktan sonra görkem, ondan hep nefret etmiş olan insanın önünde açılmaktadır. Danışmanlığını yapmış olduğu eski dostu Navarre’lı Henri, 1590 yılında IV. Henri adıyla Fransa Kralı olmuştur. İstediği takdirde Montaigne’in tek yapması gereken, herkesin çevresinde pervane gibi döndüğü saraya koşmaktır; böyle davrandığı takdirde, danışmanlığını yaptığı, üstelik onca yararlı öğütler verdiği kişinin en büyük makamı ona sunacağı, kesindir. İstese, Caterina de’ Medici zamanında, kraliçeyi her zaman ılımlı olması için uyaran büyük bakan Michel Hôpital’ın gelmiş olduğu yere, o da gelebilir. Ancak Montaigne’in artık hiçbir şeyde gözü yoktur. Bir mektup yazıp Kral’a saygılarını sunmakla yetinir ve ona gidemediği için özür diler. Ona hoşgörülü davranmasını öğütledikten sonra, şu güzel sözleri yazar: “Tarihteki büyük fatihlerden biri, yendiği düşmanlarına da kendisini dostları kadar sevmelerini sağlayacak ölçüde iyi davranmış olmakla övünürdü.”138 Ne var ki krallar, onlardan bir şey bekleyenlerden hoşlanmazlar; hiçbir şey beklemeyenlerden ise daha da az hoşlanırlar. Aradan birkaç ay geçtikten sonra Kral, bir zamanlarki danışmanına, onu kendi hizmetinde çalışması için razı etmek amacıyla daha sert bir tonda yazar ve büyük bir olasılıkla finansal bir öneride de bulunur. Ancak herhangi birine hizmet etme konusunda zaten isteksiz olan Montaigne, kendini sattığına ilişkin kuşku yaratma konusunda daha da isteksizdir. Büyük bir gururla Kral’a şöyle karşılık verir: “Hiçbir zaman hükümdarların lütuflarıyla maddi yararlar sağlamadım; böyle bir şeyi ne istedim ne de hak ettim … Ben, Majesteleri, zaten olmak istediğim kadar zenginim.”139 Montaigne, bir zamanlar Platon’un dünyanın en güç şeyi diye nitelendirmiş olduğu, devlet hizmetinden elini kirletmeden ayrılmayı başardığını bilmektedir. Dönüp geride kalan hayatına baktığında, gördüklerini, gururla not eder: “Ruhumun derinliklerine inebildikleri takdirde onun hiçbir zaman herhangi birine fazla yaklaşabilecek, zarar verebilecek, öç alabilecek ya da kıskançlık duyabilecek, herkesi öfkelendirecek ya da sözünü tutmayacak biri olamayacağını göreceklerdir. Ve içinde yaşadığımız zamanın herkese olduğu gibi bana da fırsatlar sunmasına rağmen, ellerimi hiçbir zaman bir başka Fransız’ın malına ya da servetine uzatarak kirletmedim. Savaşta ve barışta yalnızca benim olanla yaşadım; hiç kimseden karşılığını yeterince vermeksizin bir hizmet istemedim. … Çünkü benim, yargılarına boyun eğdiğim kendi yasalarım ve kendi mahkemem var.”140

Ölüme çeyrek kala ülkenin en büyükleri, Montaigne’in çoktandır istemediği ve beklemediği büyükler, onu çağırmışlardır. Ölüme çeyrek kala, kendini artık yaşlı ve kendi kendisinin yalnızca küçük bir parçası olarak hisseden Montaigne için, çoktandır umudunu kestiği bir şeyler, sevecenlik ve aşk kıvılcımı belirir. Montaigne, kendisini belki de ancak aşkın canlandırabileceğini söylemiştir. Ve inanılmaz olan, gerçekleşir. Fransa’nın en soylu ailelerinden gelen, yaşı ancak Montaigne’in en küçük kızının yaşı kadar olan genç bir kız, Matmazel [Marie] de Gournay, Montaigne’in kitaplarına tutku derecesinde bağlanır. Bu kitapları sever, onlara tapar ve idealini Montaigne’de arar. Bu aşkın ne kadarının yazara değil de, insan Montaigne’e yönelik olduğunu kestirebilmek, bütün böyle durumlarda olduğu üzere güçtür. Ancak Montaigne sık sık kızın bulunduğu yere gider, her gittiğinde kızın ailesinin Paris yakınlarındaki yurtluklarında birkaç ay kalır ve kız, Montaigne’in fille d’alliance’ı, yani nişanlısı olur. Montaigne, mirasının en değerli parçasını, yani ölümünden sonra denemelerinin bastırılması işini bu kıza emanet eder. Bundan sonra hayatı ve hayatın beraberinde getirdiği her deneyimi incelemiş olan Montaigne’in öğreneceği tek bir şey, hayatın sunacağı son deneyim kalmıştır: ölümün kendisi. Montaigne, yaşadığı gibi bilgece ölür. Dostu [Pierre] de Brach, Bacon’ın yeğenine [Anthony Bacon], “gelmiş geçmiş en kapsamlı ve en canlı ruh”un141 ölümü hakkında bir mektup yazar. [Anthony Bacon’ın yazdığı mektuptan kısa süre önce] bu mektup Montaigne’in eline geçer, ama ona yanıt veremez; “çünkü halihazırda ölüme yanıt vermesi gerekmektedir.”142 Montaigne, 13 Eylül 1592’de son kez takdis edilir; kısa süre sonra da son nefesini verir. Onunla birlikte Eyquemlerin ve Paçagonların soyları son bulmuştur. Montaigne, babası gibi ancêtres’larının, atalarının yanında değil, [Bordeaux’daki Feuilant Kilisesi’nde] tek başına yatmaktadır; Montaignelerin ilki ve sonuncusudur; aynı zamanda da bu adı çağlar ötesine taşıyan tek Montaigne’dir.

STEFAN ZWEIG

MONTAIGNE
DENEME
Almanca aslından çeviren: Ahmet Cemal
Can Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here