Ömrümün tam yarısını okumakla geçirdim. Daha çocukluğumda, anam babam kitaplıkların kapısını kilitledikçe ve beni kitaplardan uzaklaştırabilmek için ne edeceklerini bilemedikçe ben habire okuyordum. Sekiz yaşımda, dokuzuncu sınıfta, lise programındaki kitapları okumuş bitirmiştim.
İtiraf etmeliyim ki, işe çocuk kitaplarıyla başlamadım Fenelon’un Tele;naque’ında öğrettiler bana okumayı, ve çok geçmeden, bizim evde, taşradaki akrabaların kitaplıklarında, en az salık verilebilecek romanları bulup ortaya çıkardım.
Louis Aragon
Mutlu Aşk Yok ki Dünyada – Louis Aragon (Çeviren: Cemal Süreya)
MUTLU AŞK YOK Kİ DÜNYADA
Aslında hiçbir şey kâr değil insana
Ne gücü ne zayıf yanları ne de yüreği
Gölgesi bir haç gölgesidir kollarını açsa
Ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi
Tuhaf bir ayrılıktır hayatı kapkara
Mutlu aşk yok ki dünyada
Elsa’nın Gözleri – Louis Aragon (Çeviren: Orhan Veli Kanık)
ELSA’NIN GÖZLERİ
Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
Orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm
Öyle derin ki herşeyi unuttum içlerinde
Aşk Şiirleri – Louis Aragon
MUTLU AŞK YOK Kİ DÜNYADA
Aslında hiçbir şey kâr değil insana
Ne gücü ne zayıf yanları ne de yüreği
Gölgesi bir haç gölgesidir kollarını açsa
Ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi
Tuhaf bir ayrılıktır hayatı kapkara
Mutlu aşk yok ki dünyada
Hani giydirilmiş erler bir başka yazgıya
İşte o silahsız askerlere benzer hayatı
Sabahları o yazgı için uyanmış olsalar da
Elsa’nın Gözleri – Louis Aragon
(*) Louis Aragon (3 Ekim 1897-23 Aralık 1982) adını nasıl tanımlardınız; şair, romancı, gazeteci, komünist? Elbette doğru yanıt ?hepsi?, ancak bu yanıtta önemli bir ad eksik: Elsa. Aragon?un şiirlerinde silueti Fransa ile örtüşen Elsa Triolet, yazarlığından çok Aragon?un ona yazdığı sevda şiirleriyle anımsanır. Aragon?un Türkiye?de en iyi bilinen şiirleri kuşkusuz ?Mutlu Aşk Yoktur? ile ?Elsa?nın Gözleri?dir. (Şiiri sevmemiz onun yazıldığı koşulları düşünmemizden değil de sanki mazoşist/arabesk duygululuğumuzdan gibi geliyor bana).
Elsa?nın Gözleri, galiba: ilk kez Orhan Veli tarafından çevrilmişti Türkçeye:
Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de/ Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm/ Orda bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm/
Şiirin Gizemi Ezgidedir – Louis Aragon
Şiirden, fizik ya da marangozluktan söz eder gibi konuşan insanlar vardır ve bunlar, sözü aldıklarında, bakın bu olmamış, bunun yetkinliğini kanıtlayacak hayal gücü, bu işin üstesinden gelemiyor diye, ya da, bu masa dingilliyor, üzerine dayanılmaz, üstüne bir çiçek vazosu bile konulmaz, demekten öte gidemezler. Şiirden, büyü ya da dinden söz eder gibi konuşan insanlar vardır ve bunlar, olsa olsa, gizemli olma gizemliliğin özünde vardır, fakat bu, neden ileri gelir bilinmez diyebilirler, ya da cübbeleri, eteğini kaldırma savındakilerin, kutsallığa karşı saygısızlığından dem vururlar. Şiir üzerine konuşan ciddi insanlar olduğu kadar, ciddiyetten uzak kişiler de vardır. Onları yargılamakla
Nazım Hikmet için, Louis Aragon
Nazım Hikmet’in 3 Haziran 1963 yılında ölümü üzerine Fransız şair Louis Aragon üç gün sonra şu satırları kaleme alır…
“Hayır , yazamam, şimdi olmaz, rica ederim. Bırakın benim için bütünüyle ölsün, yoksa, daha önce, altmış yaşındaki bu delikanlı, bu sarışın boğa, ne hapisanenin, ne hastalığın, ne yaşın etkileyebildiği bu insan içimde tenütaze yaşadıkça hiç birşey yazamam. Şimdi olmaz. Daha sonra, söz veriyorum size yazacağım. Hatta, bu dergide, daha başka bir konu üzerinde, ölümünden değil, yaşamından söz edeceğim. Pentecote yortusu için sayfiyeye giderken Cumartesi sabahı satın aldığım “znamia” dergisinin son sayısını da götürmüştüm. Dergide Nazım’ın, “Les Romantiques” “Romantikler” adlı romanının son bölümü vardı. Yortu sırasında herkes onun değil Papa XXIII Jean’ın ölümünü bekliyordu her saat radyolarının başında. Ve pazartesi sabahı daha yaşıyordu. Nazım’a gelince, hiç birşey bizi uyarmamıştı. Can çekişmedi. Şöyle ayakta bir merdiveni çıkarken