Etiket: Nilgün Marmara

Nilgün Marmara’nın Metinler’inde Varoluşun Kırılgan Döngüsü

Nilgün Marmara’nın Metinler adlı derlemesi, bireysel bilincin evrensel bir boşlukla yüzleşmesini, dilin sınırlarında dolaşan bir iç hesaplaşma olarak sunar. Bu eser, 1980’lerin Türkiye’sinde, bireyin toplumsal ve bireysel kimlikler arasındaki gerilimini yansıtan bir belge niteliğindedir. Şiirlerdeki varoluşsal kaygı, bedensel sınırlılıkların sonsuz bir arayışla çarpışmasını, gündelik nesnelerin içsel bir fırtınaya dönüşmesini içerir.

okumak için tıklayınız

Nilgün Marmara’nın Daktiloya Çekilmiş Şiirlerindeki Varoluş Çatışmaları ve Sonuç Teması

Bireysel Deneyimlerin İç Dinamikleri Şiirlerde bireysel deneyimlerin iç dinamikleri, öznenin kendi benliğiyle yüzleşmesini temel alır. Örneğin, “Savrulan Beden” adlı şiirde, beden ve ruh arasındaki ayrışma, bireyin kendi varlığını bir nesne gibi algılamasına yol açar. Bu süreç, öznenin günlük rutinlerdeki yorgunluğunu ve sürekli bir kayma hissini yansıtır. Marmara, burada bireyin fiziksel

okumak için tıklayınız

Kafkaesk Edebiyatta Zaman ve Mekânın Varoluşsal Kurgusu

Belirsizliğin Sahnesi Kafkaesk edebiyat, bireyin varoluşsal krizini zaman ve mekânın çarpık aynalarında yansıtır. Franz Kafka’nın eserlerinde zaman, akışkan bir gerçeklikten ziyade, bireyi kıstıran bir tuzak; mekân ise ruhun sıkışıp kaldığı bir hapishanedir. Türk edebiyatında Nilgün Marmara, Tezer Özlü ve Füruzan Gürbüz’ün eserleri, Kafka’nın bu boğucu estetiğini miras alarak, bireyin anlam

okumak için tıklayınız

Kafkaesk Anlatının Sınırları: Marmara, Özlü ve Gürbüz’de Gerçekliğin Yeniden İnşası

Franz Kafka’nın eserleri, modern edebiyatta anlatı formunun sınırlarını zorlayarak gerçeklik algısını parçalayan bir estetik sunar. Kafkaesk anlatı, bürokratik, absürt ve tekinsiz bir evren yaratarak bireyin varoluşsal çaresizliğini ve sistemle çatışmasını betimler. Türk edebiyatında İlhan Berk’in deneysel şiirlerinden tanıdığımız Nilgün Marmara, Tezer Özlü’nün otobiyografik ve içsel yolculukları ile Didem Madak Gürbüz’ün

okumak için tıklayınız

Bireyin Varoluşsal Sıkışmışlığı: Kafkaesk Edebiyat ve Türk Edebiyatında Absürt Sistemlere Karşı İnsan

Kafkaesk Çerçevenin Temelleri: Absürt ve Bürokratik Tuzak Kafkaesk edebiyat, bireyin modern dünyanın bürokratik, otoriter ve anlamsız sistemleri karşısında çaresizliğini absürt bir mercekle ele alır. Franz Kafka’nın Dava ve Dönüşüm eserlerinde, birey, anlamını çözemediği bir sistemin dişlileri arasında ezilir. Dava’da Josef K., suçunun ne olduğunu bilmeden yargılanır; Dönüşüm’de Gregor Samsa, bir

okumak için tıklayınız

Nilgün Marmara: Sylvia Plath’ın Düzyazılarıyla Şiirleri Arasındaki Temel Farklar; Kurgusal Metinleriyle Dizeleri Arasında Bazı Karşılaştırmalar

“Öykü yazma tutkusu, hayatının en bariz yüküydü. Profesyonel olarak büyük bir başarı kazanmak, zor bir mesleğin erbabı olmak ve gerçek dünyayı ciddi bir şekilde araştırmak istiyordu…” der Ted Hughes, Plath’ın şiiri asıl ciddi iş olan düzyazıdan bir kaçış olarak gördüğü için düzyazı yazabilmeyi şiddetle arzulaması hakkında. Plath düzyazı yazarken karşılaştığı

okumak için tıklayınız

Tomorrow Will Be Another Day – Nilgün Marmara

TOMORROW WILL BE ANOTHER DAY -sevim’e- Belki ona gideriz yarın, Belleksiz sevgiliye, Poplin elli korkak çocuğa, Duyarlığı, unutkanlığının kanı anaya- Ona belki gideriz yarın, Gören gözlü kör güzele, Çılgın gülüşlü bebeğe, Yüreği, sızlanan ruhunun göğü yavrucağa- Yarın gideriz belki ona, Unutuşun türküsü, bekleyiş tortusunda, Esnek kokulu çiçeğe, Kaynak bakışlı Venüs’e-

okumak için tıklayınız

Toz-Dem – Nilgün Marmara

TOZ-DEM Kısacıktı karşı yolculuklarımız kara ve deniz üzerinde- Şafağın bodrumuna inerken sen, Hançerin ivmesiyle yükselirdim dul pencerelere. Azıcıktı köpük boz denizde ve karada Koyu bir saatin içinden çıkılamadı bir an yine de! Belki gülden kalma bir iz yanağındaki, Eski sabahın sarı gülünden üzerine deli gözünü bıraktığın… Öldüğünde, çekmecemde duran bu

okumak için tıklayınız

Kuğu Ezgisi – Nilgün Marmara

KUĞU EZGİSİ Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim, Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri. Ne zamandır ertelediğim her acı, Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi, -bu şiir – Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim, Dost kalmak zorunda bana ve sizlere! Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o, uykusunu bölen derin arzudan. Büyüsünü bir

okumak için tıklayınız

Kan Atlası – Nilgün Marmara

KAN ATLASI Emel’e “Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.” Çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk her gün her gece eğer adasında, Gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar sarmış bedenini çığlıklarken bunu su içinde… Karada, hançer suratlı abinin rüzgarında uçar adımları. Geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu İçinden karanlık, tekrar ve ilenç sızdıran hayret taşında. Soruyor

okumak için tıklayınız

Canım Sıkıntı Sınırı – Nilgün Marmara

CANIM SIKINTI SINIRI Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye

okumak için tıklayınız

Çok Güzel – Nilgün Marmara

ÇOK GÜZEL Durma artık burada uysal âşık! Aydınlık milinin yatağında. Bilemiyoruz belki de meşe o ağacın adı, Anlayamıyoruz varolduğumuzu gölgesinde ağırbaşlılığının. Veda geliyor şimdi, öğretmek için sergilenmeyi, uçuşan geriye dönen vakitte. Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını yüzün, kavisin beyaz yanağıyla? Bu aklıkta, minarem mavi benim. Işığım denize kayıyor, bir sayıklama

okumak için tıklayınız

Düşü Ne Biliyorum – Nilgün Marmara

DÜŞÜ NE BİLİYORUM Kimdi o kedi, zamanın eşyayı örseleyen korkusunda eğerek kuşları yemlerine, bana ve suçlarıma dolanan? Gök kaçınca üzerimizden ve yıldız dengi çözüldüğünde neydi yaklaşan yanan yatağından aslanlar geçirmiş ve gömütünün kapağı hep açık olana? Yedi tül ardında yazgı uşağı, görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o ve bağlanmıştır körler örümcek

okumak için tıklayınız

Gökkuşağından Darağacı – Nilgün Marmara

GÖKKUŞAĞINDAN DARAĞACI Şimdi’nin bedeni yok, Yontuyor geçmiş bilgisiyle gelecek belki olur diye taşı, taşını kokluyor yontu dağılıyor… Şimdi’si yitik bundan boyuyor boyuyor evine aldığı ağacın üzerine tüneyip duvarını, tavanını, geçmişi ve geleceği ve her yanını; dal kırılıyor… Şimdi’si yitik diziyor diziyor notalarını, göğe ışık üzerine boncuklarını, ucuza getiriyor varlığını sonsuzun

okumak için tıklayınız

Sylvıa Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi – Nilgün Marmara

*Nilgün Marmara 1987’deki intiharından iki yıl önce verdiği bitirme tezinde, bir başka ünlü şairi, yaşamına kendisi son veren bir başka kadını, Sylvia Plath’ı incelemişti. Ve şair “Umarım böylesine emsalsiz ve belirgin bir konuda, şiirlerini ölüm kavramını derinden algılayarak yazmış ve intiharında da sanatındaki kadar başarılı olmuş bir kadının analizini yapabilme

okumak için tıklayınız

Bana Doğru Gelen Kim? – Nilgün Marmara

BANA DOĞRU GELEN KİM “BANA DOĞRU GELEN KİM?”YA DA ŞİMDİKİ ZAMANDA BİR MOBİL, BİRİNCİ TEKİL ŞAHIS Dökülmüş bedenim kimyasına pirincin, yokedilerek kalsiyumun büyüsü yazgım belirlenmiş. Her an, hoş geldin diyorum bana doğru gelene, dalgalanan duygularımla. Sarkıyorum tavandan (bir tavan varmışçasına) yeryüzünün (varolduğunu umarak) renklerini bilmeme karşın – lal rengi, çivit

okumak için tıklayınız

Ece Ayhan – Nilgün Marmara Üstüne Sekiz Soru İki Görüş

1. Nilgün Marmara “korkunç kokular saçan renk cümbüşü içinde çekiciliği kavranamaz çiçekli yolların sürekli kuşkucu yolcusu” mudur sizce? Nereye nasıl ve kimle gittiği belli olmayan bir yolcu mu? 2. Nilgün Marmara’da yaşamla ölüm arasındaki o yerin o noktanın bakışımı günle gece arasındaki diyalogla monolog arasındaki o yer o nokta mıdır?

okumak için tıklayınız

Ece Ayhan – 128 Nilgün Marmara

Önce Nilgün Marmara’yı herkesinki gibi değil de kendine özgü ve çok değişik morumsu renkte bir giysiyle bir öğrenci olarak düşündüğümü söyleyeceğim. Ama derslere pek girmeyen ve umutsuzlar merdiveni’nde oturmayı seçen çok tuhaf bir öğrenci; daha doğrusu benzersiz bir öğrenci olarak düşündüğümü söyleyeceğim. Sırası belki önlerdedir ama kendisi en arkalarda bulunmayı

okumak için tıklayınız

Ece Temelkuran – Küçük Satırlar (Nilgün Marmara’ya dair)

Kendisini tanımayanlardandır Nilgün Marmara. Kendisini hiçe sayanlardan yok kabul edenlerden görmeyenlerden. Yağmurda yürürken ıslandığını değil küçük su taneciklerinin nasıl toprağın göğsünde masumca öldüğünü düşünenlerdendi. Arabaların gürültüsünü lanetlemek yerine bu gürültüye eşsiz bir sabırla dayanan yeryüzünün sükûnetine hayrandı. Kırılmalarla geçen aşkın sonsuzluğunu düşünürdü. Büyüyemeyenlerdendi hep çocukluk yaşayanlardandı. Az zamanda her zamanı

okumak için tıklayınız

Yılmaz Odabaşı – “Hayatın Neresinden Dönülse Kârdır” Diyen Marmara’nın Nilgün’ü

Şair intiharlarına övgüler dizilmesine karşı çıkarken, yine de Pavese’nin, “Kendini öldürmek konusunda haklı bir gerekçesi olmayan kimse yoktur” dediğini de unutmayalım. Şairse, ürettiği şiirse eğer, yaşarken olduğu gibi, öldüğünde de şairdir… Demek istediğim, intihar, şair olmayanı şair yapmaz, yapamaz, yapmamıştır da… Nilgün Marmara’yı hiç tanımadım; onu şiirlerinden biliyorum. “Kırmızı Kahverengi

okumak için tıklayınız

“Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde.” Cemal Süreya

“Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel, ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım, otuzuna değmemişti daha. Ece ile gergedan

okumak için tıklayınız

Daktiloya Çekilmiş Şiirler – Nilgün Marmara

Nilgün Marmara’nın ölümünden hemen sonra çıkan 1988 yılında yayınlanan “Daktiloya Çekilmiş Şiirler” kitabında yer alan şiirler, Marmara tarafından 1980-1987 yılları arasında kaleme alınmıştır. Everest Yayınevi Nilgün Marmara’nın daktiloya çekilmiş şiirlerinin olduğu dosyada herhangi bir düzeltme yapmayarak, özgün halde bırakarak yayınlamış. *Bizce bu kitabın, Türkçe yazılan şiirde özel bir yeri var.

okumak için tıklayınız

Kırmızı Kahverengi Defter – Nilgün Marmara

Nilgün Marmara’yı hiç tanımadım; onu şiirlerinden biliyorum. “Kırmızı Kahverengi Defter” adlı kitabındaki biyografisi şöyle yazılmıştır: “1958’de doğdu; yirmi dokuz yıl sonra yeryüzünü terk etmeye karar verdi…” İşte bu kadar kısa, yalın bir biyografisi var onun. Fotoğraflarındaki güzel yüzünü alıp gitmiş bir şair imgesidir Nilgün Marmara. Cüreti, güzelliği ve şiirlerinde en

okumak için tıklayınız