?Tay? Sırtında İki Gün – Duran Aydın

Şiir insanı korur mu?
Korurmuş?
Yaşayarak gördüm ben bunu. Dünyanın kiri-pası, çamuru-çirkefi bulaşmazmış şiirle yıkadın mı yüreğini? Sabahın seherinde, akşamın yorgun sularında yüzüne şiir serpersen olacağı budur: Arınmış, durulmuş, başkalaşmış, rafine bir yaşam biçimi?
Bir de şiir, yeni dostluk kapıları açarmış insanın önüne. Pörsümüş birlikteliklerin enkazını, yanık şehirler gibi ardına almayı belletirmiş.
Biliyorum, şu an yeryüzünde birçok otobüsün, tren, uçak ve geminin birçok yolcusu şairdir. Dağlar, ovalar, kasabalar ötesine giden şairler; tıpkı benim şimdi olduğum gibi, yeni arkadaşlık ve dostlukların sımsıcak yorganına sarınıp yüreğini ısıtıyordur.
Varılacak yerlerde açılan kollar, sunulan çiçekler, gülümseşen gözler hep, hep şiir adınadır. Kimseler bilmez bunu. Bilseler de anlamak istemez, garipserler.
İşte şimdi şu tüneli geçince bu otobüsteki diğer yolcular gibi ben de varmak istediğim kentle, Karabük?le kucaklaşmış; ilk kez yüzlerimizi göreceğimiz dostlarla sarmaşmış olacağız?
Ne demişti Gülderen Canyurt, unutmamalıyım: ?Karabük?e varmadan, içinden geçeceğin tünelden sonra beni ara??
Ben onu arayacağım, eşimle beni otogardan alacak, aylardır beklenen ilk görüşmenin heyecanıyla kanatlanacağız!
Soldaki küçük tepenin üzerinde bir yazı: ?Cumhuriyet Kenti Karabük?? Etkilendiğim, beğenimi okşayan güzel bir söz. Eskiden mi öyleydi, şimdi mi? Böyle bir sorunun yanıtı iç açıcı olacak mı? Nedir Karabük?ü ?Cumhuriyet kenti? yapan özellikler? Bu anlamda ülkenin diğer kentlerinden Karabük?ü ayıran dokular nelerdir? İzmir, Adana, Bursa; ne bileyim Antep, Gümüşhane? ?Cumhuriyet kenti?nden sayılmazlar mı?
Solda fabrikalar? Kömür karasına yakın pis yeşile bürünmüş ağaçlar? Dağlarda duman sisi! Kentin ortasında bir soba yanıyor da bacadan çıkan dumanın isi gökyüzünü örtmüş gibi! Bir zamanlardaki Ankara ve Adana?nın güney mahallelerinde olduğunca zehirli bir ağ gerilmiş Karabük semalarına!
Kentin ana caddeleri şantiye halinde. Harıl harıl çalışılıyor. Yollar, kaldırımlar yeniden biçimlendiriliyor. Karabük de Adana gibi doğalgazla yeni tanışacak. Açılan kanallar, döşenen borular bunu anlatıyor. Şunu daha sonra göreceğiz: Öyle bir caddeden geçiyoruz ki; örneğin bir Moskova, örneğin bir Fransa?daki gibi evler ağaçların arasında kaybolmuş! Meyvesiz de olsa yapraklarının fısıltısı, savurduğu serinliğiyle ürpertiyor içimizi? Bütün Anadolu kasabalarında, illerinde görülen sakin, sessiz; Adana?dan alışık olduğumuz çocuk dolu sokakları Karabük?te de, Eflani?de de, Safranbolu?da da göremiyoruz?
Otobüs, bir caddede dönel kavşaktan sola kıvrılıyor. Elli metre sonra sağa, otogara?
?Bekleyenim? yalnız değil, yanında birisi var. Otobüsten inmeden göz gözeyiz. Ellerinde eşim ve bana verecekleri çiçeklerle Gülderen Canyurt ve Sevim Yazar; aynı o çiçekler gibi gülümseyerek karşılıyorlar bizi. Sevim Yazar: Karabük?ün, onu tanıyan herkesin ve şairlerin ve ille de Gülderen Canyurt?un ?şiir annesi!?
Ben de ?Sevim Abla? desem kabul eder mi? Önce ?ablalığı?, sonra da ?anneliği?ni eşimden ve benden de esirgemediği için sevgimiz, saygımız sonsuzca olsun Sayın Sevim Yazar?a? Dileriz ki çok uzun yıllar yaşasın daha?
Canyurt?la Yazar?ın gülümsemeleri, seslerindeki cıvıltılı tını insanın içini ısıtıveriyor. Eşim ve ben bize sunulanın çiçek değil iki güzel yürek olduğunu anında algılıyoruz.
Sevim Abla?nın adını elbette biliyorum; TURUNÇ?ta daha önceleri bir şiirini yayımlamıştık. Dergimize abone olduğu gibi, bulur da? Bir de, dosyamızdaki ?Suya Düşen Sözcük?le ilgili tanıtım yazısını anımsıyorum. Artık biliyorsunuzdur: ?Suya Düşen Sözcük?, Gülderen Canyurt?un yakında ikinci baskısını yapacağı ikinci şiir kitabı?
Gülderen Hanım?la bilgisunar üzerinden kurduğumuz aylar öncesine dayalı bir tanışıklığımız var. Şiir dostum benim o? Hâlâ ciddi ciddi mektuplaşırız Canyurt?la; eskidenki gibi yani? ?Bu geleneği yaşatalım istiyorum; ne dersin Duran, mektuplaşalım mı?? dediğinden beridir yazışıyoruz. Elyazısıyla kâğıtta harflere dönüşen mürekkep sıvısı; sevgi-saygı-dostluk-kardeşlik duygularını perçimliyor yüreklerimize. Yalnız hemen belirtmeliyim, sizler de yaşamış olabilirsiniz: Kimi zamanlar gönderilerimiz buharlaşıyor; meraktan gebertiyor bizleri! Posta dağıtıcıları ya da kurumda birileri Allahsızlık yapıyor bugünlerde. Son yazdığım mektubu postaya verdikten hemen sonra Gülderen Hanım ?Ölüdeniz Edebiyat Festivali?ne katılmak için Muğla?ya gitti, geldi; bir ay sonra ben Karabük?teyim, bizim mektup hâlâ Adana-Karabük arasında bir yerlerde otlanıyor!
Gülderen Canyurt şimdilerde TURUNÇ?ta? Yeni TURUNÇ?un yeni ?Yazıişleri Müdürü?? Karabük?teki kanadımız. Soluğumuza güç katan emeğini edebiyatımız ve biz unutur muyuz?
İyi de; ?Karabük nire, Adana nire?? Bizi Karabük?e getiren nedeni, bu soruyu bana Adana?da sorar gibi yapan otogardaki bilet satıcısına da anlatamamıştım! Burada bu imrenilen işleri yapan güzel yürekli, gerçekten ?iyi? insanların arasında bulunmamın nedeni: 2011?in ?İbrahim Yıldız Şiir Ödülü?ne değer görülen 3. şiiri yazmış olmam; ?Şubat Mavisi??
Eşimle birlikte buraya Ekim?in 21., Cuma günü geliş nedenimiz yalnızca ödül töreni değil. TAY dergisi 12. yaşına girdi, biliyorsunuz. Oğlu Halil Nihat Yıldız?ın; babası, şair İbrahim Yıldız?ın anısına, arkadaşlarıyla Karabük?te yayımladıkları TAY?ın yeni yaşı, ödül töreniyle birlikte düzenlenen etkinlikte kutlanacak.
Kutlandı da? Ama etkinlik Karabük?te değil, İbrahim Yıldız?ın doğduğu ve mezarının bulunduğu yer olan Eflani?de yapıldı. Yarışma birincimiz Ali Ziya Çamur ?Kalk?, ikincimiz Keramettin Çetin ?Kağıt Toplama Günleri?, üçüncümüz ben de ?Şubat Mavisi? adlı şiirlerimizle ödüllendirildik.
Eflani Belediye Başkanı, Kaymakam, Garnizon Komutanı da konuşmalarında şair İbrahim Yıldız?dan, şiirden, TAY dergisinden söz ettiler. İmrendim doğrusu? İki buçuk milyon nüfuslu Adana?da ne böyle bir şiir yarışması yapılıyor, ne protokol?dan insanlar geliyor, ne de Karabük Kültür ve Sanat Derneği gibi bir derneğimiz ve bürosu var! 1978?den bu yana içinde, mutfağında bulunduğum dergilerin hiçbirinin bürosu mürosu olmadı! Hep kahvehane, çayocağı köşelerinde kotardık dergi ve kitaplarımızı!
Halil Nihat Yıldız?ı, Hüseyin Özmen?i, Tahsin Şentürk?ü, İsmail Arslan?ı, Gülderen Canyurt?u, Sevim Yazar?ı, Döndü Açıkgöz?ü, Ertan Şahin?i, Mustafa Yanık?ı, Ali Cengiz Topçuoğlu?nu, Hüseyin Lütfi Ersoy?u ve bütün Karabüklü şair ve yazarları kıskandım açıkçası? Kıskandım; ?Adana?da neden böylesi bir birliktelik yaşanamıyor?? sorusuyla da iğneyi kendime batırdım!
Bizim, Adana?larda pek beceremediğimiz gibi; kimse kimseyi düşüncesinden dolayı dışlamamış? Küslerin küslükleri kalplerinde gömülü? Bir araya gelmeyi biliyorlar. En azından ben öyle gördüm! Dayanışma içinde, dostlar. Bu ateşle sarmaşıyorlar?
İbrahim Yıldız herkesin saygı duyduğu önemli bir ?insan? ve ?şair?? Sevmeyen, tanımayan yok! Lokantada, otelde, muhtarın otobüs bileti satılan bürosunda? nerede kime sorduysam, biliyor, tanıyor, seviyor? Adana?nın Orhan Kemal?i, Yaşar Kemal?i, Yılmaz Güney?i gibi!
Mezarının başında onu ananlar saygılı, içten ve vefalıydı. Şiirler okundu, dualar edildi. Ağlamayı becerebilenlere ağlayamayanlar imrendi?
Eflani?yi bir kovboy kasabasına benzettim! Hani başı sonu belli düz bir yol vardır. Düzülüdür evler, dükkanlar, berber, gazino, lokanta? yolun iki yanağına? Bütün Anadolu kasabaları gibi Eflani de öyle! Zaman buralarda nasıl böylesine yavaş geçer? Hiç kimse hiçbir şey için acele etmiyor gibi! Kavga eden de yoktur Allah bilir buralarda! Trafik sıkışmaz, at arabasıyla Mercedes aynı caddeyi bölüşmez, şalgamcı-kebapçı, bicici zaten bulunmaz! Pazar pazara, çarşamba da çarşambaya benzemiyor doğrusu?
Gece. Otel. Soba? Soba, evet! Gerçi Gülderen Hanım bizi çok korkutmuştu; ?Aman kalın giyinin, eşin çizmeli gelsin!?
Geldik de ne gördük! Aynı Adana? ?Sarı Sıcak?ımızı da bavulumuzda getirmişiz meğer? Ortalık yaz, bahar; gökyüzünde ?Şubat Mavisi…?
Otel görevlisi genç kömür sobasını tutuşturmuştu. Önce battaniyesiz, atletle. Gece 24; bir battaniye. 03; iki battaniye bir mont, artı çoraplar?
Aşağıda, köşedeki bakkal aynı zamanda oteli de işletiyor. Nedense, yıllar önce okuduğum Halide Edip?in ?Sinekli Bakkal? adlı romanını anımsıyorum. Belki düzeninden, sıcaklığından, çoktandır unutulan ?bakkal amca? görüntüsünde yaşlı bir sahibinin oluşundan?
Otel mi? Otel, Yusuf Atılgan?ın bir yalnızlık başyapıtı olan, Ömer Kavur?un filme aldığı ?Anayurt Oteli?ndeki gibi sessizliğin sesine gömülü?
Sabah? Kahvaltıda soruyorum lokantacıya: ?Nedir geçim kaynağı Eflanililerin?? Büyük çoğunluğu emekliymiş. Bir ayakları İstanbul?daysa diğeri Ankara?daymış. Kavgasız, gürültüsüz düz bir çizgi üzerinde yaşayıp gidiyorlarmış. Burada ve birçok yerde hoşgörülen, geçiştirilen küçük olaycıklar için biz Adanalılar hemen parlar, kavga ederiz oysa!
Karabük?e dönme zamanımız Eflani?deki ilk ve son kahvaltıdan hemen sonra 10.30?daydı. Keramettin Çetin, ben ve eşim aynı minibüsle Karabük?e dönerken, Ali Ziya Çamur çoktaan Anamur değil, İstanbul yollarına düşmüştü?
Karabük?e girmeden Safranbolu?nun karnını yara yara ilerliyor minibüsümüz. Daha sonra Sevim Yazar ve Gülderen Canyurt?la birlikte; eşim ben ve Keramettin Çetin, parke taşlı Safranbolu sokaklarını adımlayacağız. Ama, öncesinde ?Karabük Kültür ve Sanat Derneği ? Tay Dergisi?nin bürosuna uğramak var. Çantamın ağırlığını o hep güleryüzlü, sıcak ve alçakgönüllü insan Halil Nihat Yıldız?la üleşiyoruz.
Bir işhanı. Yukarı katlardan üçüncüsünde dernek odası. Çanta ağır; girişteki çaycıya emanet olsun mu? Birazdan ineceğiz; Gülderen Hanım?ın konuğuyuz bundan sonra? Sözleşme saati 12.
Halil Nihat Yıldız, Keramettin Çetin?le; Hüseyin Özmen?in demlediği çaylarımız eşliğinde, Sevim Yazar ve Ertan Şahin?in yeni çıkan kitaplarına dokunuyoruz? Kitapların buğusu üzerinde? Yazarlarının mutluluğu bulaşıcı; bizlere işliyor. Sevim Yazar ve Ertan Şahin de ilk kez o an görüyorlar kitaplarını? Heyecanları gözlerinden okunuyor. Okunmaz mı?
Saat tam 12?de Canyurt?un telefonu! Sevim Abla, Keramettin, ben ve eşim Gülden, dernekteki arkadaşlardan izin isteyip ayrılıyoruz.
Canyurt, araba kullanmakta da usta! Karabük?ü, Safranbolu?yu gezeceğiz. Ağaçlıklı, minyatür havuzlu bir lokantada hayatımda ilk kez ?kuyu kebabı? yiyeceğim.
Safranbolu?da hepsi birer tiyatro dekorundaki gibi şirin, sıcacık görünümlü evlerin, hanların, hamamların arasındaki gezintimiz fotoğraflarla belgeleniyor?
Akşamüzeri yeniden Karabükte?yiz. Canyurt örgütçü! Her şey tıkır tıkır! Keramettin, Halil Nihat?la buluşacak; derneğin önünde ayrılıyoruz.
Karanlık iyiden iyiye çöktüğünde, Gülderen Hanım?ın kitap, dergi, fotoğraflarla döşenmiş çalışma odasındayız. Antika eşyalar, gramofon, asma bir kilit; hangisini sayabilirim? Zevkine göre döşemiş evini? Hanım eli değen her yer gibi burası da incelikler yüklü?
Sevim Abla, eşim ve ben salonda söyleşinin en koyusundayken Gülderen Hanım mutfakta? Biraz sonra gelen diğer konuklar, ilk kez tanışacağım Gülderen Hanım?ın eşi Taner Canyurt?la doyumsuz bir yemek ve söyleşi eşliğinde türküleşeceğiz? Daha doğrusu, onlar söyleyecek biz eşlik edeceğiz? Alışkın olmadığım böylesi bir konuklukta hiç yabancısımadım kendimi! Kibir yok. Kimsenin burnu havada değil! Konuklarına güler yüzlü dostluklarını sunmakta cömertler.
Sabaha yolculuk var. Ne biçim bir Adana ki bu; ondan ayrılmaya iki gün bile dayanamıyorum!

Duran Aydın

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Coşkun Karabulut?un Toplu Şiirleri: ?Beni Zamansız Bırak?* – Duran Aydın

Kendisi de bir şair olan Coşkun Karabulut sanatçıları, özellikle yazarları ?düşünür?, şairleri ise ?sezgi ustası? olarak görür. Ama bu sezgiyi...

Kapat