Temmuz İçin Yaralı Semah – Yangın Şiirleri, Kemal Özer, ?bakılan?ı ?görünür? kılmalı.

Şiirimizin önde gelen şairlerinden Kemal Özer’i 30 Haziran 2009 tarihinde yitirdik?
Onca şiir kitabı, çocuk edebiyatı, denemeler, günlükler ve…
Bize en son öyle bir yapıt bıraktı ki, can acısı, yangın acısı, yitirdiğimiz insanların bize sonsuzca gönenç kaynağı olacak onuru, cesareti, sevgisi yer aldı o yapıtta. Temmuz İçin Yaralı Semah.
Kemal Özer, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yakılarak öldürülenler için yazdı Temmuz İçin Yaralı Semah’ı.
‘Yaşanan’a tanıklığı şiirinin odağına yerleştiren Kemal Özer, bu tutumunu 2008 yılının Haziran ayında çıkan “Temmuz İçin Yaralı Semah”ta da sürdürdü. 2 Temmuz 1993 Sivas yangınında ‘yaşanan’lara şiirlerle bakıyor. Yangının yol açtığı ölümleri, ölümlerin yol açtığı duyguları, tepkileri, acıları, dramları görünür kılmayı amaçlayan bu şiirler, bir tanıklığın tutanağı olduğu kadar, ‘yolun sona erdiği yerde yeniden yola çıkan’ı da içinde barındırıyor. Suçun üstüne gitmeye yönelen bir yürüyüşle döne döne, tıpkı semah gibi.
Temmuz İçin Yaralı Semah, gömülmek istenene, unutturulmak istenene karşı bir suçüstü kitabı.
?Yakılmak istenen; bu tertemiz ve dopdolu tutku, bu canlılık, bu düş. Korkulan da bu. Filizlenirse, ortalığı sarıp sarmalarsa, dal budak salarsa durdurulabilir mi? Daha filiz vermeden dal kırılmalı öyleyse. Yangın, o gençleri yakmak için değil yalnızca. O yangının asıl yapmak istediği, filiz verecek dalları kırmak. Gençlerin içinde mayalanan özsuyu, dallara yürümeden, daha çiçeğe dönüşmeden kurutmak. Yalnız Sivas?ta değil, her yerde istenen bu. Çoğu kez sinsice, saman altından su yürütürcesine. Kimi yerde de su yüzüne vurarak. Toplu kıyımlarla fışkırarak. Sivas yangını bunlardan biri. Tıpkı daha önce Çorum?da, Kahramanmaraş?ta olduğu gibi.
Yangın gözümüzü alırsa, asıl yürütüleni, yürütülmek istenen kıyımı görebilir miyiz? Yok etmek değil tek amaç öyleyse. Yok ederken aynı zamanda gözlerden saklamak da sözkonusu.

Yitiklerin ardında kalanlar sürekli soruyorlar: Nasıl kıydılar bu gencecik insanlara? Ne yaptılar ki bu ölümü hak ettiler?

O gençlerin dünyayı olduğu gibi kabul edip bu dünyada kendilerine bir yer arıyor olmalarıydı istenen. 1980 sonrasında yaratılan Türkiye?ye ayak uydurmalarıydı. Oysa onlar öyle yapmadılar, öyle yapmamanın tohumunu taşıdılar içlerinde. Sunulan yaşamı kabul etmek istemediler, kabul etmemenin olanaklı olduğunu gösterdiler üstelik. Bunu hazırlayan kaynaklardan beslendiler. Hâlâ kurutulamamış kaynaklardan.

Sivas, yalnızca bir yangın değil, bir dal kırımı. Kaynağından beslenip gün yüzüne çıkacak bir yaşam canlılığını kurutma eylemi. Kelebeği kozasının içindeyken boğacaklar ki bir ufka kavuşmasın. Bir ufuk edinme düşünü ortalığa saçmasın.

(…) Önümüzdeki ayın başında, 2 Temmuzda ?Sivas?ı Unutmayalım? denecek yine. Belleğimiz açılarak anılar ortaya saçılacak. Kararlılığımız kimi etkinliklerle dışa vurulup kimi yayın organlarının kapaklarında dile getirilecek. Soru bir daha gündemde: Ne yaparsak Sivas unutulmamış olur? Çağrışımlar beni bu sorunun yanıtını aramaya yöneltti bir kez daha. ?Ozanın gözü her yıl yeniden bakmalı? dedim. Sivas?a yeniden bakmalı ve suçüstü yapmalı. Tıpkı Geo Milev gibi, tıpkı Miklos Radnoti gibi. Katillere suçüstü yapan ozanın gözüyle bakabilmeliyiz. Üstü ne kadar örtülürse örtülsün, ozanın gözüyle görmeliyiz bir daha. Gömüt tanımayan gözüyle, gömülse de örtülmeyen gözüyle.

Yangın Şiirleri, ozan gözüyle bir daha bakmanın, olayı yaratanlara suçüstü yapmanın somut bir göstergesi değil mi? Onlar adına, yitirilenler adına bakmak, onların ozan gözüyle yapacakları suçüstünü dile getirmek değil mi? Onlar adına bakmak, onların gözüyle bakmak değil mi? Onların duygularıyla, anılarıyla bakmak, onlarla yok edilmek isteneni yeniden ayağa kaldırmak değil mi? Yok edilmek istenene bakmak, yok etmek isteyene suçüstü değil mi? Gömülmek istenenin üstünü yeniden açmak, onların gözüyle bakmak değil mi? Gömmek isteyenin karşısına dikilmek değil mi?

(…) Y e n i d e n t a n ı m l a n a n k a v r a m l a r
7 Mayıs 2008 / Dün Etken dergisinin sorularını yanıtlarken, birtakım kavramların sık sık karşıma çıkması sonucu, onları yeniden tanımlama gereği duydum. Bunlardan biri ?tanıklık?tı. ?Yaşanan?a tanıklık etmek için yazdığımı söyleyen birtakım alıntılar bir kez daha karşıma çıkarıldı. Yanıtlarken, bu kavram için, yeni bir tanımlama yapmak istedim. Ve sözkonusu tanıklığın bir gözlem tanıklığı olmadığını söyledim. Benim için, görünür olmayı sağlayan bir tanıklık sözkonusuydu. Bakılanla görülen arasında bir işlemdi bu tanıklık. ?Bakılan?ı ?görünür? kılma yolunda bir işlem.

Temmuz İçin Yaralı Semah böyle bir tanıklık yapıyordu. ?Yaşanan? tanıklık ederken, onu ?bakılan? olarak bırakmayacak, yazılan şiirler ?görülmesi?ni sağlayacaktı. ?Bakılan?ın arkasında yatan duyguları, tepkileri, acıları, dramları, kısacası insanî özü ?görünür? hale getirecekti.

Ölüm, yolun sonu gibi görünebilirdi. Yok oluşa götüren bir yolun sonu. (Geo Milev?in, Miklos Radnoti?nin ölümünde olduğu gibi). Ama her iki örnekte de öyle olmadığını gösteren bir yürüyüş alttan alta sürüp gitmişti. Bir başka olayla gün ışığına çıkmıştı bu yeraltı yürüyüşü. Kazılarda ortaya çıkarılan iki gömüt ve gömütlerde ortaya çıkarılan iki kanıtla. Kanıtlardan biri, Geo Milev?in takma gözüydü; öteki de Miklos Radnoti?nin cebinde kalan şiirlerdi. Her ikisi de birer suçüstü yapmış oluyordu, yıllar sonra.

Temmuz İçin Yaralı Semah, bu anlamda bir kanıt sayılabilir. Yolun sonu kabul edileni yıllardır sürüp giden bir yürüyüşle bugüne taşıyan ve görünür kılan bir kanıt. O yürüyüşü, kitap okundukça, yeraltından çıkaracak. O yürüyüşe bir tanıklık. ?Yaşanan?a bakılınca, ?yaşanan?da yitirilenleri gören, ?yaşanan?dan geriye kalan duyguları, dramları, tepkileri gören, bütün bunların bir yürüyüşe dönüştüğünü gören ve gösteren bir tanıklık. (Onun için salt bir gözlem tanıklığı değil.)

Temmuz İçin Yaralı Semah kitap olarak bitti, ama bu duruşuyla yeni bir kitabın esinini de oluşturdu. Suçüstüne dönüştürülecek yeni tanıklıkları gündeme taşıyarak. İlk örneği, geçen yıl yazılan ?Yetimler Ağıtı?na Ek?. Bir başka Yaşadığımız Günlerin Şiirleri diyebiliriz onlara. Bir yanıyla günce, bir yanıyla geçmişi anma, anımsama/anımsatma. Tanıklıklar üst başlığıyla bir araya getirilebildiği gibi, Yazıtlar adı altında da toplanabilir. İlki, günceye uygun düşer, ikincisi anmalara. Yazıtlar?ı yazılacak olanlar o kadar çok ki! Ama burada önemli olan, Temmuz İçin Yaralı Semah?ta varılan çizgiyi geliştirerek sürdürmek. Geçmişe ve bugüne bakıldığında, onun arkasında bulunan duyguları, tepkileri, dramları gören, gösteren bir ?yaşanan?lar tutanağı. Yakın tarihten bir kesitler toplamı. Tanıklıkları ?duygusuz bir dil?den uzak tutup ?duygusallığa yenik düşmeyen? bir dengeyle dile getirerek ve birer suçüstüne dönüştürerek.? Kemal Özer

Kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, şair Kemal Özer’in sitesini TIKLAYIN

İlk kitaplarını Ekim 2006 tarihinde yayınlayan Yordam Kitap, toplumcu gerçekçi şiirimizin önemli temsilcilerinden Kemal Özer’in 2 Temmuz 1993 Sivas toplu kıyımına odaklanan kitabı Temmuz İçin Yaralı Semah / Yangın Şiirleri ile 50. kitaba ulaştı. Yordam Kitap, bu anlamlı dönemece varmanın heyecanını ve gururunu dostlarıyla paylaşmak üzere bir kutlama gerçekleştirdi.
13 Haziran 2008 günü İstanbul’da TGC Basın Müzesi’nde gerçekleştirilen kutlamaya ilgi büyüktü. Abonelerimizin yanı sıra basından, akademi ve edebiyat dünyasından, sendikal alandan dostlarımızın katıldığı kutlamada söz alan Doğan Hızlan yayınevinin 50. kitaba ulaşmasının anlamını vurguladı ve Kemal Özer şiirini değerlendirerek yeni yapıtlar üretmenin, sürekliliğin önemine değindi.
Kemal Özer ise kendisini kutlayan topluluğa şöyle seslendi:
“Bizi bu akşam bir araya getiren, özünde emek dünyası. Emek dünyasının değerleri, o değerlere hizmet. Yordam Kitap, bu hizmete kendini yeni adayanlardan. Başlayalı daha iki yıl bile olmadı, ama bu kısa süre içinde önemli Yordam Kitap, bu gelişmeyi gösterirken, temelinde yer alan özveriye ve ilkeli çalışmaya dayandı. Kendini temsil etmek için seçtiği Y harfi, bu yüzden yere sağlam basan bir ağaç. Dallarını ve yapraklarını harfler oluşturuyor. Ama tek tek görünmeyi seçmiyor bu harfler. Öne çıkmayı değil, görüntüyü oluşturmayı yeğliyorlar.
Onlara bakınca, Yordam Kitap’a verilen emekleri, sağlanan katkıları görüyorum. Tıpkı harfler gibi, öne çıkmadan yer alıyorlar bu görüntünün içinde. Temmuz İçin Yaralı Semah kitabımla bugün ben de katılıyorum. Harflerin arasında bir harf olarak. Hangisi, bu önemli değil. O harflerden biri olmak, biri olduğumu bilmek Yere sağlam basan ağaç, kuşkusuz yeni yapraklar ve dallarla gelişimini sürdürecek. Kısa süre içinde yüzüncü, ikiyüzüncü kitaplara da ulaşacak. Şimdiden görür gibiyim, emek dünyasının değerleriyle yaşayanları yine böyle bir araya getirecek.
Yordam Kitap’a emek veren, katkı sağlayan herkesi kutluyor, bize bu umudu duyuranlara teşekkür ediyorum.”

Kitap Hakkında Bilgi
Yayın Yönetmeni : Hayri ERDOĞAN
Kapak Tasarım: Savaş ÇEKİÇ
İç Tasarım: Savaş ÇEKİÇ
Sayfa Düzeni: Onur GÖKALP
Baskı: Graphis Matbaası
Baskı: 1. Baskı, Haziran 2008, İstanbul
Sayfa Sayısı: 80

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
Paslı Hayatlara Karşı: “Kalaylı Şiir” – Müslüm Kabadayı

Bir kitaptaki tüm şiirleri bir başlık çağrıştırabilir mi? Mustafa Akyürek, ikinci şiir kitabına verdiği ?Kalaylı Pusu? ile bunu başarmış. İki...

Kapat