?Tiyatrolar Halkındır / Özgür Sanat Sosyalizmde? – Müslüm Kabadayı

“Her şey göründüğü gibi olsaydı, bilim ve sanata ihtiyaç olmazdı.” dendiği biliniyor.
Bu saptamanın ne kadar yerinde olduğunu, son dönemde yaşanan “sanata saldırılar” çıplak biçimde ortaya koyuyor.
Her şeyi “satılık”a çıkaran talancı sermaye zihniyeti, onun adına iktidarı oluşturan AKP, “sanatın gerçekleri imgelerle yeniden kurma ve gösterilmeyeni gün ışığına çıkarma işlevi”nden korktuğu için sanata ve sanatçılara saldırıyor. En son olarak da İstanbul Şehir Tiyatroları’nın gerici bürokrasinin emrine verilmesi ve Devlet Tiyatrolarının özelleştirilmesini gündeme getiren gerici ve piyasacı iktidara karşı, bir süredir tiyatrocular ve tiyatroseverler ayakta…
14 Mayıs 2012 Pazar günü, yağmurlu havada Ankara’daki Küçük Tiyatro etrafında zincir oluşturan 500’ün üzerindeki tiyatrocu ve izleyiciler, “Tiyatrolar Halkındır Satılamaz” sloganı etrafında kamu mülkiyetinde olan tiyatrolarına sahip çıktı.
Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Vakfı (TOBAV), Devlet Tiyatroları Meslek Birliği (TOMEB), Tiyatro Oyuncuları Derneği (TODER), Oyuncular Sendikası, Kültür Sanat-Sen, Sanatçılar Girişimi ve Özerk Sanat Konseyi?nin bir araya gelerek oluşturduğu Devlet Tiyatroları Müdavimleri, ?Gölge etme Tayyip sahne görünsün?, ?Cemaat elini tiyatrodan çek?, ?Tiyatroya özgürlük, kahrolsun faşist diktatörlük?, ?Karanlığa karşı özgür sanat?, ?Seyirci kalma, tiyatrona sahip çık?, “Özgür sanat sosyalizmde” sloganlarının atıldığı eyleme Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, Halkevleri, Barınma Hakkı Meclisi de destek verdi.
Tiyaronun ağlayan ve gülen yüzünü olanca içtenliğiyle gözlerinden okutan kitlenin duyarlığı önemliydi. Ancak, eylem sırasındaki en önemli yanlışlık, burjuva milletvekillerinin konuşturulamasıydı. Kitlenin duyarlığının, burjuva partilerinin, milletvekillerinin savurmasına izin verilmemeliydi orada. Çünkü onların ülkemizin bugünlere gelmesindeki payı göz ardı edilmiş olur o zaman.
Oyuncular, izleyiciler ve kurumlar adına yapılan konuşmaların temel vurgusu, sanatın özgünlüğünün ve özgürlüğünün, “özelleştirme”yle taban taban zıt olduğuydu.Sloganlar da bu vurguyu yüksek sesle dile getiren ve ortakça dalga dalga yayılarak bir sanatsal gösteri havasında etrafa yayılan içtenlikteydi, kamucu nitelikteydi.
Bundan sonraki mücadelenin sürekli ve güçlü biçimde örülmesinin önündeki temel sorun ise şu: Bu saldırılar karşısında hem sanatçıların hem de örgütlerinin kitle bağlarını güçlendirecek çalışmalara yönelip yönelmeyeceği. Eğer böyle tepkilerle sınırlı kalırsa, halk sahip çıkmazsa soruna, zamanla bu tepkilerin sönümlenmesi de söz konusu olabilir. Onun için alternatif çalışmaları, zaman geçirmeksizin sanat örgütleri ve sosyalist örgütler el ele vererek hayata geçirmelidir.

Müslüm Kabadayı

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Türkiye İşçi Romanları / Bölüm:1 Maden İşçileri – Diyar Saraçoğlu

Türkiye?nin roman türü ile tanışması özellikle batı Avrupa ülkelerine göre (geç kapitalistleşme süreciyle ilişkili olarak) oldukça yeni sayılabilir. Çalışma kapsamında...

Kapat