Toplama Kampında Bir Şair: Paul Celan

“…Deniz kabuklarına, bir hafif buluta sesleniyorum ve bir sandal tomurcuklanıyor yağmurda.
Bir tay koşuyor yapraklanan parmaklarda –
Kapkara açılıyor büyük kapı, ve şarkı söylüyorum:
Nasıl yaşardık bizler burada?“

Paul Celan 1920’de Romanya’nın Czernovitz kasabasında almanca konuşulan Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş.Asıl adı Paul Antschel’dir. Paris’te 1938 yılında tıp eğitimine başlamış, ancak 2. dünya savaşının başlamasından sonra eğitimini yarıda bırakıp Romanya’ya dönmek zorunda kalmıştır. Annesi Nazi toplama kamplarından birinde bir ss subayı tarafından dövülerek öldürülmüştür daha sonra annesi için Akçakavak şiirini yazacaktır.

Akçakavak
Akçakavak, yaprağınla ak-pak bakarsın ya karanlığa,
Ak düşmemişti hiç annemin saçlarına.
Karahindiba, Ukrayna ne kadar yeşil,
Sarışın annemse dönmedi yuvasına.
Yağmur bulutu, kaynağın kurudu mu?
Benim sessiz annem ağlar tüm insanlara.
Çember-yıldız, bağlıyorsun o altın kurdelayı,
Bir kurşunla annem kalbinden aldı yara.
Meşe kapı, kim çıkardı rezelerden seni?
Benim tatlı annem gelmeyecek bir daha

Babası ise yine kampta tifüsten ölmüştür. Paul Celan savaşın bitimine kadar on sekiz ay bir toplama kampında esir kalmış ve orada yasadığı travmaların izini taşıyan,ruhu yaralı bir şairdir.

Sanatçı zamanının tanığıdır,resmi olmayan tarihin yazılmasında önemli bir payı vardır. Paul Celan, Adorno’nun ‘auschwitz’i yaşadıktan sonra şiir yazmanın olanaksızlığı’na ilişkin ünlü yargısını zamanının tanıklığını şiirleriyle yaparak boşa çıkarmıştır.Pek çok şiirini Holokost´da hayatını kaybetmiş insanların anısına yazmıştır.

“Açılıyor zamanın
yara izi
ve bütün ülkeyi kana veriyor“

Bu yüzden artık sevgiden bahsetmek zordur çünkü karanlıkların prensi toplama kamplarını ve acıyı örgütlemeye başlamıştır bile.

“BOŞUNA yürekler çiziyorsun cama:
karanlıkların prensi asker toplamakta şatonun avlusunda“

der ve ekler başka bir şiirinin dizesinde

“Çünkü ölüydü melekler ve Tanrı da kördü Akra yakınlarında

Belki de bu yüzden ne melekler ne de tanrı ulaşamamıştı o toplama kamplarına ve oralarda kendi dansları ve şarkıları eşliğinde kendi mezarlarını kazdırmışlardır onlara.Ünlü Ölüm Fügü şiirinde bunu anlatır ve şiirde geçen “havada bir mezar” tanımlaması, kampta bacalardan tüten dumanı anlatmaktadır. Ölüm fügü adlı şiirinde “Ölüm almanyadan gelen ustadır“ der

ÖLÜM FÜGÜ

Akşam vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve öğlenlerle sabahlarda bir de geceleri
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir mezar kazıyoruz havada rahat yatılıyor
Bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında Almanya’ya senin altın saçlarını yazıyor Margarete
bunu yazıp evin önüne çıkıyor ve yıldızlar parlıyor
köpeklerini çağırıyor ıslıkla
sonra Yahudilerini çağırıyor ıslıkla toprakta bir mezar kazdırıyor
bize buyruk veriyor haydi bakalım şimdi dansa

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
Bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında Almanya’ya senin altın saçlarını yazıyor Margarete
senin kül olmuş saçlarını Sulamith bir mezar kazıyoruz
havada rahat yatılıyor

Adam bağırıyor daha derin kazın toprağı siz ötekiler
şarkılar söyleyip dans edin
tutup palaskasındaki demiri savuruyor havada gözlerinin
rengi mavi
sizler daha derine sokun kürekleri ötekiler devam edin
çalmaya ve dansa

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
senin kül saçların Sulamith adam yılanlarla oynuyor

Sesleniyor daha tatlı çalın ölümü çünkü o Almanya’dan
gelen bir ustadır
sesleniyor daha boğuk çalın kemanları sonra sizler
duman olup yükseliyorsunuz göğe
sonra bir mezarınız oluyor bulutlarda rahat yatılıyor

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
sonra öğlen vakitlerinde ölüm Almanya’dan gelen bir ustadır
akşamları ve sabahları içmekteyiz hiç durmadan
ölüm bir ustadır Almanya’dan gelen gözleri mavi
bir kurşunla geliyor sana tam göğsünden vurarak
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
köpeklerini salıyor üstümüze havada bir mezar
armağan ediyor
yılanlarla oynuyor ve dalın düşlere ölüm Almanya’dan
gelen bir ustadır

senin altın saçların Margarete
senin kül olmuş saçların Sulamith

Şair Margarete ile Goethe´nin defalarca suc işlediği halde affedilen Margarete´sini, yahudi umudunun bağışlanmayan kadın sembolünün temsili Sulamith ile karşılaştırmaktadır.

“Gözyaşları.
Kardeş gözündeki yaşlar.
Biri takılıp kaldı yerinde, büyüdü.
Bizler onun içinde yaşamaktayız.
Soluk al ki,
kurtulsun.“

Oysa çoğumuz farkında bile değiliz kardeş gözündeki yaşlarda esir olduğumuzun ki soluk alalım ve kurtulsun.

“benim gibi konuşuyor yüreğin kapılarını açtığımda“

Sanırım ben de en çok buna inanıyorum yani kapılarını açtığımızda yüreklerimizin aynı dili konuşacağına belki de o yüzden bu dizeyi çok seviyorum.

“Açık duruyor dünyanın
iki kapısı“

Diyen şair açık olan bir kapıdan girmiş ve yine açık olan diğer kapıdan genç yaşta ağırlığını taşıyamadığı tanıklıklar yüzünden kendini Sein nehrinin kollarına atarak kendi isteğiyle çıkmıştır

“BİR DEFASINDA, ölüm çok kalabalıklaştığında,
sen, benim içimde saklanmıştın“

Belki de suyun acıyı dahi çözebileceği ya da yıkayıp yok edebileceği inancıyla saklanmaya gitti suya

“SAY bademleri,
say acı olup da seni uyanık tutanları,
beni de kat aralarına“
Şair nihayetinde acı bademlere saydırmıştır kendini,Holakust kurbanlarını şiirleriyle unutulmazlığa yazdırırken.

Cebinden çıkan son notta
“Göç, Paul”
Yazdığı söylenir

Mahire Tas

Not:
Akçakavak şiiri internet ortamından Simge dergisinden alınmış olup çeviri Ahmet Necdet-Gertrude Durusoy´a aittir
Ölüm Fügü adlı şiir www.siirgen.tr internet sitesinden alınmış olup çeviri Sevil Eryaşar´a aittir
Diğer bütün dizeler Is Bankası yayınlarından çıkan Paul Celan´in Ellerin Zamanlarla Dolu kitabından alınmıştır.Çeviri Ahmet Cemal

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here