Güneş Umuttan Şimdi Doğar / Türkan Saylan Kitabı – Mehmet Zaman Saçlıoğlu

Eski bir söylence, Tanrı’nın otuz altı iyi insanın yüzü suyu hürmetine dünyayı yok etmekten vazgeçtiğini anlatır.
Bu bir masaldır ama, dünyanın yaşanabilir bir yer olmayı erdemler sayesinde sürdürdüğü, gerçektir.
Doğruluk, adalet, merhamet, iyilik, vefa, incelik, çalışkanlık, özveri gibi değerlerle karşılaştığımızda gözümüzün ışıyıp, içimizin ısınması, unutmaya başladığımız insani özümüzle karşılaştığımızı fark etmemizden kaynaklanıyor olmasın sakın? Ya bu değerlerin hepsini birden bir insanda bulmak? İşte bu mucizedir ve bu yüzden de seyrek görünür. Türkan Saylan, seyrek bulunan bu tür insanlardandır. Yalnızca söyledikleri ve yazdıklarıyla değil, yaşamıyla da öğreten bir öğretim üyesi…
Tüm çocukları öz çocuğu gibi gören bir anne…
Hastalığa, hastanın açısından bakmayı; hastayı, hastalığı taşıyan bir organizma olarak değil, insan olarak görmeyi başarabilen bir “arkadaş hekim”…
Cüzzamı ülkemizden ve dünyadan silme yolunda büyük başarı sağlamış, bu alanda yaptığı çalışmalarla dünyanın sayılı cüzzam otoritelerinden biri olmuş, Gandhi Ödülü’ne layık görümlüş bir bilim insanı…
Ülkesinin, dünyanın gelişmiş ülkeleri arasında olmayı hak ettiğine inanan, cehaletle, dogmayla, çıkar ilişkileriyle savaşmaktan geri durmayan bir aydın…
Çocukluk arkadaşlarını hala okul numaralarıyla anımsayan, topluma ve insanlığa hizmet etmiş olan herkese vefa duygusuyla bağlı bir dost…
İnsanüstü bir çalışma temposuyla yıllarır halk sağlığı için, eğitim için, çağdaşlaşma için, kadın ve insan hakları için, demokrasi için, ülkesinin ve insanlığın aydınlık geleceği için didinen bir eylemci, bir Cumhuriyet kadını…
Ve daha birçok erdem…
Bu kitapta, belki de uzaktan tanıyıp merak ettiğiniz Türkan Saylan’ın özel yaşamını, mutluluklarını, düşlerini, umutlarını, düşüncelerini bulacaksınız. Neredeyse yetmiş yıllık bir yaşam öyküsüyle gözünüz ışıyıp, içiniz ısınacak.
Güneşi doğuranın aslında umut olduğunu göreceksiniz?

M.Sadık Aslankara’nın Kitap Hakkındaki Değerlendirmesi
Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Türkan Saylan’la yaptığı bir dizi konuşmayı içeren çalışmasına “Türkan Saylan Kitabı” demenin eksik kalacağını düşünmüş olmalı ki, bu öncü kadını bir başka adla selamlamış: Güneş Umuttan Şimdi Doğar (İş Kültür, ikinci basım, 2004).

Saçlıoğlu, bir şair, öykücü, ötesinde çok yönlü bir sanatçı. Onun kılı kırk yaran titizliğini, seçiciliğini, ayrıntıya inme, bunları bir dizge yönünde tek tek değerlendirip yerleştirmedeki ustalığını, buna döktüğü emeği Güneş Umuttan Şimdi Doğar’da da gözleyebilmek olanaklı.

Ne ki bu kez kitabı, iki ayrı yaratıcı oluşturuyor. Gerçekten de Saçlıoğlu sorularıyla yer yer kışkırtıyor, ön açıyor, eksikleri tamamlatıyor Saylan’a; minnacık bir ayrıntının ilmeğini tutup, bizim için geniş vadiler yaratıyor; öteki yani Türkan Saylan ise, her bir bölümcesinde şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratıp bizi, elimizden tutarak dağlara uçuruyor, Güneşin hemence doğuvereceği o umut dağlarına…

Saçlıoğlu, kitaba eklediği “Önsöz”de çalışmasındaki temel yönsemesini şöyle dile getiriyor:

“Türkan Saylan’ı yaptıklarıyla tanıyan herkesin ona benzer nedenlerle hayranlık duyduğunu sanıyorum. En azından kendi adıma bu hayranlığın nedenlerini anlamaya çalıştığımda, içimdeki ideal insana giden yolda epeyce ilerlemiş biriyle karşılaştığımı fark ettim. Bu ‘ideal’ sözcüğünü, birkaç yüz ya da birkaç bin yıl sonraki ideal insan olarak değil, son derece gerçekçi bir bakışla, Türkiye’nin ve dünyanın bugünü ve yakın geleceği için olması gereken ideal insan olarak kullandığımı açıklamalıyım. Bir insanın nasıl oluştuğu, çocukluğunun, gençliğinin nasıl geçtiği, ailesinin, eğitiminin, yakın çevresinin onun üzerindeki etkileri; dünyaya, ülkesine, insanlara nasıl baktığı bende bir merak konusu oldu.” (8, 9)

Mehmet Zaman Saçlıoğlu, 7 Haziran-28 Temmuz 2003 arasında gerçekleştirdiği konuşmaların, “Türkan Saylan’ın dört ana ekseni üzerinde iler(lediği)”ni belirtiyor: “Tıp, üniversite, aile ve toplumsal çalışmalar.” (11)

Hadi gelin, Saçlıoğlu’nun belirttiği bu eksenler yönünde Türkan Saylan’ı, kendi söyledikleriyle yeniden yapılandırmaya, düşüncelerinden bir çelenk örmeye çalışalım…

Anhcak bunları üç öbekte toplamaya çalışacağım ben. “Kurtuluş”, “insanlık”, “kadınlık” öbeklerinde Türkan Saylan’ın düşünceleriyle yüz yüze geldiğimizde görüyoruz ki, o, bu öbeklerde toplanabilecek düşünceleriyle, yaklaşımlarıyla bir ideal, model, idol de yaratıyor bizim için. Böyle olunca Türkan Saylan’ı, bu öbeklerin bir kahramanı olarak görmekte hiçbir sakınca yok bana göre. Çünkü Saylan, söz konusu öbeklerde görüşler öne süren bir düşünce insanı da değil yalnızca, ne söylüyorsa, söylemişse, bu doğrultuda kararlılık içinde eyleme girişmiş biri o, bir kahraman.

Bakın neler söylüyor Türkan Saylan…

Kurtuluşun Kahramanı Türkan Saylan

“Akla, bilime, demokrasiye, Atatürk’ün çağda cumhuriyetine inanmış insanlar ülkemizin ilerlemesinde büyük rol oynayacak.” (14); “Türkiye’nin Anadolu kalkınmasının YİBO’lardan (Yatılı İlköğretim Bölge Okulları) başlayabileceğine inanıyorum.” (16); “Türkiye’nin ulusal eğitiminde çok çok ama önemli bir yer tutan bu okullara, olabilecek en büyük önemin verilmesi gerekir. (…) / Düşünün, ailesinden hiçbir şey görmemiş, öğrenmemiş yedi yaşında bir çocuk YİBO’ya geliyor. Dişlerini fırçalamaya, tuvalet terbiyesine, yurttaşlık bilincine, doğru ve yapıcı düşünmeye, sanata ilgi duymaya, ülkesini, Cumhuriyet’i, dünyayı sevmeye burada başlıyor. Ne verirseniz onu alacak bu çocuklar ve geleceklerini, dolayısıyla o yörenin (Doğunun) ve ülkenin geleceğini onlar kuracak. Bu öğrencileri yetiştirecek öğretmenlerin, bu kurumları yönetecek yöneticilerin de aydın, çağdaş, insanlar olması gerekir. Yoksa o bölgelerin feodal yapısını besleyecek, çocukları akıldışı düşüncelere, gericiliğe, Cumhuriyet düşmanlığına götürecek yanlış insanların bu kurumlarda görevlendirilmesi bütün emekleri boşa çıkarır.” (17)

Saçlıoğlu, bir soruyla giriyor araya: “YİBO’ları eski Köy Enstitüleri işlevinde düşünüyorsunuz sanırım.” Türkan Saylan’ın yanıtı açık: “Evet, bu çocuklar kentli çocukların gördüklerini görebilmeliler. Sinemayı, tiyatroyu, resmi, heykeli, müziği öğrenmeliler, yapmalılar. Anadolu aydınlanması buralardan başlamalı. Sanat atölyeleri, teknik atölyeler, bilgisayar atölyeleri olmalı ve buraların gerçekten işlemesi lazım.” (17)

“Çok insan, çok örgüt gerekiyor ülkemize.” (25) “…Hep kötü örnekleri görüyoruz ve gösteriyoruz. Oysa iyi örnekler de var ve az sayıda değil. Bu iyi örnekleri gösterirsek insanlar da bunlar gibi olmaya özenir. Ben de o bölgelerde (Doğu) o çalışkan, özverili yöneticilerle tanışmadan önce devletin bu kadar olumlu bir yüzü olduğunu bilmiyordum.” (20); “Basın neden ilgi duymuyor, aydınlarımız Anadolu’dan neden kopuk, anlamıyorum.” (21)

“… Bugün benim çok eleştirdiğim ilaç firmalarının, kendi ilaçlarını yazmaları için hekimlere çeşitli hediyeler vermeleri gibi uygulamalar da oluyor yazık ki.” “ÇYDD olarak Çağdaş Eğitim adlı güzel bir kitap derlemiştik. Dört-beş baskı yaptı. Roche firması, güzel bir anlayışla bu kitabı yirmi bin kadar basıp tüm sağlık ocaklarına promosyon olarak dağıttı. Aman ne sevindik bir ilaç firması böylesine bir kültürel etkinliği destekliyor diye Ne yazık ki ilk ve son oldu. Yapılan anketlerde, çoğunluğun havlu armağanını yeğlediği anlaşılıyormuş.” (51, 52)

Kurtuluşa giden yolun nereden geçtiğini de gösteriyor böylece Saylan bize.

İnsanlığın Kahramanı Türkan Saylan

“… Gençlerde iş var. Gençler kemikleşmiş düşüncelerle hareket etmiyorlar. Bu yüzden onlarla çalışmayı çok seviyorum.” (18); “Benim çocukluğumu kendi çocuklarıma yaşatmak istemedim. (…) Kendi çektiğimi ne çocuklarımın ne de gençlerin çekmesini isterim; bu benim temel ilkemdir. (…) Başımıza gelen şeyler bize örnek olmalı; ‘ben neler çektim, biraz da sen çek’ havasına asla girmemeli, yaşadığımız şeylerden böyle dersler çıkarmalıyız.” (68)

“Her dakika benim için çok kıymetli. Bir kere, zaman beni yiyip bitirmesin diye ben zamanı iyi kullanmaya çalışıyorum. (..) Çünkü bir zamanlama olmazsa her şey boşa gidiyor.” (25, 26); “… Televizyon dizileri için çok seçiciyim… Dizilerin hiçbirini izlemiyorum.” (29); “Zaman çok önemli diyorum, bunu herkese aşılamaya çalışıyorum, zaman sizi yok etmesin, siz zamanı emrinizin altına alın, saatten de vazgeçmeyin, saat çok önemli bir şey diyorum.” (28)

“Ülkemizdeki hatta dünyadaki en önemli sorunlardan birinin kadın-erkek eşitsizliği olduğu kanısındayım.” (44, 45) “Kadının istemediği durumda kocasının zor kullanarak cinsel ilişkide bulunmasını birçok hukukçu hâlâ suç saymıyor. (…) İnsanlara kendilerinin istemediği bir biçimde ve zamanda yapılan davranışın bir tecavüz olduğunu anlayamıyoruz…” “Karısına saygılı, şık giyimli Avrupalı erkeğin de aklının bir köşesinde bastırılmış bir erkek hakimiyeti düşüncesi, duygusu var.” (46, 47); “Çok yükselmek kadına yasak.” (53)

“Baş ağrısına iyi gelen bir ilacın prospektüsünde, hamilelerde kullanılmaz yazıyor. Neden, hamilelerin başı ağrımaz mı? Hayır, genellikle araştırılmamıştır. Çünkü bu fazladan bir araştırma, fazladan bir zaman ve masraf gerektirir. (…) Daha da ilginci, hayvanlarda yapılan deneylerde hep erkek fare kullanılıyor olması. Hayvan deneyinde bile dişi farede ayrıca araştırma yapmıyorlar. … Çünkü dişi deneklerin de fizyolojisi, tıpkı kadınlardaki gibi başka ve değişken özellikler taşıyor.” (52)

“Çok para kazanmalıyım diye bir derdim hiç olmadı. Maddi hayallerimi büyütmedim.” (63); “Bereket, kötü şeyleri unutmak gibi güzel bir huyum var da her şeyin iyi tarafını aklımda tutar, tatsızlıkları, çirkinlikleri unuturum.” (79)

“Tıp eğitimi bence bir sanattır ve usta-çırak ilişkisi ve öğretisiyle gelişir.” (99); “… O yıllarda (önceleriyle birlikte 1950’ler) İstanbul Üniversitesi’nde çok değerli Alman hocalar vardı. Bunlar Türk üniversitelerine çok ama çok önemli değerler katmışlardır.” “Hepsi de çok ciddi ve dakikti, öğrencide saygı uyandırırlardı.” (82, 83)

Kadınlığın Kahramanı Türkan Saylan

“Ben Mustafa Kemal’in devrimlerini ve Cumhuriyet’i aynı zamanda bir kadın devrimi olarak da algılıyorum. Kanımca Mustafa Kemal en büyük feministtir. (“Ben feminizmi öncelikle kadın-erkek eşitliği olarak algılıyorum.”) Bu yalnızca benim değil, dünyada bu konuda çalışmalar yapan birçok kişinin de düşüncesidir.” (45)

“… Ülkemizin geri kalmasının hem nedenlerinden hem de sonuçlarından biri bu kadın-erkek ayrımı. Toplumsal yaşamın ve gelişimin önünü tıkayıp duruyor.” (47)

“Deprem sırasında aldığımız bağışlardan kalan bir parayla, Batman’ın çok yoksul bir mahallesine bir toplum merkezi yaptık. Burada yüzlerce kadın okuma yazma öğreniyor. Makine, nakış, halı tezgâhları var. Yaşları genellikle yirminin altında birçok kızımız bu atölyeyi kullanıp bir sanat öğreniyor, üretici oluyorlar. Hiçbiri okula gitmemiş. Bu eğitimleri gördükten sonra erkenden evlenmek istemiyorlar. (…) Eskiden intiharlar yaşanan Batman’da artık insanlar yaşama, üstelik Çağdaş Yaşam’a bağlılar. Aile planlamasını, evlendiklerinde bakabilecekleri, eğitebilecekleri kadar çocuk yapmayı öğreniyorlar.” (19)

“Türkiye’de kadın erkek eşitliği, ancak hukuksal olarak çözülebilecek, örneğin, açıkça belirlenmiş kotalar koyulacak. ‘Pozitif Ayrımcılık’ denen kavram ve yöntemleri tüm karar vericilerin algılayıp uygulaması gerekiyor…” “Her alanda, kadınla erkek eşitlenene dek kadınlara öncelik tanımak, siyasal yaşamda, işe girenlerde ya %50-50 ya da belli oranda kotalar koymak.” (54)

“Ülkemizde de, dünyada da o kadar çok erkek modelinde kadın var ki. Onlar, kadın bedenindeki erkek ruhlar gibi. Hareketleri, sözleri bile erkeksi. Kadınsı oldukları zaman bile erkek modelindeler çünkü dişilikleri erkeklerin onlardan istedikleri gibi.” “Gerçek bir anne, vatan tehlikeye düşmedikçe savaş kararı veremez. Kendi çocuğunun ölmesini nasıl istemezse, bir başka kadının çocuğunun ölmesini de öyle isteyemez, istememelidir. Uzlaşmaya eğilimlidir kadın, savaşmaya değil. Ailede de öyle değil midir? Anne sorunları çözmeye çalışır, babayla çocukların arasını bulur.” (55, 56)

“Kızdığım kadın tipi ise, bu ülkenin olanaklarını kullanarak eğitim gördüğü, bir meslek edindiği halde, ‘hali vakti yerinde’ türünden bir koca bulduğunda diplomasını anı diye duvara asıp, ‘Ay kardeş, ne yapayım, kocam beni çalıştırmıyor,’ diye övünüp, canını dişine takmış kadınlarla alay edenler! (…) Bir de çok rahatsız olduğum, ‘aşk’ cümlesi var. Kadının erkeğe söylediği… : ‘Senin olmak istiyorum, sana ait olmak istiyorum!’ Yahu, önce kendin ol!” (56)

Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun Türkan Saylan’dan kayda alıp saptadığı son tümce şu: “Daha ne çok işimiz var, bilseniz…” (481)

Evet, Türkan Saylan bir doğrunun altını çiziyor belleğimize kazırcasına. Kaldı ki burada aktardıklarım, kitabın dörtte birlik bölümünden tadımlık alıntılar yalnızca, kitabın sayfaları arasında daha neler var, neler…

Genç yetişkin, kadın erkek, yönetici yönetilen kim varsa bu toplumda yaşayan, herkes okumalı bunları… Ama yönetilen genç kadınlarsa, iki kez de yetmez, döne döne okumalı!
Alıntı Kaynağı:
http://www.saclioglu.com/hakkinda/turkan_saylan.htm

Kitabın Künyesi
Güneş Umuttan Şimdi Doğar / “Türkan Saylan Kitabı”
Yazar: Mehmet Zaman Saçlıoğlu
Söyleşi, Sayfa Sayısı: 546
1. baskı / İş Bankası Kültür Yayınları / 2004
5. Baskı / İş Bankası Kültür Yayınları / 2005

TÜRKAN SAYLAN’IN HAYATI
Türkan Saylan 13 Aralık 1935’te İstanbul’da doğdu. 1944-1946 yıllarında Kandilli İlkokulu ve 1946-1953 yıllarında Kandilli Kız Lisesi’nde okuyan Saylan, 1963’te İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. Saylan, 1964-1968 yılları arasında Sosyal Sigortalar Nişantaşı Hastanesi’nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını aldı.

1968 yılında İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı?nda Başasistanlığa başlayan Saylan, 1971’de İngiliz Kültür Heyeti’nin bursuyla İngiltere?de ileri eğitim gördü. 1974’te Fransa, 1976’da yine İngiltere’de kısa süreli çalışmalar yapan Saylan, 1972’de doçent, 1977’de profesör unvanını aldı.

Prof. Dr. Saylan, 1976 yılında Lepra (Cüzzam) çalışmalarına başlayarak Cüzzamla Savaş Derneğini kurdu. 1986’da kendisine Hindistan’da ?Uluslararası Gandhi Ödülü? verilen Saylan, 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün Lepra konusunda danışmanlığını da üstlenen Saylan, Uluslararası Lepra Birliği’nin (ILU) kurucu üye, ayrıca Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi’nin ve Uluslararası Lepra Derneği?nin de üyeliğini yaptı.

1981-2002 yılları arasında 21 yıl, üniversitedeki görevinin yanında gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliği’ni yapan Prof. Dr. Saylan, 1982-1987 yılları arasında, İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nı, 1981-2001 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’nü yürüttü.

Saylan, Dermatopatoloji Laboratuarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasına öncülük etti, Saylan ayrıca Ulusal Lepra Kontrol Programını koordinatörü olarak proje, planlama ve uygulamalarını gerçekleştirdi.

1989’da, bir grup Atatürkçü aydın tarafından devrim yasalarını ve laik düzeni koruyup geliştirmek amacıyla oluşturulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) kurucularından ve genel başkanlığını yürüten Saylan, 1990’da oluşturulan ?Öğretim Üyeleri Derneği?nin kurucusu ve II. Başkanlığını yaptı.

Prof. Dr. Saylan, 1990’da oluşturulan ?İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi?nin kuruluşunda görev aldı ve 1996’ya kadar Müdür Yardımcılığı ile Kadın Sağlığı derslerinin koordinatörlüğünü yaptı. 1995’de mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı’nın (KANKEV) kurucusu ve başkanlığını yapan Saylan, İstanbul Tabip Odası ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfının da üyeliğini yaptı.

13 Aralık 2002?de emekli olarak resmi görevlerini devreden Saylan, gönüllü kuruluş olarak, ÇYDD’nin Genel Başkanlığını, KANKEV Vakfı ile Cüzzamla Savaş Derneği Başkanlığını, sürdürüyordu.

Saylan, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 31 Mart 2000 tarihinde Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçildi ve halen bu görevi sürdürüyordu.
10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 2 Şubat 2001’de YÖK üyeliğiyle görevlendirilen Saylan’ın bu görevi Şubat 2007’de son erdi. Saylan, 2003-2004 arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği ve İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu üyeliklerinde bulundu. 2005 yılı başı olarak, toplam 440 yayını bulunan Prof. Dr. Saylan’ın bu yayınlarından 50’si yabancı dergilerde yayımlanmış tıbbi çalışmaları, 204’ü tıbbi, sosyal ve siyasal içerikli gazete makaleleri, 186’sı ise Türkçe tıbbi dergilerde ve kongre kitaplarında yayımlanmış araştırma, derleme ve olgu bildirimlerinden oluşuyor.
Saylan’ın, 5 kez baskı yapan ?1. Basamak Sağlık Hizmetlerinde Deri ve Zührevi Hastalıklar El Kitabı? adlı ders kitabı, çocukluk yaşamını anlatan ?At Kız?, makalelerini içeren ?Cumhuriyetin Bireyi Olmak? eserleri ile Radyo Cumhuriyet’teki programlarının dökümü olan ?Radyo Cumhuriyet’te Çağdaş İnsan Söyleşileri?, Mehmet Zaman Saçlıoğlu’yla söyleşilerini içeren ve 7 baskı yapan ?Güneş Umuttan Şimdi Doğar? ile Zehra İpşiroğlu’nun sorguladığı Yapıcılığın Gücü ve son olarak da Şefik Görkeyle yapılmış ?Hekim Olmak? adlı eserleri bulunuyor?
Hayatı boyunca bir çok ödül alan ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, son olarak Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) tarafından, cüzzam ve eğitim alanındaki çalışmaları nedeniyle ?Fahri Doktora? unvanına da layık görülmüştü, fakat hastalığı nedeniyle ödül törenine katılamamıştı?
Çağdaş Yaşamı Destekle Derneği Başkanı Türkan Saylan?ın Beşiktaş Arnavutköy?deki evinde 13 Nisan 2009?da Ergenekon soruşturmasının 12. dalgasında arama yapılmıştı.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, tedavi gördüğü hastanede sabaha karşı vefat etti.
Uzun süredir kanser tedavisi gören Prof. Dr. Saylan, kan değerlerinin düşmesi nedeniyle İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü?nde kontrol altında tutulmuştu.

ÇYDD’den yapılan açıklamada cenazeye çelenk gönderilmesi yerine Prof.Dr. Türkan Saylan’ın da vasiyeti doğrultusunda derneğe bağışta bulunulması istendi.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü’nde tedavi gören Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, 18.05. 2009 tarihinde sabah 04.45’te yaşamını yitirdi.

ÇYDD Genel Başkanı Prof. Türkan Saylan’ın doktoru yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Saylan’ın bilinci son 24 saate kadar açıktı. Cumartesi dondurma yiyip su içti, sorularımıza mantıklı cevap veriyordu. Bilinci son 24 saatte kapandı. Mesajı ‘bana düşen tüm görevleri yerine getirdim, ölüme hazırım’ oldu.

18 Mayıs 2009 tarihinde hayatını kaybeden Türkan Saylan’ın bilinci kapanmadan önce Cuma günü ailesi ve ÇYDD yöneticilerinden bir dizi istekte bulunduğu bildirildi. Vasiyet niteliğinde olan isteklerin arasında: “Kız öğrenci sayısının 36 binden 100 bine çıkarılması, Türkiye’deki her köye bir okul yapılması ve her kasabada kız öğrenci yurdu yapılması”

Saylan’ın aldığı ödüller
Prof. Dr. Türkan Saylan’ın çeşitli kuruluşlar tarafından aldığı ödülleri ise şunlar:”Uluslararası Gandi Ödülü” Hindistan Hükümeti’nce, 1986 ‘Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü’ İstanbul Üniversitesi, 1960 ‘Dowling Kulübü Onur Üyesi’ İngiltere Dermatologları Derneği, 1978 Kuzey Amerika Klinik Dermatoloji Derneği tarafından Onur Üyesi seçildi, 1996 ‘Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü’ İstanbul Üniversitesi (İkinci kez), 1996 ‘Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü’ 1990, ‘Melvin Jones Ödülü’ Rotary Kulüpleri, 1991 ‘Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü’ İncirli Lions Kulübü, 1996 ‘Kuvayi Milliye Ödülü’ Haliç Rotary Kulübü, 1997 ‘Atatürk Ödülü’ Tuzla Rotary, 1997 ‘Fahrettin Kerim Gökay Ödülü’ Türk Lions Vakfı, 1997 ‘Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü’ 1998 ’75. Yıl Ödülü’ Türk Kadınlar Birliği Şişli Şubesi, 1998 ‘Uğur Mumcu ? Muammer Aksoy Ödülü’ ADD İstanbul Şubesi, 1999 ‘Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur Ödülü’ Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi, 2000 İtalya ‘Foyer des Artistes Kurumu Ödülü’, 2001 ‘Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği Ödülü’ Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle, 2001 ‘Education and Modernization Award’ Atatürk Society of Amerika Amerika / Atatürk Topluluğu, 2001 ‘Sanat Kurumu Onur Ödülü’, 2002 ‘Atatürk / Çağdaşlık Ödülü’ Dünya Atatürkçü Kuruluşları, 10 Kasım 2003 ‘Üstün Hizmet Ödülü’ Yıldız Teknik Üniversitesi, 2004 ‘Eğitim Ödülü’ TED Koleji, 2004 ‘100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü’ Rotary Kulübü, 2004 ‘İnsan Hakları Ödülü’ Izmir Karşıyaka Belediyesi, 2004 ‘Türkiye’nin En İyi Eğitimcisi’ Ödülü Tempo Dergisi, 2004 ‘Yılın En Yürekli Kadını Ödülü’ Kültür Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencileri, 2004 ‘Puduhepa Ödülü’ Adana Kütür Sanat Derneği, 2005 ‘Meslek Hizmetleri Ödülü’ Ankara Emek Rotary Kulübü, Ekim 2005 ‘Toplumsal Barış Ödülü’ Barış Radyo, 2005 ‘İnsan Hakları Demokrasi Barış ve Dayanışma Ödülü’ SODEV Sosyal Demokrasi Vakfı, 2005 ‘İyi Kalpli Ol Ödülü’ Türk Kalp Vakfı, 2006 ‘Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü’ Dünya Gazetesi, 2006 ‘ÇEK Eğitim Ödülü’ Çağdaş Eğitim Kooperatifi, 2007 ‘Onur Ödülü’, Maltepe Üniversitesi Zirvedekiler İletişim Ödülleri kapsamında Maltepe Üniversitesi, 2007 ‘Yılın Keçisi Ödülü’ Gururlu duruşu ve çağdaşlaşma yolundaki inadı nedeniyle Fethiye/Ölü Denizli Belediye Başkanlığı, 2007 ‘Cumhuriyetimizin Yılmaz Savaşçıları Onur Ödülü’ Mersin/Yenice halkının oylarıyla Yenice Belediyesi’nce, 2007 ‘Örnek Kıdemli Vatandaş Ödülü’ TÜRYAK ve Hacettepe Üniversitesi’nce, 2007 ‘Melvin Jones Ödülü’ 118. Lion Kulübünce 2. kez, 2007 ‘Hizmet Ödülü’ Tıp ödülleri kapsamında Bayındır Hastanesi’nce, 2007 ‘Hizmet Ödülü’ Eminönü Rotary, 2007 ‘Hizmet Ödülü’ Metropolitan Rotary, 2007 ‘Yılın En Başarılı Kadını Ödülü’ Böbrek Vakfı, Mart 2008 ‘Aydınlanma Onur Ödülü’ Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, 2008 ‘Margarette Golding Ödülü’, 2008 ‘Yılın Sivil Toplum Önderi’, Ekonomist Dergisi.”
Eğitim alanındaki hizmet ve başarıları dolayısıyla Prof. Dr. Türkan Saylan’a “Vehbi Koç Ödülü” de verildi. Saylan’a ödülü 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Mustafa Koç ve Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Semahat Arsel tarafından sunuldu.
ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) tarafından, cüzzam ve eğitim alanındaki çalışmaları nedeniyle “Fahri Doktora” unvanına da layık görülmüştü.

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
Biz Toprağı Bilirik! / Bergama Köylüleri Anlatıyor – Üstün Bilgen Reinart

Biz Toprağı Bilirik!', Bergama'da siyanürlü altın çıkarılmasına karşı yıllardır mücadele eden köylüleri anlatıyor. Üstün Bilgin Reinart kitabında, altın madeninin yanı...

Kapat