Türkiye’de Kapitalizmin ve Fetişizmin İnşa Süreci (Bir Kavram Kapitalizm Neyi Anlatır?) – Ş. Gürçağ Tuna

İlan Edilmemiş Savaş: Bir Kavram “Kapitalizm” ve “Türkiye’de Kapitalizm”

“Ayrıca, ekonomi biçimlerinin tahlilinde ne mikroskoptan yararlanılabilir, ne de kimyasal ayıraçlardan. Her ikisinin de yerini, soyutlama gücü almalıdır. Ancak, burjuva toplumda emek ürününün meta-biçimi -ya da metaın değer-biçimi- ekonomik hücre-biçimidir. Bu biçimlerin tahlili, sığ bir gözlemciye, küçük ayrıntılar gibi gelebilir. Aslında da, küçük ayrıntılar üzerinde durulmaktadır, ama tıpkı mikroskobik anatomide yapıldığı gibi.”  K. Marx (Kapital, Önsöz)

Gerçeklikle gerçekliğin bilgisi arasında ilan edilmemiş bir savaş sürüyor. Arkadaşım/meslektaşım Ş. Gürçağ Tuna bu ilan edilmemiş savaşın izini Türkiye gerçeğinde sürüyor. “Çalışmada kapitalist toplumsal ilişkilerin serpilip gelişmesinin temel belirleyenlerinden artı-değer yaratmanın yani üretken sermayenin belirgin hale geldiği yılların (1950’lerin sonlarından itibaren ve 1960’ların sonları) analizi yapılarak iki düzlem arasındaki ilişki kurulmaya çalışılacaktır. İki düzlem ifadesinden kastedilen şey, Türkiye’de kapitalist gelişmenin belirginleştiği yılların olgusal gerçekliği ve bu gerçekliğin teorik olarak bize sunduğu olanaklardır. Bu olanakların ısrarla işaret edilmesindeki temel kaygı sadece tarihin bir dönemini doğru anlamakla sınırlı değildir. Kapitalizmin süreklilik arz eden sermaye birikim mantığını anlamak ve daha da önemlisi bu mantığın daha bir belirleyici olduğu günümüzün hangi kavramsal düzeneklerle ve nasıl anlaşılması gerektiğini göstermektir.” Türkiye gerçeği ve bu gerçeğin teorik olanakları elinizdeki kitapta Marksist kavramlar dolayımında, Marksist kavramlar ışığında analiz ediliyor. Kavramlar idealize edilmeden, olgular çoğulluğunda boğulmadan (bizi de boğmadan) bu iki düzlem arasında gerekli bağlantılar kuruluyor.

Gerçekliğin bilgisi, gerçekliğin varoluş koşulları ve ona ulaşma amacı ile doğrudan bağlantılıdır. Olgusal gerçeklik ve onları anlamamıza olanak sağlayan kavramlar arası ilişkiler, kapitalist sanayileşme ile daha dinamik ve zorlu bir biçim almıştır. Özellikle tarihsel bir örtüşmenin ürünü olan sanayileşme ve kapitalizmin dinamik işleyişi bilgiye ulaşmayı çok daha zorlu kılıyor.

Bu zorluğu nasıl aşacağız? Soyutlama ve soyutlamanın ürünü olan kavramlara başvurarak. “Kelimelerle konuşur, kavramlarla düşünürüz.” Katı olan her şeyin buharlaştığı dönemin yıkıcılığından kavramlar/kavramlarımız da kurtulamadı. Kavramlara, kavramlarımıza yapılacak çağrı düşünmeye, soyutlama yeteneklerimizi canlı kılmaya yönelik çağrıdır.
Soyutlama sürecinin temel malzemesi yani kavram üretilecek malzeme gerçekliktir. Düşünmeye yönelik çağrı aslında gerçekliğe yönelik çağrıdır. Gerçeklik: Kapitalizm. Gerçeklik: Sanayileşme. Tarihsel gelişim sürecindeki gerçekliği işaret etmek için kullandığımız iki kavram. Bu iki kavram çoğul, çok değişkenli oluş halindeki gerçekliğin somut bütünselliğini bizlere veriyor. Ama bu somut bütünsellik kapitalist sanayileşme sürecinde sadece genişleyerek yeniden üretim değil ama her süre/zaman içinde genişleyen yeniden üretim bir dizi farklılığın üretilmesi ve bir aşamadan sonra farklılıkların tetiklediği genişleyen yeniden üretimdir.

İlan edilmeyen savaşın süreklilik arz etmesinin temel nedeni bu farklılıkları yaratarak genişleyen ve bir aşamada ise farklılığın genişleyen yeniden üretime yol açmasıdır. Bu belirlemeyi farklı bir dille aslında K. Marx işaret etmiştir. Kapitalizm üretim sürecinde sadece meta üretmez ama genişleyerek yeniden üretimi için artık-değer üretir.

Genişleyen yeniden üretimin kaynağı canlı emek ve canlı emeğin enerjisinin açığa çıkardığı değerdir. Canlı emeğin ücreti, enerjisinin bir kısmına karşılık gelir: Canlı emeğin kendisini yeniden üretecek bir miktar. Ama karşılığı ödenmemiş enerji, yani “artık” kapitalist sanayileşmenin temel belirleyenidir. Bu karşılığı ödenmemiş emek hem kapitalist ve hem de işçi sınıfının zaman içinde gelişip serpilmesine neden olur. Üretim sürecinde yaratılan “artık”, metaya içkin olduğu için mutlaka yeniden para biçimine dönüşmelidir. Biz buna realizasyon diyoruz. Realizasyon metaya içkin olan enerjinin para biçiminde açığa çıkması anlamına gelir, ama bu para biçimini çok daha önemli kılan bir dizi nedenden dolayı yeniden üretime aktarılması yani yeniden değerlenmesi (re-volarization) gerekiyor. Bu bir anlamda sermaye sürecinin tekrarı yani genişleyen yeniden üretimi anlamına gelirken, aslında bu tekrar toplumsal açıdan kapitalizmin yapısal mantığının sosyalizasyonu anlamına geliyor: Bir başka deyişle elde edilen artı-değerlerin tetiklediği genişleyen yeniden üretim. Realizasyon ve değerlenme (volarizasyon) zorunluluğu bu mekanizmayı gerekli kılar.

Farklılıklar yaratan genişleyen yeniden üretim mekanizması varolan anlamında gerçekliğin farklılaşarak yeniden üretilmesidir. Tam da bu nedenden dolayı gerçeklikle gerçekliğin bilgisi arasındaki ilan edilmemiş savaş süreklilik arz eder. Tam da bu nedenden dolayı bir zaman dilimi içinde geliştirdiğimiz kavramların farklılaşarak değişen gerçeklik içinde sürekli bilenmesi gerekiyor. Yoksa körelirler. Diğer yandan bu kavramları tanımlarken sıkça yapılan bir hata ile bu kavramları iktisada ya da sosyolojiye ait kavramlar olarak tanımlayamayız. Farklılıklar yaratan genişleyen yeniden üretim mekanizması tam anlamıyla toplumsal alanda zaman içinde tüm toplumsal olanı belirleyen bir dinamiğe sahiptir. Bu dinamiği işaret eden kavramlar iktisat ya da başka disipline indirgemeyecek kadar toplumsaldırlar. İndirgendikleri gerçekliğin genellikle eksik ve fetişleştirilmiş bilgisini verecektir. Farklılıklar yaratan genişleyen yeniden üretim mekanizması/işleyişi kendi içinde bir dizi çelişkili içsel bağlantılar olan somut bütünü yeniden yeniden inşa eder. İnşa sürecinin mantığı yapısal olarak aynı iken, inşa sürekli farklılıklar yaratarak kendini devindirir.
(Önsöz’den)

Kitabın Künyesi
Türkiye’de Kapitalizmin ve Fetişizmin İnşa Süreci
(Bir Kavram Kapitalizm Neyi Anlatır?)
Ş. Gürçağ Tuna
Sosyal Araştırmalar Vakfı / Politika Dizisi
Yayına Hazırlayan : Serap Korkusuz Kurt
Kapak Tasarımı : İlknur Kavlak
Baskı Öncesi Hazırlık : Ülkü Gündoğdu
İstanbul, 2011, 1. Basım
240 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Ekonomi, Emek Tarihi / Teori, İnceleme
Montaigne – Stefan Zweig

Stefan Zweig, Nazi Almanyası'nda kitaplarının yakılmasının ardından, hümanist düşünür Erasmus'la başladığı içsel yolculuğuna yine bir hümanistle, Montaigne'le noktayı koyar. Montaigne,...

Kapat