Filistin Şiiri (Antoloji) – Çevirenler: A. Kadir, Afşar Timuçin, S. Salom. Umudun ve direnişin türküsü

İşgale, köleleştirmeye, kitlesel katliamlara karşı yiğitçe direnişin soluğunu taşıyan bu şiirler, Filistin halkının insanlığa bir bildirisidir. Filistin halkı, modern silahlarla donatılmış vahşi saldırganlara çıplak göğsünü siper ederek direnirken, bu halkın vatanında özgürce yaşama talebini haykıran acılı ancak direngen sesi de dalga dalga yayılıyor, ilerici insanlığı dayanışmaya çağırıyor. Şiiri silah yapmış usta Filistin şairlerinin şiirlerini topluca sunan bu kitabı, Filistin direnişinin duyurulması ve dayanışmanın güçlendirilmesine bir katkı olması dileği ile yayınlıyoruz.
Usta şairlerimizden A. Kadir?in, Afşar Timuçin ve Süleyman Salom?la birlikte çevirdiği bu kitap ilk olarak 1974 yılında yayınlanmıştı.
“Bir direnişin duygu ve düşünce yanını temsil eden insanlar, bütün dünyaya seslerini duyurdular artık. Bütün dünya onların ağzından siyonizmin zulmünü, emperyalizmin oynadığı çirkin oyunları, yersiz yurtsuz bırakılmış suçsuz insanların çektiklerini öğreniyor. Filistin kavga sairleri bir yandan birer savaşçı, bir yandan da dünya kamuoyu önünde birer doğrulayıcıdırlar. Şiirlerinde kendini halka ve insanlığa adamış bütün sairlerin, dünyanın önde gelen sairlerinin derinliğini, yalınlığını, duru, aydınlık umutlu bakisini buluyoruz. Çökmüşlüklere, yıkılmışlıklara, vazgeçmişliklere başkaldıran, öfke ve güzelliklere, umutlara, kardeşliklere açılan sevgi, halkı ve insanlık için yazan sairlerin ortak yanidir; bu sairlerin birbirlerine benzemeleri, birbirlerini andırmaları bundandır, bu ortak bakıştandır, bu insani yüceltmeye yönelen tutumdandır.”
Afşar Timuçin

Ne Amerikan emperyalizminin tüm gücüyle desteklediği İsrail siyonistleri saldırılarından vazgeçti, ne de Filistin halkı yeni intifadalardan yoruldu. O gün Sabra ve Şatila katliamı, bugün Cenin katliamı. Ve o gün bugündür Filistin şairleri özgürlük savaşına katılıyor, bu kavganın duygusal sözcüleri oluyorlar.
A. Kadir?in ?Filistinli Çocuklar? adlı şiiriyle başlayan kitapta, Afşar Timuçin tarafından kaleme alınan ?Filistin ve Şiiri? başlıklı inceleme önemli bir yer tutuyor. A. Timuçin yazısında Filistin sorununun tarihsel köklerine iniyor, Filistin?in yüzyıllar boyu çeşitli güçlerin paylaşım alanı oluşunu, siyonizm akımının doğuşu ve gelişimini, İsrail devletinin kuruluşunu özetledikten sonra Filistin şiirini inceliyor. Bu şiirin ortaya çıkış koşullarını, Filistin direnişi içinde oynadığı rolü ve estetik düzeyini ele alıyor.
Arkasından gelen bölümlerde, Filistin şiirlerine yer veriliyor. Kitapta başta Mahmut Derviş olmak üzere Samih El Kasım, Tevfik El Zeyyat, Fatva Tukan, Salim Jabran, İbrahim Tukan, Abu Salma, Raşit Hüseyin, Ahmet Dahbur gibi şairlerin şiirleri yer alıyor.
Kitabın başında büyük toplumcu şairlerimizden ve Filistin Yazarlar Birliği Barış Ödülü (1998) sahibi Şükran Kurdakul?un sunuş yazısı yer alıyor.

Şiirlerden örnekler: Mahmut DervişFİLİSTİNLİ SEVGİLİ?den (?)
Ve ant içerim ki,
bir mendil işleyeceğim yarına kadar,
gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:
?Bir Filistin vardı,
bir Filistin gene var!?
*
Gözleriyle Filistin,
kollardaki, göğüslerdeki dövmelerle Filistin,
adıyla sanıyla Filistin.
Düşlerin Filistin?i ve acıların,
ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin?i,
sözcüklerin ve sessizliğin Filistin?i
ve çığlıkların.
Ölümün ve doğumun Filistin?i,
taşıdım seni eski defterlerimde
şiirlerimin ateşi gibi.
Kumanya gibi taşıdım seni gezilerimde.
Koyaklarda çağırdım seni bağıra bağıra,
inlettim senin adına koyakları:

Sakının hey
kayaları döve döve şarkımı koparan şimşekten!
Benim gençliğin yüreği!
Benim beyaz kanatlı atlı!
Benim yıkan putları!
Kartalları tepeleyen şiirleri benim eken
tüm sınırlarına Suriye?nin!
Zalim düşmana bağırdım, ey Filistin, senin adına:
?Ölürsem, ey böcekler, vücudumu didik didik edin!?
Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiç bir vakit,
yalnız yılan çıkar zehirli yılanlardan!
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
bir ben,
gençliğin yüreğiyim her daim,
yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.

Çev.: A. Kadir – Süleyman Salom

Filistin Şiiri ‘Abu Salma’nın, ‘Gene Geleceğiz’ başlıklı şiiri:

”Gene geleceğiz”karşılaşmanın yollarında.
Bir bülbül kulağıma fısıldadı:
Gene geleceğiz.
Bülbüller oralarda
yaşarlar henüz.
Şakırlar yazılarımızda.
Gene geleceğiz
Gölgeleri arasında özlemin,
yadırgamanın mezarlarında
bizim yerimiz de var
bu kesin.
Yorulma gönül,
dönüşün yollarında
çökme sakın.
Gene geleceğiz,
gene.’

Birkaç dize de ‘Fatva Tukan’dan. Şiirinin adı, ”Yeter Bana”…”Yurdumda ölmek bana yeter,
gömülmek yurdumun toprağına,
toprakta dağılmak, karışmak toprağa, yok olmak,
sonra dönmek bir gün yeryüzüne tekrar
bir yeşil ot olarak…
Ülkemde büyüyen bir çocuğun elinde
bir demet çiçek olarak.’

Yaramın üstünde yürümeyi öğretti
bana cellatın bıçağı.
Yürümeyi, hem de yorulmadan yürümeyi.
Direnmeyi öğretti.
Direnmeyi.

Tarihte bu kadar saldırıya uğrayan, bu kadar acı çeken, bu kadar kanı dökülen, topraklarında bu kadar esir edilen bir bir başka halk ve vatan var mıdır diye karıştırırsanız tarih kitaplarını, bir halkın çığlıkları uzatır kana bulanmış bir sayfadan başını: FİLİSTİN!
Yüzyıllardır istilaların diyarı… İşgallerin mekanı… Aç gözlü sömürgecilerin kanlı lokması… Romalılardan, Osmanlılara, Mısırlılardan, sömürgeci İngilizlere kadar fetihlerin kanlı sahnesi… Siyonizmin canlı hedef tahtası… Kırılan, yıkılan, acılara boğulan bir halk ve o halkın ekmeğinden, aşından, suyundan üstün vatanı: Filistin… Filistin… Filistin.
1948?de kurulan İngiliz ve Amerikan teşvikli İsrail devleti, siyonizmin kanlı bayrağını bir halkın kalbine sapladı. O tarihten itibaren de Filistin halkı bir tek gece rahat uyuyamadı. Bir tek gece sabahı görüp görmeyeceğinden emin olamadı. Bombalar beşikleri parçaladı. Bebeleri, minicik bedenlerinden daha büyük mermiler vurdu; anne sütüne hasretken… İhtiyarlar sakallarından sürüklendi; kadınların memeleri kesildi, dünyaya yeni Filistinli getirmesinler diye. Bir halk sürüldü yurdundan. Bir halk kovuldu yurdundan.
Emperyalist haydutların gözü bölgedeydi. Bölgede ise, dünyayı paylaşmak, yeryüzünün bütün kaynaklarına el koymak için yarışan aç gözlü, doymak bilmeyen kapitalistlerin ağzınının suyunu akıtan petrol vardı. Devir o devirdi. Petrol kaynakları, zenginlikler kimin kontrolundaysa güç ondaydı. Öyleyse bir halk kurban edilebilirdi. Haydut Amerika, kiralık katil olarak kendine İsrail?i tuttu. Katilin eline bol para ve her türlü silahı verdi. Topraklar kana bulandı. Petrolün rengi kızıla boyandı.
Şimdilerde kanlı oyun bir kez daha yineleniyor, ama bin kez daha vahşi, bin kez daha gözü dönmüşçesine İsrail tarafından. Bir kez daha kalan son topraklarından da kovulmak için Filistin. Bininci kez katliam. Bininci kez sürgün. Ah! Yaralı Filistin!.. Ah! Acılı kardeşlerimiz!.. Yüreğimizin çarptığı memleket. Emperyalist haydutlara karşı kinimizin bilendiği kutsal topraklar.

KAVGANIN, ACININ, UMUDUN ŞİİRİ

Kökleri tarihin derinliklerine dayanan günümüz Filistin şiiri, kavga, direniş, boyun eğmeme, başkaldırı şiirinde dünyanın en görkemli örneklerindendir. Filistin şiiri, kıyıma uğratılan, vatanlarından kovulan, köleleştirilmeye çalışılan halkın, öfkesini, acılarını, duygularını ifade ettiği, varlığını en yüksek biçimde haykırdığı yanık türküdür. Ve aynı zamanda o, gerçek insanlığın yarınlara bıraktığı soylu sestir. Ve o şiir, gerçek anlamda estetik değerlerle bezenmiş, en üst düzeyde sanatsal olanı yakalamış olarak karşımızda durur.
Bu bakımdan Filistin şiiri ayrıcalıklı bir şiirdir. Elbette Filistinli şair de bir o kadar ayrıcalıklıdır. Çünkü Filistin şairi kendini, vatanına ve ezilen halkının davasına adamış, şiirinin imgeleri bu davadan, bu soylu kavgadan beslenip boy vermiştir. Filistin şiiri, bu başı dik halkın acılarını, yokluklarını, dertlerini anlattığı, tüm dünyaya insanlık adına bugüne dair direnç, yarına dair umutlarının sunulduğu bir bildirgedir. Şair ise, bu bildirgeleri sunan gönüllü bir görevliden, bir dava adamından, halkının hizmetkarından başka bir şey değildir. Böyle olunca Filistinli şair, aydınca sorunlar keşfetme derdine düşmez! Kendini halkın ve ülkesinin sorunlarından soyutlayan, halkın, ülkenin sorunlarıyla uğraşmayı kabalık, uzak durulması gereken ideolojik bir platform olarak değerlendiren zavallı küçük burjuva aydının melenkolik ruh haliyle oflayıp puflayarak, kaderine ve kendi de dahil herkese küsecek bir bahane, göz yaşı dökecek dert çeşmesi aramaz!
Bu bakımdan Filistin şairi, halkının bildirge sunucusu olduğu kadar aynı zamanda zalimlerin, Siyonist İsrail?in de baş hedeflerinden biridir. 1950?de ünlü Filistin halk şairi Hümeyrad, boyun eğmediği için İsrailli cellatlar tarafından asılırken, bugüne kadar başkaldırı şiirleri yazdığı ve halkının savaşımına katıldığı için hapis yatmayan, sürgün görmeyen Filistin şairi hemen hemen yok gibidir. Bu anlamda da Filistin şairi, halkına umut saçan bir bilge, doğruları anlatan bir öğretmen, bir kılavuzdur.
Filistin şiirinde duygu vardır. Vatana ölümüne bağlılık, halkına sonsuz sadakat vardır. Ölüm, kan, gözyaşı vardır. Ve ezenlere büyük nefret, zalimlere başkaldırı ve bitip tükenmek bilmeyen bir umut? En zor, en acımasız, en sıkıntılı anlarda bile aydınlıklara kavuşulacağına dair müthiş bir umut. Halkın davasına adanan bir şiir olduğundan dolayıdır ki, vurgular o derece güçlü ve can alıcı, ama anlatım o derece sade, anlaşılır. Çünkü o şiirin tek bir hedefi vardır: Halk. Dünyanın ezilen halkları.

Kütükte kayıtlıyım
Arabım
Atalarımın üzüm bağlarını sen aldın elimden
çocuklarımla ektiğim toprağı
sen aldın.
Bıraktın bu taşları
bize, çocuklarımıza.
Alcakmışsınız
elimizden bu taşları da,
doğru mu?
Bir daha diyorum!
Bir daha!
Kütükte kayıtlıyım.
Birinci sayfanın ta başına
Nefret etmem insanlardan
saldırmam hiç kimseye,
Ama aç korlarsa beni,
korlarsa çırılçıplak,
yerim etini beni soyanın,
hem de yerim çiğ çiğ.
Açlığımı kolla benim
ve öfkemi.
Damarıma basma.

Filistin şiiri yurduna ve halkına sonsuz bir sadakatın görkemli bir ilanıdır. Bunları yaparken kaba slogancılığa, naifliğe düşmez, tersine sanatın en yüce değerlerine ulaşmayı bilir. Filistin şiiri bize aynı yola başkoymuşluğun, yoldaşlığın yüce değerlerini ve aynı zamanda inancın yenilmezliğini haykırır yürekten.

Yırtıyoruz yaralarımızın peçesini parmaklarımızla,
bir yırtık parçası kaplıyor yaranızı,
bir yırtık parçası kaplıyor yaranızı.
Ve bizim çocuklarımız taşıyacak sizin kum torbalarınızı
ve sizin çocuklar taşıyacak kum torbalarımızı.
Yoldaşlar,
eklediğimiz gibi birbirlerine damarlarımızı,
ekliyoruz kanatlarımızı birbirlerine.
Ve her duvarda aynı parola, capcanlı:
Burada, burada, burada.
Barikatlarımız yükseliyor burada.

Bir anlık bile teslimiyete rastlanmaz Filistin şiirinde. Düşmana inat, zalime inat, hayduta inat, bir kavga türküsüdür zorbanın burçlarına dikilen; en soylu notalarla.

Başkaldırın, diyoruz, başkaldırın,
öğretin karanlık tarihimizi,
Öğretin çocuklarımıza,
yapışıp kalsın diye kanımız
bir felaket arması gibi
katillerin bayrağında.
İsteriz güçsüzleri
koruyasınız güllelerden,
enezleri koruyasınız,
yara almasın hiç bir canlı
ve geleceğin çocukları.
Akar oluk oluk cinayetin kanı,
tıkayın onu.
Dört açın gözünüzü
Tetikte olun.
Hazırlanın kavgaya.

Yıllar yılı zulüm gördü bu topraklar. Yıllar süren barbarlığın en alasını. Kan gördü, acı gördü ve ihanet de; komşu Arap devletlerinin uşak ruhlu krallarının, prensliklerinin, alçak yönetimlerinden. Koyun postu giymiş kurtların ihanetine, arkadan hançerlemesine de tanık oldu. Bu yüzden son derece duygusaldır Filistin şiiri. Yaralı bir arslan gibidir. Kükrerken mahzunlaşır, mahzunlaşırken kükrer.

Beni salıncaksız kodular,
ekmeğimi çamura buladılar, kirpiklerimi toz toprağa,
aldılar tahta atımı benim,
yükü babamın sırtına koymaya zorladılar beni,
gecenin ağırlığını kaldırmaya zorladılar.
Kim açtı ateş arklarını içimde,
kim açtı, kim açtı, kim?
Kim götürdü benden barış güvercinini
Kızılhaç?ın bayrağı altında?

Dünya edebiyatına büyük şairler armağan eden bu zulme uğrayan halkın, düşmanın eline geçmesin diye yüreğinde büyüttüğü şiirleri, yıllar sonra bir kez daha Türkiye halkına sunuldu. Evrensel Basım Yayın, A. Kadir- Afşar Timuçin- Süleyman Salom tarafından Türkçeye kazandırılan şiirleri, bir Filistin şiir seçkisi olarak okuyucunun önüne koyarken, Filistin için bir ses arıyor.
Bu seçkiyi mutlaka okuyun. İşçi servislerinde, fabrikalarda, okul kantinlerinde, üniversite anfilerinde, gür sesle okuyun. Okutun. Duvarlara asın titizlikle. Picasso?nun fırça darbelerini hissedeceksiniz her bir dizede, her bir şiirde Guernica canlanacak gözlerinizde?
Zulme uğramış, vatanından sürülmüş, yakılmış, yıkılmış, katledilmiş bir halkın türkülerine kulak verin. Göreceksiniz ki, hiçbir rüzgâr bu kadar güçlü, hiçbir fırtına bu kadar yaralayıcı ve hiçbir volkan bu kadar yakıcı değil.
Bu sese ses verin!

AHMED ZAATAR
Kekikten ve kararmış taştan
O eller için
Bu çığlık
Unutulmuş ve yapayalnız
Ahmed için.
Gelip geçen bulutlar
Yurtsuz ve yabancı koydu beni
Ve yalnız dağlar cesaret ediyor
Beni bağrına basmaya
Kıraç bir toprakta.
Doğuyorum yine o eski yaralardan
Sokuluyorum toprağa
Bütün ayrıntılarını görünceye dek
Doğuyorum yine
Denizin taştığı yıl
Kül olmuş kentlerden
Kendimi yapayalnız bulduğum.

Ahmed’di o deniz
Kurşunlar arasından köpük köpük
Bir kamptı öfkeyle büyüyen
Yağan kekikti üstümüze
Ve savaşçılara
Ellerine ayaklarına baktı Ahmed
Unutulmuş trenlerin
Anılarıyla büyüyen
Kimsenin karşılamadığı
Kimsenin el sallamadığı
Yaseminlerle.
Ayakta dikildi yapayalnız
Kendini dinlediği gecelerde
Hakkın hasretini çekerek
Yirmi yıl
Yirmi yıl o yer senin bu yer benim
Dolaştı bir kimliği sora sora
Yalnız yanardağların yanıtladığı.

Ben Arap Ahmet’im
Dedi
Ben kurşunlar
Ben portakallar
Ve düşler.
Benim çadırımdır Tel Zaatar
Anayurt benim
Sürüp giden o yolculuk anayurda
Doğu’dan ta Batı’ya
Bilendi bütün kılıçlar
Ahmed tanımaya başlarken
Ellerini ayaklarını
Süzülen bir yıldız gibi
Bakıp bakıp Hayfa’ ya.
Ahmed’di seçilen kurban
Kentler asfalt organlarını
Bırakıp arkalarında
Düştüler peşine Ahmed’in
Öldürmek için.
Doğu’dan ta Batı’ya
Cenaze törenini hazırlıyorlardı.
Giyotinlerden giyotin beğenip.

Ben Arap Ahmed
Gelsin kuşatmacılar!
Benim kal’am gövdem
Gelsin kuşatmacılar!
Ateş hattıyım ben
Kuşatacağım onları
Çünkü göğsüm
Sığınaktır halkıma
Gelsin kuşatma!

Uzanmış suyun karşısına
Küçük ayrıntılar arasında geziniyorum
Derken dağılmaya başlıyorlar
Akşamla birlikte
Yitiyorum
Uzaklardan gelen
Çıngırak seslerinin içinde.
Kanayan yerlerimden
Anlıyorum yaşadığımı.

Ayak bastığım her yol
Kaçınıyor benden
Kaçıyor
Gönül verdiğim her kent
Ceketimi fırlatıyor bana.

Şiirlere sığınıyorum
Düşlere
Anlıyorum çok geçmeden
Düşlerime kadar girmiş bıçaklar.
Bir mum yakıyorum
Kapanmayan yaramdan.
Bu gece
Bütün çakıl taşları soluyor

Ve damarlı.
Uzaklardaki güzel karım
Sessizliğin senin
Eritti bu ölgün geceyi
Banklar ve ağaçlar
Donup kaldı gölgende.
Hatırla beni
Kendimi unutmadan önce.
O kayalar mektubumdur
Yeryüzüne.
Yükseleceğim
Meyve küfelerinden
Denizden
Yükseleceğim yoksulun şarkısından
Onların şarkısından:
Yaşayacağız!
Yaşayacağız! diyen.

Kekikten ve taştan Ahmed
Yükseleceksin
Hayır! diyerek
Derinden esvap yapacak
Kırlardan gelen köylüler
Zalimleri ortadan kaldırmaya.
Bir çiçek olacak yumruğun
Bir bomba
Her gün hayır! demek için kalkan.
Kılıçlardan kesik kesik gövden
Yeniden yapılacak
Doğacak güneşlerden
Ve dalgalarla nikâhlanacak
Giyotin altında
Hayır! diyeceksin
Hayır!

Akan kanımda öleceksen
Yeniden doğmak için
Un çuvallarından.
Geleceğiz ses vermek için sesine
Bizi çağırdığın zaman
Ve ölümün çehresi
Yitip gidecek sözlerimizden.
Eli ölümün
Savurup atacak bizi
Yalın bir yurda doğru
Yasemin bir düşün beklediği.

Kuşlar bana bıraktı şarkılarını
Ve ben koştum
Yürek atışına tarlaların.
Kanımın derinliklerine in
Derinliklerine in
Derinliklerine ekmeğin
Yalın bir yurdumuz olsun
Yasemin bir düşün beklediği.
Her günkü Ahmed
Saf ve Basit Ahmed
Nasıl kaldırdın ayrılıkları
Meyveyle taş arasında
Kurşunla geyik?
Arap Ahmed, diren!
Kuşatma altında gezeceğiz
Ulaşıncaya dek kıyısına
Ekmeğin ve dalgaların.
Öleceğiz düşü uğruna
Bir yurdun
Ve bekleyen yaseminlerin.

Onda Güz’ün eğrileri var.
Kandaki şiirdir Ahmed.
Dağlar gibi kırışık yüzü
Yankısı çağıran seslerin
Birleşen gövdelerin.
Ey tanınmayan Ahmed
Nasıl yaşadın aramızda
Tam yirmi yıl
Hâlâ belli belirsiz yüzün
Hep çizgilerinde dolaştığımız
Tanınmayan yüzün
Ey ormanlar
Alevler kadar gizli Ahmed
Bize yüzünü tanıt
Söyle son sözünü
Dağılacağız sessizlikte
Geri adım atacağız
İşitsin diye ölüler sözlerini
Yaşayanlar
Belki tanır diye çizgilerini.
Ahmed
Ahmed kardeşim
Kahramanca ölümünü bekliyoruz
Ne zaman?
Ne zaman?
Ne zaman?

Mahmud DERVİŞ
Çeviren : Erdal ALOVA

Kitabın Künyesi
Filistin Şiiri
Çevirenler: A. Kadir, Afşar Timuçin, S. Salom
Evrensel Basım Yayım / Antoloji
2002
192 Sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Antoloji
Dünden Bugüne Türk Şiiri – Asım Bezirci, Kemal Özer. Şiirin 800 yıllık panoraması.

Derleme, Asım Bezirci ile Kemal Özer?in imzalarını taşıyor. Asım Bezirci?nin hazırladığı, daha önce yayımlanan antolojiyi Kemal Özer yeniden ele almış,...

Kapat