Yalnızlığın en çarpıcı halleri

Adnan Binyazar yaşadıklarından, kendi gerçekliğinden beslenen bir yazar. Binyazar?ın yeni öykü kitabı Kızıl Saçlı Kontes?te kurak topraklardan uzak diyarlara uzanan beş öykü yer alıyor.

Edebiyatın usta kalemlerinden Adnan Binyazar şimdilerde Kızıl Saçlı Kontes?le karşımıza çıkıyor. Daha önceden Bozkır Aydınlığında Aşk, Ölümün Gölgesi Yok ve Masalını Yitiren Dev gibi kitaplarıyla tanınan Binyazar bu kez beş ayrı öyküden oluşan bir eser sunuyor okurlarına. Her biri birbirinden farklı insan hikâyelerine değinen öykülerine, genellikle yalnızlık duygusuhâkim. Uzakta kalmış insanların yaşadığı yalnızlık, çekip gitmeler, uzaklardan seslenişler yankı buluyor öykülerinin satırlarında. Yalnızlığı, sevgiyi, sevgisizliği en sert, en çarpıcı ama en gerçekçi halleriyle anlatan Binyazar, bu kitabında bir kez daha ustalığını kanıtlıyor.

Yeni öykü kitabı Kızıl Saçlı Kontes?te de farklı coğrafyalardan sesleniyor okurlarına Binyazar. Kitapta öne çıkan öykülerden biri ?Köpeğin Ölümü? öyküsü. Öyküde, atandığı yeni okulunda yavru bir köpekle karşılaşan ve o köpekle iletişim kuran bir öğretmen yer alıyor. Anlatıcı-öğretmen, yaşadığı kenti andırsın diye Bozkır adını veriyor köpeğe. Yavru, ?gözleri açılmadan sokağa atılan? köpeklerinden biri. ?Boncuk gözleri ve kir tutmamış pembe karnı ile? öğretmenin dikkatini çekiveriyor hemen. Okul bahçesinde dikkatini çektiği tek kişi değil öğretmen. Kendi halinde serçelerle oynaşırken, Bozkır?ı sevmek isteyen bir sürü kız öğrenci de oluyor.

Fakat Bozkır?ın ağzındaki salyalar kızların üstlerine akmaya başlar başlamaz, daha az evvel sevgi sözcükleriyle köpeğin başını okşayan kızlar, iğrenerek ellerinden bırakıyorlar yavruyu. Hatta oyun oynamak için bir kız öğrencinin bacağına doğru zıplayınca gözünün ortasına bir tekme yiyor yavru köpek. Bu olaydan sonra Bozkır içine kapanıp, insanlardan uzak durmaya başlıyor. Kimsenin, hatta öğretmenin yanına bile uğramıyor pek. Yaşadığı hayal kırıklığı derin bir küslük bırakıyor yavruda ve bir süre ortadan kayboluyor. ?Ayrışım mevsimi sona erip de bütünleşmenin başladığı? bir gün Bozkır?ın inleyen sesleri duyuluyor. Bir çukurda mahsur kalan yavruyu çekip kurtarıyor öğretmen. Arka ayakları tutmamasına rağmen sürünerek öğretmenin yanına gelip başına dizlerine koyarak kendini sevdirmeye çalışıyor Bozkır. Fakat sonra, aynı Orhan Veli?nin o şiirinde geçtiği gibi ?Birdenbire? oluyor her şey ve Bozkır da öğretmenin gözü önünde birdenbire ölüveriyor. Okulun görevlisi gelip hayvanın cansız bedenini kürekle çöp kutusuna atarken hikâye de son buluyor.

Acıyı eksik bırakmıyor
Bu öyküde yazarın kendi çocukluğuna dair bazı izlere rastlamak mümkün. Masalını Yitiren Dev?de anlattığı anısında bir gün, babası kardeşiyle ona kızınca oyuncakları tekmelemeye başlar. O esnada bir kedi gelir ve tekmelerden o da nasibini alır. Tekmenin şiddetiyle can çekişmeye başlayan hayvan çok geçmeden ölür. Kedinin ölümü çocuklardan gizlenmeye çalışılsa da, iki kardeş bir çöp kutusunda içinde kırık oyuncakların yanında ağzı yamulmuş, tüyleri dökülmüş kediyi bulur. Binyazar?ın bu çocukluk anısı, bu öykünün satırlarına yerleşmiş gibi sanki.

Öte yandan bir başka öykü ?Gecenin Gün Işığı?nda başka bir yere götürüyor bizi yazar. Arap Yarımadası?nın havaalanında, bir salonda beklemeye başlıyoruz biz de. Japonya?da tsunami felaketinin yaşandığı günler. Havaalanında gözüne ilişen bir anne ile kucağındaki bebeği anlatılıyor. ?Memeden sütü çekerken sanki bebek değil, yumurtadan yeni çıkmış ak güvercin yavrusu? diye aktarıyor o sahneyi. Kadının yüzündeki hüzün ilk bakışta etkiliyor anlatıcıyı ve anlatıcı, ?duru yüzlü bu kadının sevdasına kul oluyor?. Anne ve bebeğini anlatırken, tsunami etkisindeki Japon halkını da es geçmiyor yazar. Annenin yüzündeki acıdan Japon halkının yaşadığı felakete uzanıyor usta kalemiyle. ?Gecenin Gün Işığı? öyküsü zaten adını ?hinomaru? yani beyaz zemin üzerindeki kırmızı dairenin güneşi simgelediği Japon bayrağından alıyor.

Çocukluğunda annesine çok düşkün olan ve çocukluk hatıralarında annesinin epey yeri olan Binyazar?ın, anne ve bebeğini anlattığı bu öyküsü de kendi çocukluğunu anımsatıyor. Acı çekmiş, kederli bakan bir anne ve onun kucağındaki bebeği, yazarın ana kucağında çıktığı bir uzun yolculuğu akıllara getiriyor. Karanlık bir gecede yaşadığı annesiyle yaşadığı kederli yolculuk, bu öyküdeki havaalanında bekleyen kederli anne ve bebeğinde canlanıyor yeniden.

Hikâyelerinde yalnız başına kalmış insanları büyük bir ustalıkla anlatan yazar, acıyı ve hüznü eksik bırakmıyor. Öykülerini kaleme alırken süslü cümleler kurmaktan geri kalmadan, gerçekliğin en yalın halini sunuyor okurlarına. Yaptığı betimlemelerle o gerçekliği daha sahici, daha çarpıcı bir hale dönüştürüveriyor. Adnan Binyazar yaşadıklarından, kendi gerçekliğinden beslenen bir yazar. Fazıl Hüsnü Dağlarca da, Binyazar?ın eşinin ölümünün ardından kaleme aldığı Eş Ağıdı isimli şiirinde dile getiriyor bunu. ?Acısından dev olmuştur işte? diyor şair. Binyazar, yaşadıkça ve yazdıkça devleşiyor.

Çocukluğunun gölgesinde
1934 yılında Diyarbakır?da dünyaya gelen Adnan Binyazar, çocukluğunun ilk dönemini doğduğu topraklarda, kardeşi ve anne-babasıyla geçirir. Annesi her türlü derdi, kederi, sıkıntıyı göğüsleyen bir kadındır. Her anne gibi çocukları için çok fedakâr fakat yeri geldiğinde sözünü ve azarlamalarını sakınmayan bir kadın. Babası ise daha farklı bir yer edinmiş yazarın hayatında. Yazar, Masalını Yitiren Dev kitabında çocukluğunu anlatırken babası hakkında iki ayrı his barındırdığını aktarıyor. Birincisi yüzme bilmeden havuza girdiğinde onu boğulmaktan kurtaran babasının sıcaklığı. İkinci ise bağırıp çağıran, döven babasının yüzünün onda bıraktığı etki. Yıllar sonra babası evini terk ettiğinde bir bölünmüşlük hissi oturur yüreğine ve onu her daim taşır içinde. O günden sonra anne babası bir araya gelmez; üvey anne, üvey baba ve başka kardeşlerle devam eder hayatına. Diyarbakır, Elazığ, Ağın, İstanbul arasında bir yaşam bekler Binyazar?ı. Okumayı küçük yaşta dayısının getirdiği bir kitapla, bir haftada kendi kendine söker fakat ilkokula ancak 14 yaşında başlar. O zamana kadar İstanbul?da babasının yanında kalırken hamallık da yapar, aşçı yanında çıraklık da. Farklı coğrafyalarda, farklı insanlarla fakir ama ?zengin? bir hayatı olmuştur Adnan Binyazar?ın.

BESTE SEZEN ATEŞPARE
(11.07.2014 http://kitap.radikal.com.tr/)

KIZIL SAÇLI KONTES,
Adnan Binyazar,
Can Yayınları,
2014, 136 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Masal ile büyülü gerçekçilik arasında

Gündelik hayatın içindeki olağanüstülüklerin hiçbir şaşkınlığa yol açmadığı, hayvanların konuştuğu, rüzgarların uzun kuyruklarıyla mağaralarda yaşadığı, cinlerin insan ve hayvan kılığına...

Kapat