Yanıbaşımızdaki Suriye – Sadık Güvenç

Sıhhıye’de, Kızılay’da kaldırım kıyılarında çocuklarıyla oturup dilenen gencecik Suriyelileri her gördüğümde bu savaşı çıkartan gözü dönmüş emperyalistlere lanetler okuyorum. Saçı başı perişan yedi sekiz yaşlarındaki kız çocukları, annelerinin kucağında hiçbir şeyden haberi olmayan soğuktan morarmış yüzleriyle gelip geçene gülümseyen bebeler… Bu nasıl bir insanlıktır ki insanı bu kadar perişan eder?

Karısını, kızını, evladını korumak derdindeki erkekler ve insanlıktan nasibini almamış, bu durumdaki insanlardan yararlanmaya çalışan –her zaman her yerde alçak, fırsatçı- yaratıklar…
Yanıbaşımızdaki komşumuzda neler oldu da bu insanlar buralarda perişan bir şekilde yaşamaya çalışıyorlar?
Sevra Baklacı, Suriye Notları adlı kitabında Suriye gerçeklerine ışık tutuyor.
Öğrenim için gittiği Suriye’de çatışmaların ortasında kalan Sevra Baklacı, Türkiye’ye dönmek yerine orada kalmayı tercih ediyor. Savaşa tanıklık ediyor. Orada olan bitenin egemen medyanın aktardığı gibi olmadığını anlatıyor bize.
Parayla tutulan insanlara gösteri yaptırılır, araba lastiği yakılıp dumanı görüntülenip askerler kenti bombalıyor haberleri yapılır… (s.17)
Ilımlı İslam adın altında dayatılmaya çalışılan rejimleri yerleştirme adına binlerce insan öldürülüyor, milyonlar acı çekiyor. Ortadoğu’yu kendi kafalarına göre dizayn etmeye çalışan kan emici emperyalistler amaçlarına ulaşmak için neredeyse herkesi birbirine düşman ediyor.
“Suriye’de tüm olup bitenlerden sonra, “demokrasi,” “hak,” “hukuk” için isyan ettiği iddia edilen halka sorarsanız, birçoğu, “Bazı adımların atılması gerekirdi. Ancak dinci, bağnaz, gerici odaklara karşı Baba Esad’ın katı siyaseti, oğlu tarafından devam ettirilmeliydi” yanıtını alırsınız. Çünkü Suriye, geçmişten beri sürekli tehdit altında olan bir ülke ve “ılımlı İslam” dedikleri proje, ülkeyi tehdit eden emperyalizme hizmettir. İç ve dış odakların işbirliğidir. Geriye doğru gidiştir… (s.27)
Suriye’de olan biteni minik bir öğrencinin kaleminden okuyalım:
“Dünyanın bir yerinde çok güzel bir orman varmış. Bu ormanda çeşit çeşit canlılar kardeş gibi yaşarmış. Bir gün ormana eli baltalı çirkin mi çirkin adamlar gelmiş. Ormanın ağaçlarını kesmek, çiçekleri koparmak, kuşların yuvalarını bozmak istemişler. Ancak orman sakinleri bu adamların karşısına dikilmiş ve “ Bu ormana giremezsiniz, dünyada bir sürü ormanı mahvettiniz zaten” diye azarlamışlar. Eli baltalı adamlar bu duruma çok öfkelenmiş ve ormana dalmışlar. Tavşanların kulaklarını kesmeye, kafalarını koparmaya, ceylanların ayaklarını bedenlerinden ayırmaya başlamış ve diğer canlıları göç ettirmeye çalışmışlar. Ormanda hayat giderek kötüye gitmiş. Orman sakinleri, Aslan’ın (burada Arapçada Aslan anlamına gelen Esad’a vurgu var) etrafına toplanarak eli baltalı çirkin adamlara karşı birlik olmuş ve onlara karşı mücadele etmeye başlamışlar. Ama bir gün ormanda ağaçlar yeniden yeşerecek, çiçekler açacak, kuşlar yuva yapacak, ormandaki canlılar barış içinde yaşayacaklarmış…” (s.37-38)
Orman yerine Suriye diye okuyun yeter. Eli baltalı adamların kim olduğunu bilmeyen mi kaldı? İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya, Türkiye… Ne yazık ki 1910’lu yıllarda kendisine tezgahlanan oyunun baş aktörleriyle işbirliği içindeki Türkiye…
“Ayarını bozduğun kantar, gün gelir seni de tartar.” (s.99)
Yardım götürüyoruz diye yollanan tırların içinde neler saklanıyordu? Eksik olsun yardımınız. Halkın yaşamını çalıyorsunuz.
“Suriye’de bu kadar insan toprağa düştüyse eğer, bunda sizin bu “ insani yardımlarınızın” katkısı öyle büyük ki. Sizin Suriye’ye yardım göndermediğiniz gün, işte o gün savaş bitecektir. Tanrı tüm insanlığı yardımlarınızdan korusun!” (s.101)

Arap baharı adıyla estirilen rüzgarın kara kış olduğunu bilmeyecek ne var? Kafalar kesiliyor, kadınlar muta nikahı ile evlenilip defalarca tecavüz edilip öldürülüyor. Kadınlara kocalarının önünde tecavüz ediliyor. Yüz yılların birikimi, gelmiş geçmiş uygarlıkların tüm tarihi eserleri yağmalanıp yakılıyor, Hıristiyan kadınlara tecavüz edildikten sonra vücutlarına haç saplayıp öldürüyorlar. Gözü dönmüş canilerce öldürülmeniz için Alevi olmanız yeter de artar bile.
Kanınız donuyor “ bir bidon Hıristiyan kanı yüz bin dolara alıcı buluyor,” haberini okurken. Petrol zengini Suudilerden çıkıyormuş bu alıcılar. Hıristiyan kanı ile abdest alan cennetteki yerini garantiliyormuş…
Yerin dibine girsin sizin BÜYÜK ORTADOĞU PROJENİZ.
Suriye’yi ve diğer Ortadoğu ülkelerini ırkçı-dinci işbirliğinden medet uman emperyalistler kurtarmayacak; o toprakların gerçek sahiplerini ayrım gözetmeksizin adam yerine koyan laik, demokratik, sosyalist yönetimler kurtaracaktır.

Kitabın Künyesi
Suriye Notları
Sevra Baklacı
Yazılama / Yayınevi Genel Dizisi
Türkçe
144 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 21 cm
İstanbul, 2015
ISBN : 9786059988094
Kapak Tasarımı : Özgür Şahin

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı, Makaleler, Politika
Modern İnsanın Çıkmazı – Hüseyin Bul

Doğayla girdiğimiz savaşı kazanırsak kaybederiz. Modern insanın yalnızlığı sadece gün geçtikçe teknolojiye olan bağımlılığından dolayı insanı dışlamasıyla değil aynı zamanda...

Kapat