Yaşar Miraç devrimi – Yücel Kayıran

?Trabzon?dan Çıktım Yola?, otuz yıl önce, 1981 yılının Haziran ayında yayımlanmıştı. Yaşar Miraç?ın en önemli kitabıdır ve bugün yazılan şiir oldukça değişmiş olmasına rağmen etkisini korur. Miraç, çıkışını, ?Trabzon?dan Çıktım Yola? ile değil, ilk şiir kitabı ?Trabzonlu Delikanlı?yla (Mayıs 1979) yapmıştı. Sanat Emeği Yayınları tarafında yayınlanmış ve bir yıl sonra da Türk Dili Şiir Ödülü?ne (1980) değer görülmüştü. Bugün de, Yaşar Miraç denilince akla gelen kuşkusuz, ?Trabzonlu Delikanlı?dır, ?Trabzon?dan Çıktım Yola? değil. Bununla birlikte, Miraç?ın şiirinin neliğini irdelemeye yönelik eğilimin odaklanması gereken yapıt ?Trabzon?dan Çıktım Yola? ve onunla birlikte yayımlanan diğer iki kitaptır. Nedenlerine geleceğim… Ama belirtmek gerekir ki, 70?li yıllardan 80?li yıllara, fenomen haline gelmiş iki şairle geçilmiş ise, bunlardan ilki Yaşar Miraç?tı. Miraç, ilk kitabını 1979?da çıkarmış; aynı yılın Eylül ayında ikinci şiir kitabı ?Şili ile Söyleşi?yi yayımlamıştı; 1980 yılında iki kitap daha yayımlayacaktı: ?Gül Ekmek? ve ?Taliplerin Ağıdı?. 1981 yılının Mart ayında, bu son iki kitapla ?Trabzonlu Delikanlı?, 12 Eylül askeri sıkıyönetim yönetimi tarafından bütün yurtta yasaklanır. Ama Miraç, aynı yılın haziran ayında üç kitap daha yayımlayacaktı: ?Çan Deresi Türküleri?, ?İçli Şarkılar? ve ?Trabzon?dan Çıktım Yola?. Bunların arkasından, o dönemde, üç kitap daha geldi (?İstanbul Bir Kırmızı Gül?, 1985, ?Yurdumun İşçileri?, 1985 ve ?Barış Güllerininm Gümüş Denizi?, 1986) ise de, 1981?in Haziran?ında yayımlanan üç kitap, Yaşar Miraç doruk noktası olarak kalır. 12 Eylül askeri darbesinin, şiirini doğrudan hedef aldığı, dolayısıyla şairliğine büyük zarar verdiği tek şair Yaşar Miraç?tı. Cezaevinde yatmadı sanıyorum ama sözünü ettiğim kitapları sıkıyönetim boyunca yedi yıl yasaklanan bir şair oldu. Şiir anlayışını, getirdiği yeniliği derinleştirip sağlamlaştıracak bir oluş evresindeydi. ?Trabzon?dan Çıktım Yola?yı oluşturan şiirler, ana yapıta giden yolun artık oluştuğu hissini/izlenimini verir. Ama bu heves durdurulur.
Yaşar Miraç?ın poetik devrimci girişimi, yazdığı şiirin aynı anda farklı şiir anlayışlarına, farklı farklı nedenlerle başkaldırmasında ortaya çıkar. Bu başkaldırılardan ilki, Erol Çankaya, Ahmet Telli, Adnan Yücel ve Veysel Çolak gibi şairlerin şiirlerinde ortaya çıkan, toplumcu şiirin 70?li yıllardaki kavram simgeciliğine dayalı slogancı şiir anlayışıdır. Miraç, lirizm yuva edindiği bir söyleyişle, insanın başına gelenleri tekil durumda dile getirmektedir, başımıza gelenlerle ilgili fikirleri değil. Bu lirizme, kendisi, ?Yeni Türkü? adını verir, Memet Fuat ise, ?Yeni Halk Şiiri?. Her ikisi de bu anlayışı bir akım olarak değil, toplumsal dönüşümün ortaya çıkardığı bir eğilim olarak adlandırırlar. Yaşar Miraç?ın, ilk uçunu temsil ettiği bu eğilim, Ahmet Erhan (Mersin), Ozan Telli (Antep), Adnan Özer (Trakya), Müslim Çelik (Erzincan), Abdülkadir Bulut (Anamur), Hüseyin Ferhad (Hasa) ve Hüseyin Haydar?la (Trabzon) birlikte, içinden geldikleri yörenin lirizmiyle şiirlerini kurmuşlardır. Miraç, bu durumu, ?Türkiye?nin her köşesinde ailesi yüksek bürokrat, aristokrat olmayan halk çocukları şiirde etkin olmalı, İstanbul-Ankara-İzmir?in kolejlerinden yetişme, hali vakti yerinde keyif içinde edebiyat yapan özenti, entel tiplerin elinden Türk şiirinin kurtarılması? (Varlık, Mayıs 2002) olarak betimler. Bu lirizme ben, söz konusu şairlerin, İstanbul Türkçesine karşı, içinde büyüdükleri dilin poetikalaştırılması olarak kavramlaştırıyorum.

Bir anlayışı yıkmak
Asıl başkaldırı, söyleyiş özelliklerinden çok, bu söyleyişin dile getirdiği evrenin dönüştürülmesinden kaynaklanır. Miraç?ın şiirinin ayırıcı özelliği, söyleminde değil, söylemin dile getirdiğinde ortaya çıkar. Kastettiğim, şiirin tinsel evreninin yerel zemin üzerine kurulması, yerelin, şiirin evreninin merkezi durumuna getirilmesi, yani periferinin, merkez-periferi bağımlılığından koparılarak merkezileştirilmesidir. Yerel dünyanın, merkez-periferi bağımlılığının dışında bir tinsel evreni olduğunu gösterilmesidir bu. Çan Deresi Türküleri ile İçli Şarkılar, tam da sözünü ettiğim bu tinsel evreni dile getirirler. Buna ben yerelin, sosyolojik bir figür olmaktan çıkarılarak ontolojik bir durum haline getirilmesi diyeceğim. Yerel olan, Türk şiirine kuşkusuz daha önce girmiştir ama orada sosyolojik bir görünüm olarak yer alır ve yerel olandaki eksiklik, merkez durumundan eksik olmakla alakalı olduğunun gösterilmesidir. Yerel olan, söz konusu yerel olanın diliyle değil, tam tersine merkezin/şehrin diliyle, yani İstanbul Türkçesiyle dile getirilmiş olmasıdır. Burada dile getirilmekle söz konusu olan ise, varoluştaki eksikliğin, ontik/varlıksal durumla alakalı olduğunun gösterilmesidir. ?Trabzon?dan Çıktım Yola?, bu varlıksal durumun şiirini oluşturur. Gurbete şiirinin kapanışı şöyledir: ?gurbete çıkacağım/ o duvaksız tepeye// o yolunda gözyaşı/ çeşmesi kuru köye// kopup yalnızlığımdan/ kopup sonsuzluğumdan// gurbete kaçacağım/ gurbete tükenmeye?. Bu, neden bir devrimdir? 70?li yılların ana tartışma konularından birini, ?evrensellik-yerellik meselesi? oluşturuyordu. Yaygın görüş, yerele evrensel olandan ulaşılabileceğini dile getiriyordu. Örneğin Melih Cevdet Anday bu görüşü savunuyordu. Yaşar Miraç, işte, bu anlayışı yıkmıştır.
Yaşar Miraç, ilk ciddi eleştiriyi Afşar Timuçin?den alır. Timuçin, ?Taliplerin Ağıdı? vesilesiyle yazdığı kısa yazıda şöyle söyleyecektir: ?…çok yazıyor, eskilerin deyişiyle velûd. Şiir kaygısı gütmüyor çok zaman, sanırım yazmak ona bir iç tartışmanın, bir iç hesaplaşmanın değil de bir iç itkinin zorunlu sonucu olarak görünmekte. Kolay şeyler yazdığına bakarak çok kolay yazdığını söyleyemesek bile ürününün büyük bir düşünce olayının sonucunda ortaya çıktığını da söyleyemeyiz.? Ancak, Miraç?ın ?Trabzon?dan Çıktım Yola?da yer alan şiirlerden ?ben küçücük sevdalı kuştum?, ?uğurlama?, ?ardından?, ?çakılca?, ?sılada?, ?gurbete?, ?zerdali?, ?göçmen?, yaralı?, ?sevdalı kuş? adlı şiirler, bir iç tartışmanın, bir iç hesaplaşmanın şiirleridir. Miraç, Trabzon?dan Çıktım Yola?yla birlikte, iç itkiyle yazmaktan, iç hesaplaşmayla, iç tartışmayla yazmaya geçmiştir. Ancak, özellikle 90?ların sonları ile 2000?lerin başlarında yayınladığı kitapları hesaba kattığımızda, Timuçin?in birinci eleştirisi, ikincisi gibi adresine ulaşmış değildir. Bunun nedeni, bugün de yaygınlığını koruyan, bir şiir dili yakalandığı vakit poetik verimliliğin kesintiye uğratılmaması anlayışı olsa gerek.
Karadeniz müziğinin en önemli ustası kabul edilen Picoğlu Osman?ı dinlerken fark ettim; sanatçı, ?Fadime? türküsüne başlamadan önce spiker türkünün adını söyleyerek bir anons yapıyor ve bu türküyü ?Milli Trabzon şarkısı? olarak tanımlıyor. ?Milli Maraş? veya ?milli İstanbul? gibi bir ifade/deyim yok… ?Milli Trabzon? ifadesindeki ?milli? nitelemesi, Trabzon?un, ?il? statüsünden çok, ?devlet? statüsüyle ıralı geçmişinin dildeki bir geri tepmesi olsa gerek. Miraç?ın şiirinde Trabzon?un bu denli öne çıkmasının veya şairin, şiirini Trabzon üzerine kurmaktan kendini geri alamamasının nedenini, sanırım sözünü ettiğim bu ?tarihsel geri tepme? bağlamında okumak gerekir.

Yücel Kayıran

Alıntı: 22/07/2011 tarihli Radikal Kitap Eki

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Edebiyatla Siyaseti Sevgide Yoğunluklu Kılan Bir Kalem: Mikail Erdil i Hatırlamak – Müslüm Kabadayı

Dostluk, defne gibi yaprağı hep yeşil kalan ve mücadelede zafer kazananların alınlarını taçlandıran bir içtenlik bağıdır. Altının yere düşmekle kirlenmeyeceği...

Kapat