Yerli Amerikalılar ve Hristiyanlar Arasında İlk Buluşmalar – Diana Eck

Yerli Amerikalılar ve Hristiyanlar Arasında İlk Buluşmalar
Dinsel ve kültürel farklılıklar, Avrupa’nın geliş ve yerleşim döneminden çok daha önce Amerika’nın bir parçasıydı. Avrupalıların “yeni dünya” olarak adlandırdığı bu toprağın yerli halkları, dil, manzara, kültürel efsaneler ve ritüel uygulamalarla farklılıklara ayrılmıştı. Hüronlar ve İroquois gibi bazı komşu gruplar rekabet içerisindeydiler. Daha sonra İroquois Ligi kuran ülkeler gibi diğerleri, aşiret farklılıklarına rağmen uyumlu bir şekilde yaşama imkânı tanıyan sofistike hükümet formları geliştirdiler. Bazıları göçebe idi. Diğerleri son derece gelişmiş tarım medeniyetlerine sahipti. Ohio ve Mississippi nehirleri boyunca eski yerli halk toplulukları tören merkezleri geliştirdi ve Güneybatı’da dağ ve tepe eteklerinde yaşayan haklar da karmaşık yerleşim ve kültürler geliştirdi. Avrupalılar Amerika’ya geldiğinde çoğu, karşılaştıkları halkların kendi kültürlerinden ve dini geleneklerinden farklı olduklarını düşünmüyorlardı. Aslında bir çok Avrupalı, Kızılderililerin veya yerli halkın bir kültürü veya dini olmadığına inanıyordu. Keşif Çağında, on altıncı yüzyıldan başlayarak İspanya ve Fransız Katolikleri ilk gelenler oldu. İspanyollara ve Fransız misyonerler “ruhların kurtarılması” için yarışırken, kar amacı güden İspanyol fatihleri ve Fransız kürk tacirleri arazi ve zenginlik için yarıştılar. İspanyollar 16. yüzyılın ortalarına gelindiğinde günümüz Florida ve New Mexico’da Katolik misyonları kurmuşlardı. Fransızlar, Büyük Goller Bölgesi, Upstate New York, Doğu Kanada ve daha sonra Louisiana ve Mississippi Deltasını sürekli istila ediyorlardı.

Bir çok Hristiyan misyonerler Hristiyan Dini’nden ilham alıp, kutsal kitabı İncil’i hiç duymayan bu yerli halka anlatma çabası içerisindeydiler. İlk İspanyol fatihlerinin yerli halklarına acımasız muamelesi ragmen birçok misyoner kendilerini yerli halklarla şefkatli ve korumalı olarak gördüler. 1537’de Papa III. Paul, Kızılderililerin öldürülecek veya köleleştirilecek canavarlar değil, kurtarmaya yetecek ruhları olan insanlar olduğunu ilan ettiler. O zamanlar, bunun yerli halkın aydınlanmış bir görüşü olduğu ve iyi niyetli misyonerler tarafından teşvik edilmeye çalışıldığı anlaşıldı.

Hintliler arasında oturan misyonerlerden gelen mektuplar birçok kabile halkının refah dolu ve sefkatli bir yasami oldugu hissi veriyordu. Franciscan rahip Juan de Escalona’nın gönderdiği bir mektupta, şu an New Mexico olan donemin İspanyol valisnin “Kızılderililere yönelik öfkeleri” eleştirildi. Escalona’nın yazdığına göre, valinin halka karşı yaşattığı zulüm, İncil’i vaaz etmeyi imkansız hale getirdi, çünkü Kızılderililer mısırlarını yağmalayanlardan, battaniyelerini çalacak ve aç bırakacak insanlardan gelen herhangi bir umut mesajına inanmadılar. Fransız misyonerlerden Jean de Brebuf, Hüron kabilelerinin arasında iki yol boyunca, koruma talep etmeden yaşamış ve yazıtlarında, Hristiyanlığın nasıl Avrupalı misyonerlere başka ülkelere açılma konusunda ilham verdiğini göstermiştir.

Onaltıncı yüzyılda İngiltere’den gelen yeni insanlar Protestan Hristiyanlığa dair birçok ifadeyi yeni dünyaya getirdi. Onların arasında, İngiltere Krallığı’na bağlı olan kâr araştıran kâsıfler ve buna karşı isyan edenler ve din özgürlüğü arayışı içinde olan Puritan reformcular vardı. Diğerleri arasında, Quakers ve Katoliklerin yanı sıra Scotch-Irlandalı Presbiteryenler de vardı ve hepsi dini taahhütlerini devlet müdahalesi olmaksızın uygulamak için bir yer arıyorlardı. Genel olarak, bu İngiliz yerleşimciler, kendilerini gerçek “medeniyet” in henüz kurulmadığı “bakiretopraklar” a yerleştikleri şeklinde görüyorlardı. İngiltere Krallığı’ndan gelen yeni halklar, Amerika topraklari üzerinde hak talep ediyor ve yerleştikleri yerlerde evler, bahçeler ve endüstri inşa ediyorlardı.. Bu iddialarını ve stratejilerini ise İncil’in Yaratılış ayetinden alıyorlardı. Yaratılış 1: 28′ “Verimli olun ve çoğalın ve yeryüzünü doldurun ve bastırın.”

Kolonilerin ilk tarihçesi yerli halklarla olan ilişkilerin karmaşık bir öyküsünü ortaya koymaktadır. Plymouth Plantatıon’daki gibi bazı sömürge yerleşimcileri Yerli halklarla olumlu ilişkilere sahipti. Puritan Massachusetts’te John Eliot, Algonkianlara hükmetti ve İncil’i de onların diline 1663’de çevirdi ve John Eliot’un ”The Indian Convenanting Confession” sözleşmesi 1669 yılında yazıldı ve Algonkian diline çevrildi. Misyonerlik çabalarını Kızılderililerin elinde tutmayı amaçladı. Hint özerkliğini dikkate alarak, Bu sözleşme dönemin romanı kabul edildi. Çoğu Hint Savaşı, Avrupalıların ve yerli halkların karşılaşmasına hükmetti. Yerli kabileler içerisinde de karmaşıklıklar gittikçe önemli bir boyut alıyorlardı. Misyonerler tarafından Hristiyan olanlar ile yerli halkın dininde olanlar arasında sık sık karmaşıklıklar yaşanıyordu.

Bugünün perspektifinden bakıldığında, en iyi şartlar altında dahi, yerli komşularına yönelik sömürge tutumlarının, kabile kültürlerinin cehaleti ve kâr arzusu ile renklendiğini iddia edebilir. Ancak en olumlu değerlendirmelerin altında “asil vahşi” ile ilgili bir romantizm yatıyordu. Bununla birlikte, Avrupalı sömürgeciler yerleşimin ilk yıllarında dahi, Yerli komşularıyla çok sert veya aşırı açgözlülükle karşılaşmaktan dolayı genellikle birbirlerini eleştirdiler.

Tarihte sömürge döneminden itibaren Avrupa ve Yerli halklar arasındaki ilişkiler ağırlıklı olarak ifade edilmiş ve arazi bakımından müzakere edilmiştir. Arazi konusu, birçok açıdan, dünya görüşlerinin çarpıştığı en derin “dini” mesele haline geldi. Kolonistlerin birçoğu, yeni toprakları henüz yaşanmış gibi değil, yerleşmek için bir “vahşi doğa” olarak görüyordu ya da Michael Wigglesworth 1662’de bunu şöyle anlatıyordu: “A waste and howling wilderness, where none inhabited but hellish fiends, and British men that devils worshipped” Massachusetts ve Connecticut gibi bazı kolonilerin kurucuları tamamen Hint haklarını ihmal etti. Diğerleri iyi anlaşmalar ve satın alma anlaşmaları imzaladılar. Örneğin Roger Williams ve William Penn, (Rhode ve Pennsylvania Kolonilerinin kurucuları,) diğer koloniler ve kurucularını, gereksiz şiddet ve keyfi kararlardan dolayı eleştiriyorlardı.

Yerli halklar açısından, Avrupa’nın yeni dünyayı keşfetmesi bir istila idi. Çoğu araziye derinden bağlıydı, ancak toprak mülkiyeti veya özel mülkiyet geleneği yoktu. Toprakların, anlaşmalar yoluyla satılabileceği ya da görüşülebileceğini duyduklarında şaşkınlık içindeydiler, çünkü arazi, ruhların ömrü de dahil olmak üzere, özel bir kâr kaynağı değil, yaşam kaynağıydı. Bazı topraklar da ölülerin mezarlarını taşırken kutsaldırlar.
Yaklaşık üç yüzyıl boyunca, “kaldırma”, “yerinden etme” ve “ayrılma” terimleri Avrupalı yerleşimciler tarafından kullanılmaya başlandı. Yerli halklar, sahibi oldukları topraklardan “uzaklaştırılmış” onların topraklarına yeni gelen koloniler yerleştirilmişti.

Hıristiyan misyonerlerin ve yerli halkların dinsel karşılaşmaları, Avrupalı sömürgeciler tarafından aşiret topraklarının ilerici nöbet ve çözümlenmesinden ayrılamaz. Bununla birlikte, Amerikan tarihinin büyük bölümünde, Yerli halkların arazi ve kutsal alanlarına yönelik ayırdedici dini iddialarının pek az tanınması söz konusudur.
Hristiyanların ve Yerli halkların karşılaşması, genel olarak karakterize edilecek kadar karmaşık ve çeşitlidir. Bu konuda bir çok şaşırtıcı örnekler vardır, Mesela, 18 yüzyılda, Alaska’daki Rus Misyonerler. İlk koloniler, Kodiak adasının Tlingıt veya Suğpiaq.insanlarını çok dindar gördükleri ve onların inanç biçimini ve anlamını kendi anlamlarına göre yorumladılar. Ancak Hıristiyan misyonerler çoğunlukla Yerli halkların geleneklerini kendi başlarına manevi ya da dini gelenek olarak görmediler ve pek çok misyon okulları yerli gençleri kendi kültürlerinden etkin bir biçimde yok etti. Yerli halkların yaşam koşullarına en çok sempatik olan Hıristiyan sömürgeci ve misyonerler bile yerli Amerikalıları” kafir” olarak sınıflandırırlardı ve yerli Amerikan geleneklerini Anayasa’da yer alan dinsel özgürlüğün korumasına yerleştirmediler. Ancak 1978’ de, anayasa’nın imzalanmasından yaklaşık iki yüz yıl sonra, Amerikan Hint Din Özgürlüğü Yasası’nın, Yerli Amerikan dinlerinin bütünlüğüne özel hukuki tanınması sağlandı.

Profesör Diana Eck, Harvard Üniversitesi
Çeviren: Mehmet Sadık Bektaş

Kaynakça
The First Encounters Between Native Americans and Christians
By Prof. Diana Eck, Harvard University

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here