?Yola çıkan, öykülerle döner.? – Öznur Özkaya

John Biguenet?in kaleminden çıkan ve ?İşkencecinin Yamağı? adı altında toplanmış öyküler zihnimizin karanlık sularını dalgalandırıyor. Öykü kahramanlarının bir kısmı ahlaki veya toplumsal değerler ile tutkuları arasında sıkışıp kalan yanlarıyla, bir kısmı da bir sır gibi gizlediği karanlık yüzleriyle karşımıza çıkıyor. Dürtüleriyle, saplantılarıyla, kimseciklere göstermedikleri yönleriyle tekinsiz gibi gözükseler de, içlerinde yeşeren suçluluk duygusu nedeniyle her bir kahraman ümit edilen (?) gerçekliğe adım adım yaklaşıyor.
Olası bir kazaya karşı ağ kullanmayı reddeden bir trapezci gibi, Biguenet bu etkileyici öykülerini Amerikan realizminden ve Avrupalı entelektüel kurgusundan taviz vermeden oluşturmuş. Bir ortaçağ işkencecisinin etrafında gezinen diğer hikâyelerini keskin bir gözlem gücüyle yazmış. Kitabın açılış öyküsü ?Ham Ruh?ta nedensiz vücudu kanayan Tom Hogue?nın yaralarının sitigmataya (İsa?nın vücudundaki yara izlerine) benzetildiği için kahramanın gerçek ve yalan arasında bocaladığını görüyor; ?Benim Köle?de köle sahibi olmayı ümit eden bir adamın bir köleye sahip olma çabasındaki tüyler ürpertici sakinliğini hissediyor ve ödünleme duygusunun neleri doğurduğunu daha öykünün hemen başındaki ?Aslında, köleliğin ülkeye sağladığı iktisadi fayda, tarımın makineleşmesiyle, seri üretime geçilmesiyle düşmüşse de, köle sahibi olmak özel hayatta hala onurlu bir gelenek sayılmaktaydı.? (s.45) sözleriyle fark ediyoruz.
?Kızımla Öğle Yemeği ?nde kızına gerçek babası olduğunu söyleyemeyen bir adamın bastırılmış duygularının içsel yankılarını duyumsarken, yazarına O. Henry Öykü Ödülü?nü kazandırmış olan ?Gül? de ve yine ?Sanat Eseri?nde takıntılarımızın zihnimizi nasıl da kolayca yoğurabileceğini anlıyoruz. ?Ben Yahudi Değilim? öyküsünde kendisine zarar vermeye kalkışan Nazilere ısrarla ve korkuyla Yahudi olmadığını söyleyen Anderson?a eşinin sarf ettiği ?O gece mezarlıkta, Yahudiler ile Naziler diye dünyayı ikiye ayırdılar. Ama sen Nazi değildin.? (s. 74) sözleri biz Türkiyeli okurlara da tarihsel anlamda pek çok şey anımsatıyor.
Yazar; ?Ham Ruh?, ?Ben Yahudi Değilim?, ?İşkencecinin Yamağı? başlıklı öykülerde aynı zamanda din olgusunu da işliyor ve sorgulayıcı bir rol üstlenip okuru inanç ile ahlak arasında daim olan tartışmaların ortasında bırakıyor. ?Kurbağaların İstilası? öyküsünde capcanlı ve muazzam bir metaforik algıyı gerçekliğe sürüklerken, öykü yazarı olan başkarakterin kendine öykü anlatmayı öğreten adama, babasına duyduğu özlemi hissettiğimiz ?Bir Daha Görünmezler? adlı öyküde ise duygusal anlamda bizi zirveye taşıyor.
On dört öyküden oluşan, gizemli ve çekici yanıyla biraz da Kafka?nın gölgesinde ışık saçan ?İşkencecinin Yamağı?; kolay okunan ama derin ve eklektik bir yapıya sahip. ?Yola çıkan, öykülerle döner.? (s.69) diyor ya Biguenet, şimdi 233 sayfaya sığdırılmış uzun ve zorlu bir yolculuktan toplananları okuma zamanı.

*İşkencecinin Yamağı, John Biguenet, Çev: Ümit Şenesen, Aylak Adam Yayınları, Nisan 2014.

ÖZNUR ÖZKAYA

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları, Yazarlarımızın son çalışmaları
Entelektüel babadan devrimci bebek bakım kılavuzu – Çağlar Mirik

Türkiye?de her yıl ortalama bir buçuk milyon bebek doğuyormuş. Her yıl üç milyona yakın anne-baba (hatta dede, hala, teyze, amca...

Kapat