Yorgun Sevda – İrfan Yalçın

2009 Yılı Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü”nü, roman dalında “Yorgun Sevda” adlı eseriyle kazanan İrfan Yalçın, uzun bir aradan sonra, hem kendi edebiyatında yepyeni bir sayfa açıyor, hem de edebiyatımıza taptaze bir soluk getiriyor. Yorgun Sevda, gençlik bunalımlarıyla sıkışmış, insanlardan, arkadaşlarından, hayattan umudunu kesmiş bir genç kadının bir lunaparkta çalışmaya başlamasıyla değişen, yenilenen ruhunu anlatıyor. Lunaparkta “sergilenen” Hüseyin’den Baba Cemal’e, bu romanın kahramanları akıllarda yer edecek. Yorgun Sevda, çağdaş romanımıza değeri azımsanmayacak bir katkı.
(*) Uzun bir aradan sonra yeni bir İrfan Yalçın romanı; Yorgun Sevda. Milliyet roman yarışmasında ikincilik ödülü alan ilk romanının yayımlanmasının üzerinden tam otuz beş yıl geçmiş. Son romanını yirmi yedi yıl önce tamamlamış. Uzun bir suskunluk döneminin ardından 90?lı yılların başlarında hikâye formatında kaleme aldığı iki kitabından bu yana kurgusal anlatılardan, belki de edebiyat dünyasından uzak duran İrfan Yalçın, son birkaç kuşak okuyucunun hiç tanımadığı bir yazar. Tanınmamayı, kitaplarının bir kısmının baskısının bulunmamasını hak etmediğini düşünüyorum.
İrfan Yalcın, 1934 Zonguldak doğumlu. İlk ve orta eğitimini Zonguldak?ta, yüksek öğrenimini İstanbul Edebiyat Fakültesi, Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü?nde bitirmiş (1960). 1972 yılına kadar Anadolunun çeşitli kentlerinde Fransızca öğretmenliği yapan Yalçın?ın, İstanbul?a yerleşip Z Yayınevi?ni kurduktan sonra ağırlıklı olarak edebiyatla ilgilendiğini görüyoruz. Aslında edebiyatla ilişkisi daha gerilere, Varlık (1959) ve Türk Dili (1959-1960) dergilerinde yayımlanan öykü ve çevirilerine uzanır. Ancak bu alandaki ısrarı Yeni Dergi?nin düzenlediği yarışmaya ?İnce Memet? adlı eleştirisi ile katılarak ikincilik ödülü kazanmasından sonra başlamıştır (1968). 69-72 yılları arasında dönemin önemli dergilerinde eleştiri yazıları ve hikâyeler yayımlayan İrfan Yalçın, Pansiyon Huzur romanı ile 1974 yılında Milliyet Yayınları ikincilik ödülünü alacak ve edebi faaliyetini art arda yayımladığı romanlarıyla sürdürecektir. Genelevde Yas 1978?de, Türk Dil Kurumu Roman Ödülüne değer görülen Ölümün Ağzı 1979?da yayımlıyor, Fareyi Öldürmek 1980?de ve Büyük Soytarı 1982?de yayımlanır.

Genelev Kadınlarından Maden İşçilerine
Sıralamayı biraz bozarak Genelevde Yas?la başlayacağım. Sinan Çetin?in bol ödüllü filmi 14 Numara?nın senaryosu, yine İrfan Yalçın tarafından bu romandan uyarlanmıştı. Müziğini Barış Manço?nun yaptığı, başrollerinde Serpil Çakmaklı ve Hakan Balamir?in oynadığı film, romanıyla kıyaslanmayacak kadar popülerlik kazanmıştı. Oysa genç ve güzel bir genelev sermayesinin kendisine âşık sevgilisiyle evlenerek kurtulma hayallerini anlatan Genelevde Yas?ın insan ve toplum tahlilleri çok daha renkli ve derinlikliydi. Düştükleri bu hayattan daha da aşağılara düşmemek için çırpınan kadınların genelev rutini içerisinde bile yakaladıkları küçük sevinçleri, hayalleri, acıları, maruz kaldıkları şiddeti keskin bir gözlem ve eleştiriyle anlatmıştı Yalçın.
İnsana ve topluma dair gözlem ve eleştiri Yalçın?ın anlatısının en karakteristik özelliğidir. İlk romanı Pansiyon Huzur?da -kendi ifadesiyle Dostovyevski etkilenmesi nedeniyle- kimi karakterin yerine oturmamışlığı eleştiri konusu edilmiş olmakla birlikte, romanda Beyoğlu?nun arka sokaklarında yaşayan dar gelirli insanların hayata tutunma çabasını ve hayatın acımasızlığını sergilemeyi başarmıştı. Daha ilk baştan en alttakileri, güçsüzleri, yalnızları anlatmayı, bireyden yola çıkarak toplumsal sorunları ortaya koymayı hedeflemişti.
Fareyi Öldürmek romanının kahramanı Sabri Bey, Dostovyevski?den ziyade Çehov tiplerini andırır. Taşrada küçük bir memurun sessizce ve sabırla göğüslediği ama onu yavaş yavaş ölüme sürükleyen trajik hayatını anlatırken, İrfan Yalçın az önce sözünü ettiğim gözlediklerini hiakye etme yeteneğini kullanmıştır. Romanın yazılma hikâyesini ise şöyle özetleyecektir; ?Sabri çok eski bir arkadaşımdı… Yıllar yılı aynı binada çalışmıştık. Üstüne başına bakmazdı pek. Yaz kış aynı pantolon ceketle dolaşırdı. Pantolonu, ayaklarının üstünde kıvrım kıvrım dururdu. Ceketi de öyleydi. Bir yakaları vardı, yelpaze gibi. Kolları parmaklarının ucuna varırdı ta. Ayakkabıları koca kocaydı. Gözlükleri yusyuvarlaktı. Öyle camları vardı ki, Sabri bir kavanozun arkasından bakıyor gibiydi. Gülümseme; ağzı, burnu, dişi, gözü, kaşı gibi bir organı olmuştu. Ne denirse gülümserdi. Kitaplığımın küçücük bir gözünde Sabri?yle ilgili konuşmaları içeren küçük defteri buldum. Sararmıştı… Okudukça heyecanlanıyordum, yüreğim çarpıyordu. O zamanlar bir türlü romanlaştıramadığım bu notları elden geçirip romanlaştırmak bir tutku oldu benim için. Kendimden pek bir şey kattığımı söyleyemem. Yazdıklarım daha çok belgesel nitelikte…?
Okuyucular tanımasa ya da hatırlamasa bile maden işçileri unutmuyor Ölümün Ağzı?nı ve yazarını. Cumhuriyet tarihinin kara deliklerinden birisini aydınlatmak için kaleme alınan bu romanı II. Dünya Savaşı yıllarında geçer. Tek Parti yönetiminin çıkardığı İşçi Mükellefiyeti yasasının Zonguldak çevresindeki kömür ocaklarında çalışan işçiler ve ailelerinin nasıl karattığını bütün yönleriyle ortaya koymak için bir kez daha tanıklığını, daha doğrusu tanıklıkları kullanacaktır. İşçi Mükellefiyeti yasası, azınlık hakları çerçevesinde -iyi ki- hatırlanan Varlık Vergisi uygulaması kadar trajik bir olay. Ne yazık ki artık kimse işçi haklarını tartışmıyor ve işçi sınıfının çileli tarihinden pek çok sayfa gibi, ölümlerle sonuçlanan İşçi Mükellefiyeti yasası da konuşulmuyor. İrfan Yalçın, devletin yüksek çıkarlarını korumak için köylü erkekleri zorla madenlere gönderen bu yasanın yarattığı acılar etrafında kurgulamıştı romanını. ?Acının tarihi?ni anlatmıştı.

Ağaçlarla konuşan kız
Tarihsel-toplumsal bir meseleyi öne çıkarmasıyla bireyin sorunlarını işlediği diğer romanlarından farklılaşan Ölümün Ağzı?ndan sonra yazdığı roman ve hikâyelerle yeniden kendi tarzına dönecektir. Kırık, hüzünlü, yalnız ve yabancılaşmış insanların hayatı göğüsleme zorluklarını, onların iç dünyalarında dolaşarak, kırılma noktalarındaki insan psikolojisini yakalayarak işlemeyi seven son romanı Yorgun Sevda Yalçın?ın karakteristiğini çok iyi yansıtıyor. Yorgun Sevda, sanki Yalçın?ın son üç kitabından -Büyük Soytarı, Uzun Bir Yalnızlığın Tarihçesi ve Annem, Babam ve Ben?den- damıtılmış gibi kaleme alınmış.
1954 yılında, küçük bir Anadolu kentinden Ankara?ya üniversite okumaya gelmiş genç bir kızın (Canım?ın) içeriden dışarıya, dışarıdan içe yolculuğundan kesitler izliyoruz. Ev ve fakülte arasında, arkadaşsız, yapayalnız geçen günlerden sonra, küçük kentten büyük kente gelmenin içini bir süre kaplayan ışığı sönen genç kız, bahçedeki ağaçlarla konuşur bir halde. İşte böyle bir ruh halide salınırken lunaparkta çalışma teklifi alır. Lunaparktaki insanlar; Dede, Baba Cemal, Nuri, Cüce Hamdi, Bekçi Şehmuz ve Hüseyin, Canım?ın dünyasını değiştirecektir. ?Afrika Canavarı? olarak takdim edilip bir kafeste sergilenen dev cüsseli, çocuk akıllı Hüseyin?e çok fazla bağlanmıştır genç kız. Ticaretin yasaları insani ilişkileri gözetmeyecek ve Canım?ın hayatıyla birlikte hikâyenin akışı da değişecektir.
Olup bitenleri genç kızın ağzından izliyoruz. Ancak olayların geçtiği zamanla anlatılan zaman arasında yirmi dört yıllık bir fark var. Canım, lunaparktan ayrıldığı günden yirmi dört yıl geçtikten sonra, 1978 yılının kurşunlar ve bombalar altında yaralı bir hayvan gibi soluyup inleyen İstanbul?unda, hatıralarıyla yüzleşiyor. Bakış açısındaki bu geçiş, Canım?ın hatırladıklarını yeniden; yirmi dört yıl boyunca başından geçenlerle, hayal kırıklıklarıyla, sevgi arayışıyla, yitirdikleriyle birlikte değerlendirmeyi gerektiriyor. Kadının geçmiş muhasebesi, en çok anne ve babasıyla ilişkisi merkezinde.
İrfan Yalçın, anlatım zamanlarının içiçe geçmişliğini, bakış açısındaki değişimi ve anlatım dilini ustalıkla kullanmış. Yorgun Sevda, toplumsal olayların hayatın kıyıısında kalmış roman kişilerinin arkasından silüet halinde belirdiği, hüznünü okuyucuya aktarmayı başaran güzel bir roman.
(*) A. Ömer Türkeş, 06/02/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki

İrfan Yalçın ‘ın Hayatı
Yazar, Zonguldak’ta 1945 yılında doğdu. Yalçın, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1960 yılında mezun oldu.
Adana’nın Kozan, Samsun’un Çarşamba ilçeleriyle Zonguldak’ta toplam on yıl Fransızca öğretmenliği yapan Yalçın, 1972’de eğitim görevinden ayrılıp İstanbul’da bir kitabevi açtı.
Yalçın,1985’de Köyceğiz’e yerleşti. Şiir, hikaye, eleştiri alanlarında ürün verse de romanda yoğunlaştı.
Milliyet Yayınları 1974 Roman Yarışması’nda “Pansiyon Huzur”la ikincilik ödülüne değer görülen Yalçın, 1978’de “Genelevde Yas”, 1979’da “Ölümün Ağzı”, 1980’de “Fareyi Öldürmek”, 1983’te “Büyük Soytarı”, 1991’de “Uzun Bir Yalnızlığın Tarihçesi”, 1995’te “Annem, Babam ve Ben” adlı romanlarını yayınlandı. Yalçın, “Ölümün Ağzı” adlı romanıyla 1980’de TDK Roman Ödülü’nü kazandı.

Kitabın Künyesi
Yorgun Sevda
İrfan Yalçın
Can Yayınları
Baskı Tarihi: Ocak 2009
101 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
“Beklemenin ve sabrın romanı” Karıncanın Su İçtiği / Bir Ada Hikayesi 2 – Yaşar Kemal

?Ben bir süre kitaplarımı Şile?de yazdım. ?Karıncanın Su İçtiği? de Şile?de bir balıkçı deyimi. Anlamı ise; ?Deniz o kadar durgun,...

Kapat