Yükselen Güneşin Ülkesinde – Chimamanda Ngozi Adichie

(*) Gerçekliğin can acıtması, dayanılmaz, kaldırılamaz dehşete tanık olmak… Böyle bir roman Chimamanda Ngozi Adichie?nin Yükselen Güneşin Ülkesinde?si. 1960?lı yıllarda geçen roman, beş karakterden yola çıkarak Nijerya iç savaşını ya da başka bir tanımlamayla Biafra?nın Özgürlük Savaşı?nı anlatıyor. Romandaki ana karakterler, bir üniversitenin özgürlükçü, milliyetçi profesörü Odenigbo; profesöre uşak olmak için şehre gelen köylü çocuk Ugwu; profesörün büyük aşkı, büyüleyici güzellikteki Olanna; bu güzel kadına fiziksel olarak hiç benzemeyen, hayata karşı dimdik duran
ikizi Kainene ile Kainene?ye tutkun İngiliz Richard?dan oluşuyor… Toplumun değişik sınıflarından gelen bu kişiler, Nijerya?nın o dönemdeki farklılıklarının birer temsili aslında. Yazar, kişilerden yola çıkarak bütündeki resmi görmemizi sağlamış… Odenigbo ve arkadaşlarıyla ateşli özgürlük tartışmalarına katılırken, varlıklı bir aileden gelen ikizlerin hayatlarına dahil olarak burjuva hikâyelerini çözmeye, dönen Alicengiz oyunlarını kavramaya çalışıyoruz.
Kitap, 1960?ların başlarında Ugwu?nun anlatımıyla başlıyor. Ugwu?nun şehre gelişi, her gün et yemek vaadiyle işi kabul edişinden sonra ?Efendim? diye seslendiği Odenigbo?yla tanışması ve aralarında bir uşak-efendi ilişkisinden çok koruyucu bir kardeşlik ilişkisi oluşması anlatılıyor. Kurduğu ve alıştığı düzenden oldukça memnun olan Ugwu, eve Olanna?nın gelmesiyle ilk başlarda her ne kadar kıskançlık duysa, rahatsızlık hissetse de kısa sürede bu duruma alışıyor hatta Olanna?ya büyük bir saygı ve sevgi duymaya başlıyor.

1960?ların atmosferi
?1960?ların Başı? başlığı altında, Odenigbo ve onun idealleri, Olanna?yla olan ilişkisi bu ilişkideki iniş çıkışlar, aynılıklar, farklılıklar, yapılan kişisel yanlışlar ve hesaplaşmaların dışında, başka bir aşk hikâyesine daha tanık oluyoruz. Kainene ve Richard?ınkine. Yıllar sonra kendini bir Biafra?lı olarak görse ve Biafra?nın kurtuluşu için en az Biafra halkı kadar savaşsa da, onlar tarafından İngiliz genç olmaktan öteye geçememiş, Kainene?ye beslediği aşk için her şeyi yapmaya hazır, profesyonel yazar Richard?ın yaşadıklarını ve bunlar olurken Kainene?nin neler hissettiğini, onun başından geçenleri öğrenme fırsatımız oluyor. Biz bu insani ilişkileri keşfetmeye, birbirleri arasındaki sınırları çizmeye çalışırken Adichie, Okuyucunun aklında bir sürü soru işareti bırakarak aniden 1960?ların sonuna geçiyor. Bir anda kendimizi kanlı, insafsız bir savaşın ortasında buluyoruz.
Yazarın tasvirdeki yeteneği, bütün dehşeti kendi gözlerimizle görüyormuş, hissediyormuşçasına etkilenmemizi, zamandan ve mekandan koparak o yıllara, güneşin hep tepede olduğu, açlıktan kıvranan Afrika topraklarına gitmemizi sağlıyor. Adichie?nin anlatımdaki ve detaylardaki başarısı, bu kitabı, olaylara kendisinin de tanık olmadığı, sadece savaşta bizzat yer almış anne ve babasından dinledikleriyle yazmış olduğu gerçeğini inanılmaz kılıyor. Adichie kıtlığın, umutsuzluğun, hastalığın, açlıktan ve sıtmadan bir deri bir kemik kalmış ama göbeğinde bir top taşıyormuşçasına şişlikler olan çocukların resmini çizerken tiksindirici, yakıcı ve iç ezici durumları tüm netliğiyle, sözünü esirgemeden paylaşıyor okuyucuyla. Sığınmacı konumuna düşen karakterlerimizle bölge bölge gezip, Nijerya?nın kuzeyindeki etkin güç Müslüman halkla, ülkenin güneydoğusundaki İgbo?ların tüyler ürpertici savaşını izliyoruz. Ülkedeki farklı etnik gurupların birbirlerini katline dönüşen ve üç yıl süren savaşın izlerini takip ediyoruz bu bölümde. Bugün hiçbir haritada adı geçmeyen özgür Biafra?yı yaratmaya çalışan İgbo?ların arasına karışıyoruz yer yer… Tam bu noktada Adichie bizi tekrar 60?ların başına götürüyor, aklımızda kalan bütün soruları teker teker yanıtlayıp, karakterlerin sırlarını paylaşıp aradaki köprüleri sağlamlaştırıyor. Kitap, 60?ların sonunda üç yıllık savaşın sona ermesinin ardından, Ugwu?nun sözleriyle son buluyor.
Yazar her bölümü farklı bir karakterin gözünden aktarmaya çalışmış. Bu sayede farklı bakış açılarını, bizi rahatsız etmeyecek geçişlerle okuyoruz. Ancak bazı bölümlerdeki durumları ya da kişilerde oluşan değişiklikleri sadece dıştan izlemek zorunda kalıyor okuyucu, yazar tekrar güne dönüp, bize karakterdeki değişimlerin nasıl gerçekleştiğini, bunları yaşarken kafasından aslında neler geçtiğini bizimle paylaşmıyor. Kitap bazı belirsizliklerle ve sonucun okuyucuya bırakıldığı şüphelerle sona gidiyor.
Bir ülkenin yakın geçmişteki gerçeğini anlatan Adichie, etnik köken kavgaları ve sınıf ayrılıkları gibi günümüz dünyasının hâlâ kanamakta olan yaralarının üstüne gidiyor. Yazara, 2007 yılında Orange Ödülü?nü getiren Yükselen Güneşin Ülkesinde okuyucuyu zinde tutmayı başaran, sonra da sorularla ve sırlarla yalnız bırakan etkileyici bir kitap.
(*) Esin Yalçıner ‘in 23/10/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde Yayınlanan Yazısı

Kitabın Künyesi
Yükselen Güneşin Ülkesinde
Chimamanda Ngozi Adichie
Çeviren: Nur Küçük
İthaki Yayınları
2009
620 sayfa

Tanıtım Yazısı
Chimamanda Ngozi Adichie, Afrika tarihinin yeni gelişmelere yol açan bir evresini, 1960?ların sonlarında Biafra?nın bağımsız bir cumhuriyet kurma mücadelesini doğal bir zarafetle anlatıyor.
Bu çalkantılı on yıla unutulmaz beş karakter aracılığıyla tanıklık ediyoruz: On üç yaşında bir uşak olan Ugwu; yanında çalıştığı, coşkulu devrimci profesör Odenigbo; profesörün genç ve güzel sevgilisi Olanna; ve onun çelik iradeli ikizi Kainene?ye tutkun olan utangaç İngiliz genci Richard.
Yükselen Güneşin Ülkesinde, geleceğe dair beklentileri, umutları ve savaşın yarattığı hayal kırıklığını son derece etkileyici bir tarzda bir kez daha düşündüren bir roman …

Chimamanda Ngozi Adichie Hayatı
Chimamanda Ngozi Adichie 1977?de Nijerya?da doğdu, çocukluğunu bu ülkede geçirdi. Üniversiteye devam etmek için gittiği ABD?de iletişim ve siyasal bilimler diploması aldı. İlk romanı “Mor Amber”, 2003?te yayımlandı ve bugüne kadar 28 dile çevrilerek bütün dünyada bestseller listelerinde yer aldı. Orange ve Booker ödüllerine aday gösterilen Adichie, Caine Afrika Edebiyatı Ödülü, İngiliz Uluslar Topluluğu Yazarları En İyi İlk Roman Ödülü ile BBC ve O. Henry öykü ödüllerinin de sahibidir.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Cemil Kavukçu’nun ‘Dönüş’ romanına dair – Canan Koçak

Dönüş, romandan çok, öyküye yakın olduğunu her fırsatta dile getiren Cemil Kavukçu?nun ilk romanıdır. Yazar genellikle kitaplarında, toplumdan uzak, ?tutunamayan?...

Kapat