Zaman Tüneliyle Sümer’e Yolculuk, Muazzez İlmiye Çığ

“Size kendimi tanıtayım: Ben bir Sümerli çocuğum. Adım “Ludingirra”, anlamı “Tanrının adamı”. Adımı söylemek size zor gelirse, kısaca “Lu” diyebilirsiniz. Tam 14 yaşındayım. 6 yıldan beri okula gidiyorum. Eğer okulda her bilgiyi öğrenmek istersem, en az 5 yıl daha okumam gerek.
Boyum çok uzun değil. Kara saçlı, kara gözlüyüm; ama derim kara değil. Zaten bizim halkımız hep kara gözlü, kara saçlı. Sanıyorum onun için biz, kendimize “Karabaşlı” diyoruz.
Ben şimdi, yaşantımı, ülkemi tanıtmak için sizi zaman tüneli ile geçmişe götüreceğim. Hoşunuza gideceğini umuyorum. “Geldiğimiz yer neresi?” diye soracaksınız şimdi. Sizin ülkenize yakın bir yer. Türkiye’nin güney doğusunda bugün Irak dediğiniz yer.
Buradan iki büyük nehir geçip güneyde denize dökülüyor. Bunların adı Fırat ve Dicle, bizde onların adı “Buranım ve İdigna” dır. Siz buraya “iki nehir” anlamına gelen Mezopotamya diyorsunuz. İşte benim vatanım, bu iki nehir arasında. Buraya yüzyıllar boyu “Sümer toprakları” denmiş.

Atalarım çok eski çağlarda buraya göç etmişler. Neden mi? Kendi ülkelerinde ağaçları, ormanları kesip bitirdiklerinden yağmurlar yağmamış; büyük bir kuraklık başlamış; nehirler, göller kurumuş. Ne tahıl ekebilmişler, ne hayvan besleyebilmişler. O yüzden binlerce insan; hayvanları, çoluk çocukları ile kendilerine uygun bir ülke bulabilmek için yola çıkmışlar.

Yılmadan yürümüşler ve sonunda bir de bakmışlar ki; bol sularıyla iki nehir karşılarında akıp duruyor. Ancak kıyıları bütün bataklık. Bataklıktan sonra gelen kısım da kupkuru. Kuruluktan ve sıcaktan topraklar yarık yarık olmuş. Hemen kadın erkek, çoluk çocuk kollan sıvamış ve hep birlikte çalışarak su yolları, kanallar açmışlar. Böylece hem bataklıklar kurumuş, hem de toprak sulanmış.

Şimdi ülkem yemyeşil. İstediğimiz her bitkiyi yetiştiriyor ve pek çok hayvan besliyoruz. Bu hayvanların sütünden, etinden besin olarak; yününden ve derisinden giysi olarak yararlanıyoruz Hepsi o kadar çok oluyor ki; tüketemiyoruz bile. Artanları, verimsiz toprakları ya da tembel insanları olan komşu ülkelere gönderiyoruz.
Bizim ülkemizde taş ve büyük ağaçlar yok; toprağımızdan değerli madenler çıkmıyor. Onun için biz de o ülkelerden sağlıyoruz bunları. Gönderdiklerimize karşılık evlerimizi, tapınaklarımızı, heykellerimizi yapmak için taşlar, ağaç kütükleri, süs eşyaları; kap kacak yapmak için de altın, gümüş, bakır gibi değerli madenleri alıyoruz.”
Kitabın girişinden bir bölüm

Muazzez İlmiye Çığ’la birlikte, Sümer uygarlığına doğru zaman tüneliyle yola çıkmaya ne dersiniz? Sizleri Sümer’de iki yaşıtınız karşılayacak.

Adları Ludingirra ve Dada. Sizlerden tam 4 000 yıl önce yaşamışlar. Ama yaşadıkları sorunlardan duygularına, düşüncelerine kadar sizlere öylesine benziyorlar ki… Onlarla birlikte olarak Sumer’deki toplumsal hayatı tanıyabilirsiniz.

Bu küçük kitap, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Çiviyazılı Belgeler Arşivi’nde on binlerce Sumer tableti üzerinde uzun yıllar yaptığım çalışmalarımın çocuklarımıza ve halkımıza sunduğum birer küçük ürünüdür.’

(*) ÖNSÖZ
Bu kitabın daha kısa olan ilk basımı, 1993 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından 10 000 adet yapılmıştı. Kısa zamanda bunların satıldığını görerek yeniden yayımlanmasını istediğimde, ikinci basımın parasal nedenden yapılamayacağı, bu yüzden herhangi bir yayınevi tarafından yayımlanabileceği bildirildi.

Bu kez Kaynak Yayınları, yeni başladıkları çocuk kitapları serisine bunu da almak isteyince çok sevindim.

Kitapta birkaç değişiklik yapıldı. Ve yeni bir öykü daha eklendi: “Dada’nın Olağanüstü Bir Günü.” En önemlisi; Kaynak Yayınları’nın yaptırdığı, çağına ve konusuna uygun daha değişik resimlerle bezenmesi oldu. Aslında bu kitap, daha önce yazmaya başladığım ve 1996 yılında yine Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan ve ikinci basımı yapılan Sumerli Ludingirra adlı kitabın küçük çapta bir denemesi gibi idi. Amaç, ilk ve orta okuldaki çocuklarımıza, bundan 4 000 yıl önce yaşamı olan yaşdaşları hemen hemen aynı ruhta olup aynı problemlerle karşılaşan bir Sumerli çocuğun ağzından Sumer yaşantısını ve kültürünü biraz olsun tanıtmaktı.
(…)Kuşkusuz bir ülkede bilimin kökleşmesi kolay değildir. Bu küçük kitap ve diğer kitaplarım, İstanbul Arkeoloji Müzelerinde Sumer belgeleri üzerinde uzun yıllar yaptığım çalışmalarımın çocuklarımıza ve halkımıza sunduğum birer küçük ürünüdür. “

(**) Sümerler Anadolu topraklarına nereden gelmiş?
?… Bu ülkeye atalarım binlerce yıl önce göç etmişler. Nereden, neden göç ettiklerini, o zaman yazı bilmediklerinden yazamamışlar. Fakat atadan ataya söylene söylene kulağımıza gelen bazı öyküler var. Yazımız icat edilip bir hayli geliştikten sonra, meraklı saray yazıcıları ve arşivcileri, şu veya bu konuyu yazarken biraz değinmişler bunlara.

Kuzeydoğu yönündeki dağlık bir ülkeden gelmişler. Fakat bir kısmının da doğuda Dilmun denilen bir yerden deniz yoluyla geldikleri söyleniyor. Göçlerinin nedeni de sıcak ve yağmurlu olan ülkelerinde, her nedense büyük bir kuraklığın başlamasıymış. Ne tahıl üretebilmiş, ne hayvan besleyebilmişler.

Bakmışlar ki açlık ve yoksulluktan ulusumuz yok olacak, gruplar halinde ülkelerini bırakıp çeşitli yönlere doğru göç etmeye başlamışlar.

Benim atalarımın grubu da güneye doğru inmiş. Fakat bu yolculuk hiç de öyle kolay olmamış. Geldikleri yer çok uzakmış; yolda aşılması pek zor dağlar varmış. Hayvanları, çoluk çocukları, çadırları ile yıllar sürmüş bu göçleri. Yollarda bazen yiyecek, bazen de su bulamamışlar; çeşitli hastalıklara tutulmuşlar.

Ölenler kalanlar olmuş. Nihayet güç bela bugünkü topraklarımıza ulaşmışlar. Bir de ne görsünler; iki büyük ırmak şırıl şırıl akıp duruyor, (Fırat ve Dicle b.n.) etrafları alabildiğine dümdüz bir ova. Fakat her taraf bataklık, sazlar ve kamışlarla kaplı. Bazı yerleri ise kupkuru; bu kuruluktan çatlak çatlak olmuş toprak.?

(***) Sümerler kara başlı mıydı?
Sümerli Ludingirra Sümer kenti Nippur?daki yaşantısını anlatırken bize Sümerler?in tüm özellikleriyle ilgili bilgiler de veriyor.

?… Bu ülkeye atalarım binlerce yıl önce göç etmişler. Nereden, neden göç ettiklerini, o zaman yazı bilmediklerinden yazamamışlar. Fakat atadan ataya söylene söylene kulağımıza gelen bazı öyküler var. Yazımız icat edilip bir hayli geliştikten sonra, meraklı saray yazıcıları ve arşivcileri, şu veya bu konuyu yazarken biraz değinmişler bunlara.

Benim şehrim Nippur?u, bütün tanrılarımızın babası ve kralı olan yüce Enlil kurmuş. Biz Karabaşlılar?ın bir kısmını buraya yerleştirmiş. Geri kalanlar da öteki tanrılarımızın kentlerine dağılmış.

Her kentimiz bir tanrının denetimi ve koruması altındadır. Biz Karabaşlılar deyince şaşırdınız herhalde; haklısınız kuşkusuz. Biraz garip bir ad, bir ulus için. Neden kendimize bu adı vermişiz diye yaptığım araştırmalar ve söylentilerden çıkardığım sonuca göre atalarımın buralara göç etmeden önceki oturdukları yerlere komşu topraklarda sarı saçlı, mavi gözlü insanlar yaşıyormuş. Herhalde onlardan kendilerini ayırmak için bu adı koymuşlar.

Sarı saçlı, mavi gözlü insan nasıl olur, bir türlü gözümde canlandıramıyorum; pek hoş olacağını da düşünemiyorum. Benim ülkemde böyle birini hiç görmedim. Biz kara saçlı, kara gözlüyüz, fakat sakın derimizin de tapkara olduğunu sanmayın. Biraz buğday rengine benzer tenimiz.?

(****)Sumer atasözlerinden örnekler

?Sevişmeden gebe kalınabilir,
Yemeden semirilebilir mi!

Seni suya koysalar, suyu kirletirsin,
Bahçeye koysalar, meyveler çürümeye başlar!

Ölü mahkûmuz, harcayalım;
Uzun yaşayacağız, biriktirelim.

İlk arpa iyi ürün verecek ? nereden bilelim?
Son arpa iyi ürün verecek ? nereden bilelim?

Yoksul için, ölmek yaşamaya yeğdir;
Ekmeği varsa, tuzu yoktur,
Tuzu varsa, ekmeği yoktur
Eti varsa, kuzusu yoktur,
Kuzusu varsa eti yoktur.

Çok gümüşü olan mutlu olabilir,
Çok arpası olan mutlu olabilir,
Ama hiçbir şeyi olmayan uyuyabilir.

Ben soylu bir küheylanım,
Ama bir katırla birlikte koşuldum,
Bir yük arabasını çekmem,
Kamış ve sap taşımam gerekiyor.

Eli ağızdan çıkanla (yani yazdırılan sözcükle) uyumlu işleyen bir yazman,
Gerçek bir yazmandır!

Sumerceyi bilmeyen bir yazman,
Ne biçim yazmandır!

Oturaklı biri için mi, uçarı biri için mi,
Kime saklamalıyım aşkımı?

Bir kadına ya da çocuğa bakmayan kişinin,
Burnuna yular takılmamıştır (mahkumların burunlarına takılan, bir halkadan geçirilen kayışa gönderme)

Karım tapınakta (sözcüğü sözcüğüne çevrilirse, ?dışarıdaki kutsal alan?),
Anam ırmak kenarında (olasılıkla dinsel bir törende)
Ben de burada açlıktan ölüyorum.

Evde huzursuz bir kadın,
Derde dert katar.

Zevki için: evlenmek.
Yeniden düşününce: boşanmak.

Sevinçli bir yürek: gelin.
Kederli bir yürek: güvey.

Çöl matarası insanın hayatıdır.
Pabuç insanın gözüdür,
Karısı insanın geleceğidir,
Oğul insanın sığınağıdır,
Kız insanın kurtuluşudur,
Gelin insanın baş belasıdır.

Dostluk bir gün sürer,
Akrabalık hep devam eder.

Öküz sürer,
Köpek derin evlekleri bozar.

Köpektir; evini bilmez.

Demircinin köpeği örsü devirememiş;
Onun yerine su kabını devirmiş.

Daha tilkiyi yakalamadan,
Boynuna takacağı laleyi hazırlıyor.

Yabani öküzden kaçarken,
Önüme sığır çıktı.

El ele, bir insanın yuvası kurulur;
Karın karına, bir insanın yuvası yıkılır.

Bey gibi bina yapan, köle gibi yaşar;
Köle gibi bina yapan, bey gibi yaşar.

Donanımca güçsüz devlet,
Kapılarındaki düşmanı kovamaz.

Sen gider düşmanın ülkesini ele geçirirsin;
Düşman gelir senin ülkeni ele geçirir.

Bir efendin olabilir, bir kralın olabilir,
Ama asıl korkulacak adam vergi memurudur!

(*) Muazzez İlmiye Çığ 10 Eylül 1997
(**) Muazzez İlmiye Çağ, Sumerli Ludingirra, Kaynak Yayınları, 3. basım, S.14-15)
(***) Muazzez İlmiye Çağ, Sumerli Ludingirra, Kaynak Yayınları, 3. basım, S.14-15)
(****) S.Noah Kramer, Tarih Sumer?de Başlar)

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Ubıhça’nın kurtarılış öyküsü – Georges Dumezil

Georges Dumezil, Türkiye'yi uzun zamandan beri tanıyordu. 1859-1864 yıllarında Rus işgalinden kaçan bütün azınlıkları ve bu azınlıkların Türkiye'de yerleştikleri köyleri...

Kapat