Zor Saat (Toplu Öyküler 1) – Thomas Mann

XX. yüzyılın en büyük yazarlarından kabul edilen Thomas Mann, tüm dünyada edebiyat okurlarının vazgeçilmezleri arasında.

Zor Saat – Toplu Öyküler 1, Thomas Mann’ın 1893-1912 yılları arasında kaleme aldığı, aralarında “Küçük Bay Friedemann”, “Tristan” ve bu kitaba adını veren “Zor Saat” gibi ünlü örneklerin de bulunduğu 23 öyküyü içeriyor.

Thomas Mann, Alman dilinde öykü anlatımına yeni bir soluk getirmiş, gerçekçi ayrıntıları etkin bir biçimde kullanmıştır. Gördüğü bir resmi ya da dinlediği bir müziği öykünün merkezine yerleştirerek etkileyici ve inandırıcı bir olay örgüsüyle besler. Öyküleri otobiyografik özellikler taşırken evrenselliği de yakalar. Yaşadığı yüzyılın iyi bir gözlemcisi olan yazar, bu gözlemlerini yapıtlarına yansıtmakta ustadır. Öykülerindeki ortak izlekler, “kendinde olmayana sahip olma arzusu” ve “sanatçının çektiği acılar” olarak özetlenebilir.

Zor Saat, 1929 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Thomas Mann’ın yazarlık serüvenine nasıl başladığını merak eden öyküseverler için kaçırılmayacak bir kitap. Devamı da çok yakında Can Yayınları’nda…
(Tanıtım Bülteninden)

Yazarın maskesi – A.Ömer Türkeş
(08/07/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
Can Yayınları Thomas Mann edisyonunu öykülerle sürdürüyor. 20. yüzyıl Alman edebiyatının en önemli isimlerinden, 1929 yılı Nobel Ödülü sahibi Thomas Mann?ın yirmi üç öyküsünü bir araya getiren ?Zor Saat?, Toplu Öyküler I altbaşlığı ile yayımlandı. 1893-1912 yılları arasında kaleme alınan öyküler arasında Küçük Bay Friedemann, Tristan ve bu kitaba adını veren Zor Saat gibi yazarın kariyerinde önemli sayılan örnekler de var.

Thomas Mann?ın 1875 yılında doğduğu düşünülürse, hikâyelerin gençlik dönemi ürünleri olduğu söylenebilir. Yanlış değil ama eksik. Yazarlığı erken olgunlaşmıştı Mann?ın; en büyük yapıtı ?Buddenbrook Ailesi?ni yazdığında henüz yirmi beş yaşındaydı. ?Zor Saat?teki öykülerinde de gerek dili ve üslubuyla, gerek ele aldığı konularla usta bir yazarla karşılaşıyoruz.

Marazi öyküler
Kariyerinin ilk yirmi yılına yayılan öykülerinde benzer temaları işlemiş. Romanlarının hemen hepsinde görülecek bu temalar arasında öne çıkanlar burjuva hayatın yol açtığı çöküş, hastalık ve ölümdü. Aslında hastalık ve ölüm, burjuvazinin çöküşünün, daha doğrusu sürüp giden düzenin, Almanya?nın bireye soluk aldırmayan atmosferinin metaforları.

Öykülerini yazdığında henüz siyasi ve ideolojik anlamda kopuş yaşamamıştı Thomas Mann. Bismark taraftarıydı, I. Paylaşım savaşını ulusalcı bir coşkuyla savunmuş, toplumsal ve siyasi değişimlere karşı çıkmış, bu nedenle kardeşi Heinreich Mann?la karşı karşıya gelmişti. Cumhuriyeti ve demokrasiyi benimsemesi, kardeşiyle barışması 1922?den sonradır. Bu tercihi 1936 yılında Alman vatandaşlığından çıkarılmasıyla sonuçlanacaktır.
Thomas Mann hakkında yapılan yorumlarda yapıtları ile hayatı arasında sıklıkla ilişki kurulmuştur. Ancak bu ilk öykülerde yazarın siyasi ve toplumsal fikirleriyle yazdıkları arasındaki çelişki çok açık. Yazarlık dehasının dünya görüşünü aşması fikriyatı ile kavranabilecek bir çelişki bu. Bir yanda son demlerini yaşayan aristokrasinin burjuva toplumuna uyum sağlamayan hastalıklı inceliği, bir yanda bujuvaların her türlü sanatsal ve edebi değeri paranın kantarında tartan kaba iktidarı, diğer yanda da sanatçının bu hayat karşısındaki çaresizliği… Bütün bunların yol açtığı yıkım, mutsuzluk ve ölüm. Romantik geleneğin marazi hislerini sergileyen kahramanlarıyla, Thomas Mann karanlık bir tablo çiziyor öykülerinde.

Önce siyasi muhaliflerini, sonra yazar ve sanatçıları, Yahudileri, kendileri gibi düşünmeyen herkesi yok etmek isteyen Nazizme giden bu sürecin ne denli bunaltıcı olduğunu biliyoruz. Mann?ın karanlık tablosunu bizzat tarih doğruluyor. Sadece Almanya?da değil, Avrupa?nın tamamına yayılan bu tablo sadece Nazizme, faşizme özgü değildi. Yirminci yüzyılın ilk yarısı, kapitalizmin büyüme sancıları yaşadığı hemen her yerde bireysel hak ve özgürlüklere yönelik baskılara sahne olmuştu. Kafka?nın, Musil?in, Joyce?un ve Mann?ın öykü ve romanlarından yansıyan boğuntu ve çöküntü işte bu baskıların ifadesiydi.

Ama ?Zor Saat?te gündelik hayatların dışına çıkmamış Mann. Kıstırılmışlık duygusu veren iktidar mekanizmaları, polis gücü, bürokratik işleyiş, kısacası resmi buyruklar, kurallar ve kurumlar değil. Sahnenin önünde toplum ve birey var. Kimi zaman yaratma sancıları çeken bir yazar, kimi zaman aşkına karşılık bulamayan bir genç, kimi zaman burjuva ahlakının yarattığı cinsel baskılarla bunalmış, evliliğinden mutsuz ve doyumsuz bir kadın, kimi zaman yalnızlıktan mustarip bir ihtiyar… Toplumun acımasızlığını, empati yoksunluğunu, kabalığı, bencilliği, amaçsızca sürdürülen yaşantıları, büyük hayallerin nafileliğini, kısacası düşünsel ve ruhsal açıdan çökmüş bir insanlığı işleyen Thomas Mann, zamanın ve mekân duygusunun tuhaf bir şekilde ötesine geçerek hayata, topluma, bireye dair genel geçer bir şeyler yakalıyor.

Thomas Mann?ın öykülerini okurken belki de bu meseleler ilk anda dikkatinizi çekmeyecek. Çünkü bütün bunları taşıyan öyle bir dili var ki yazarın, kendinizi müziğine, ezgisine, büyüsüne bırakabilirsiniz. Klasizmin zerafetini modern zamanlara taşıyor Mann. Ayrıntı tasvirlerini öyküye ve ele aldığı meselelere Thomas Mann kadar iyi bağlayan, tasviri öykünün gövdesi kılan bir yazar pek azdır. Kimi öyküsünde resmi ve müziği dile dökmüş. Özellikle Tristan öyküsünde, Tristan ve Isolde operasını leitmotif olarak kullanırken, Wagner?in müziğini yazıyla icra etmeye soyunuyor. Mann?ın kimilerince biçimciliğe varan titiz işçiliğini yine Tristan?dan bir alıntıyla örnekliyorum:
?Nişan yüzüğünden başka süsü olmayan güzel, solgun elleri, koyu renkli, ağır bir etekliğin plileri arasında dinleniyordu. Üzerinde dik yakalı, vücuduna sımsıkı oturmuş, gümüş rengi bir bluz vardı; bluz arabesk kadife parçalarıyla işlenmişti.

Genç kadının anlatılamayacak kadar ince, tatlı, zayıf olan küçük başı, bu ağır ve yumuşak kumaşların içinde büsbütün anlam kazanıyor; insanın içini acıtan, bu dünyadan olmayan bir nitelik kazanıyordu. Ensesinde bir topuzla toplanan açık kahverengi saçları düz taranmıştı. Yalnız alnının sağına düşen bir kâkülü vardı. Sağ gözünün üzerinde, dikkati hemen oraya çeken solgun mavi bir damarcık kıvrılıyordu. Yüzüne insanın rahatını kaçıracak biçimde egemen olan bu ince damarcık, genç kadın konuşmaya başlayınca daha çok beliriyordu; yalnızca gülümsediği zaman yüzü tuhaf, insanı düşündüren, sıkıntılı, üzüntülü bir durum alıyordu. Ama genç kadın yine de konuşuyor, gülüyordu. Rahat ve içten konuşuyordu. Biraz yorgun bakan, ara sıra kapanmak bile isteyen, köşeleri ince burun direğiyle gölgelenen gözleri hep gülüyordu. Büyük ve güzel ağzı da öyle. Dudakları solgundu ama, belki çok düzgün ve keskin oldukları için gülüşünün bir pırıltısı vardı. Kimi zaman kesik kesik öksürüyor, hemen mendilini ağzına götürüyordu, sonra da mendilini inceliyordu.?

Thomas Mann?ı anlamak
Yazarların gerçek kişiliğini yazdıklarına bakarak yorumlamak, hele ki yazdıklarında otobiyografik motifler varsa, yaygın bir eğilimdir. Metinler didik didik edilip arkasındaki ?gerçek?ler bulup çıkarılırken en sevileni yazara ve yapıtına psikanaliz çözümlemeler getirmek. Roman ve hikâyeleri, dilsel biçimi sayesinde, kendini bireydeki kökenlerinden ne kadar kesin biçimde ayırırsa ayırsın, gerek yaşadığı yıllarda gerek sonrasında Thomas Mann da aynı muameleye uğramıştı. Mesela dil işçiliği, öykülerinde yazar ve sanatçıların çektiği acıları dile getirmesi nedeniyle kibirli sayılmış, ölüm temasına sıkça yer vermesi ölüm takıntısına yorulmuş, Schopenhauer ile Nietzsche etkilerinden dem vurulmuş, toplum eleştirisi ile burjuva kökeni ilişkilendirilmişti. Yazarı yakından tanıyan Adorno, ?Edebiyat Yazıları?nda tam bu noktaya dikkat çeker. Ona göre Thomas Mann?ı anlamak, insanlar kılavuz kitaplarında olmayan şeylere dikkat etmeye başladığında gerçekleşecektir. Adorno?ya göre yazarın yazdıklarıyla ima ettiği oto-portre ile yazarın kendisi arasında önemli farklar vardır. Mesela ?İnsanların yapıtta bir kibir işareti olarak gördüğü şey, yapıtı kusursuzlaştırma çabalarının bıraktığı silinmez yara izidir (…)Yapıt yazarın yapıtı olduğu için, onu olabildiğince iyi yapma isteğinin de yazarın kibrine delalet ettiği varsayılmaktadır.?

Pek çok yazar gibi Thomas Mann?ın da yazdıklarıyla gerçek kişiliğini maskelediğini eklemiş Adorno; ?kardeşi Heinrich Mann gibi Thomas Mann da büyük Fransız düş kırıklığı romanını iyi çalışmıştı; kılık değiştirmesinin sırrı nesnellikti.?
Ölüm teması da Thomas Mann?ın maskelerinden birisidir; ?Yazdıklarının merkezini ölüm oluşturmuş gibi duruyorsa eğer, bunu bir yokluk özlemine ya da çürümeye duyulan özel bir yakınlığa değil de gizli ve kurnaz bir batıl inanca bağlamak gerekir: İnsanın korktuğu şeyi tam da onu sürekli konu etmek ve tartışmakla savuşturabileceğine inanması. Mann?ın dehası da tıpkı bedeni gibi direnç gösteriyordu ölüme ? doğaya bu körce bağımlılığa. Şairin ruhu beni bağışlasın, ama sapına kadar sağlıklıydı. Son kertede, yapıtını ölümle suç ortaklığını (insanların Mann?ın kendisine yakıştırmaya pek teşne olduğu bir suç ortaklığı) vurgulamaya yönelten etmen, sırf var olmakla işlenen suçun sezinlenişiydi:

Başka bir şeyin, olabilecek bir şeyin yerini almakla onu kendi gerçekliğinden yoksun bırakıyor olmanın suçu ? bunu hissetmek için Schopenhauer?i okuması gerekmiyordu. Ölümü atlatmaya çalıştıysa da onunla ilişkiyi kesmedi; yaşayanlar için teslim olmaktan (ama razı olmak değil) başka barış olmadığını seziyordu. Her şeye yukardan bakan ben-merkezci insanların egemen olduğu bir dünyada daha iyi tek seçenek kimliğin bağlarını gevşetmek ve böylece katılaşmamayı başarmaktır. İnsanların Thomas Mann?da ?dekadanlık? olarak görüp de suçladıkları şey, aslında tam tersiydi bunun: Doğanın kendi kırılganlığını görüp teslim edişindeki alçakgönüllülük. İnsanlık da bundan başka bir şey değildir.

Kitabın Künyesi
Zor Saat
(Toplu Öyküler 1)
Thomas Mann
Çeviri:Sami Türkay
Can Yayınları / Öykü Dizisi
İstanbul, Haziran 2011, 1. Basım
392 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Hamburg’dan Esintiler – Süleyman Deveci

Süleyman Deveci'nin Türkçe ilk öykü kitabı ?Hamburg'dan Esintiler? den bir okuma parçası... Lahmacuncu Hava soğuktan öte dondurucu, karlı ve haddinden...

Kapat