1 Mayıs 1977 / Türkiye Devrimcilerinin “İki 1 Mayıs” Belgeseli, Nail Güreli

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yedi yıl başkanlığını yapan gazeteci Nail Güreli ‘Türkiye Devrimcilerinin ‘İki 1 Mayıs’ Belgeseli’ altbaşlığıyla yayımladığı ‘1 Mayıs 1977’de, otuz dört kişinin öldürülmesiyle ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan 1 Mayıs 1977’deki olayları anlatıyor. Türkiye’nin önceki 1 Mayıs’larını yeniden okumak, yeniden öğrenmek ve dersler çıkararak ülkenin aydınlık geleceği adına Nail Güreli, belge niteliğinde okura sunmasıyla insanlık tarihine ilerici nitelikte bir katkıda bulunuyor.
1979’da ilk baskısını yapan kitabını yeniden düzenleyerek yayımlayan Güreli, önsözünde “Kitap yalnızca 1 Mayıs’ları anlatmakla kalmıyor, 1 Mayıs 1979’a nasıl gelindiğini belgelerken, Türkiye’nin belirleyici dönemlerinden birini sergiliyor. ” diyor.
Bu kitap, Türkiye işçi sınıfının savaşımının ve sosyal gelişiminin 1 Mayıs’lar üzerindeki izdüşümünü vermekle kalmıyor, 34 kişinin öldürülmesi ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan 1977’nin 1 Mayıs’ı için belge niteliğinde veriler sunuyor.

1 Mayıs 1977’nin, Türkiye İşçi Sınıfı ve Türkiye Devrimci Gençlik Hareketleri açısından dönüm noktası niteliğinde bir tarih olduğu bu kitapla daha açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Fikret İlkiz’in 08 Mayıs 2006 tarihinde BİA Haber Merkezi internet sitesinde yayınlanan yazısı
“Gazeteci Nail Güreli, Nisan 2006’da Ozan Yayıncılık tarafından gerçekleştirilen kitabın ikinci basısına önsöz yazmış. Şubat 1979’da kitabın ilk baskısına yazdığı “Sunuş”u 26 yıl sonra yeniden okuyunca, “bugün için eklenmesi gerekli pek fazla bir şey olmadığını gördük” diyor.
Güreli, kitabın başındaki ilk cümlesiyle; günümüzde hala bilinmeyen “gerçeklerin” var olduğu gerçeğinin altını çiziyor. Basit, ama üzerinde çok düşünülmesi gereken bu cümlenin “saklı gerçekleri” ise geçmişin olaylarını okumaktan geçiyor.

Güreli’ye göre “Dikkat çeken nokta şu: Dünyada İşçi bayramı olarak kutlanagelen 1 Mayıs, Türkiye’de yığınsal ölçekte ilk kez 1976’da kutlanmış, ama hemen bir yıl sonra “derin devlet”in el koymasıyla 1 Mayıs 1977 kutlaması kana bulanmış, Taksim Alanı’ndaki gösteride 34 kişi gizemli biçimde yaşamını yitirmişti.”
Kitap, adını “1 Mayıs 1977” ve “1 Mayıs 1979” olmak üzere “iki tarihsel” olgudan almış. Gazeteci Nail Güreli’ye göre; “Bizce gerekli olan, kitabın yeni basımının (tıpkıbasım biçiminde) yapılmasıydı.

Güreli “belgelendirdiği” kitabında 1977 yılının 1 Mayıs’ını ise şöyle anlatıyor:

“O gün 1 Mayıs’tı ve günlerden pazardı. İstanbul’un Taksim Alanı hıncahınç dolmuştu. Taksim Alanında o gün iki 1 Mayıs yaşandı. Biri bayram havasında kutlanan barışçıl 1 Mayıs, öteki “faili” ortaya çıkarılamayan olaylarda 34 kişinin öldüğü kanlı 1 Mayıs…”


İstanbul Barosu raporu var kitapta. Baro, giderek ağırlaşan “can güvenliği” konusunda araştırma yapmak üzere eski başkanlardan Mehmet Ali İkizer başkanlığında avukatlar İlhan Baykent, Gülçin Çaylıgil, Merih Sezen, Ekrem Özkunt ve Orhan Barlas’tan oluşan bir kurulu görevlendirir.

Rapor, Baro Yönetim Kurulunda tartışmalara neden olur ve karara bağlanmaz. Ancak 18 Mayıs 1977 tarihinde düzenlenen basın toplantısı ile açıklanır.

Rapora göre; “1 Mayıs 1977 günü İstanbul’un Taksim alanında toplu kırıma yol açan saldırı, özünde işçi sınıfının örgütlenme hakkı ile demokratik düzenin temel taşını oluşturan genel oy ilkesini hedef almıştır. (…) sorun bir “hukuksal – adli” sorun değil, bir “yürütme” sorunudur. Süregiden tekil olaylarda veya 1 Mayıs olayında sorumluluk tartışmasını teker teker kişiler üzerine kaydırmak hem sağlıklı bir sonuç vermez hem de sorunu kargaşaya, açmaza sürükler. Suçları önlemek için gerekli önlemleri almayan ve suçlar işlendikten sonra gerçek suçluların ele geçmesi için yeterli çalışmayı göstermeyen bir yürütme, salt kendi takdiri ile başkalarını itham ederek yasal ve siyasal sorumluluktan kurtulamaz. Bu tedirgin edici halin demokratik hukuk devleti ölçüleri içindeki en etkin çözümü parlamento denetimidir. Ülkenin bu günkü koşulları içinde bu mekanizma işlememektedir”.

1 Mayıs belgesellerini Türkiye devrimcileri nasıl okumalı? Toplu kıyımın failleri gerçekten bulundu mu? 1 Mayıs 1977 olayları için 98 kişi hakkında düzenlenen İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Toplum Suçları Bürosunun 30.05.1977 tarihli iddianamesinde yazılanları bu gün nasıl değerlendirmeliyiz? İstanbul 2 Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava ne oldu? Kitapta bütün bunlar yazılı.”

“Geleneğe göre, idam edileceklerin başına darağacına çıkmadan önce kara bezden torba geçiriliyordu. Spies başına torba geçirilmeden önce şöyle dedi:

‘Sessizliğimizin bugün boğduğunuz seslerden daha güçlü olacağı gün de gelecektir.’

İpi boynuna geçirilen Fisher:

Yaşasın işçiler!’ diye bağırdı.

Parsons’un son sözü de şu oldu:

‘Halkın sesi kendini duyursun.'”

Gerçekten de öyle oldu. Zaman içinde, Amerikalı işçi önderleri asılırken sağlanan sessizliğin, o gün boğulan seslerden çok daha güçlü olduğu görüldü. Parsons’un dediği gibi halkın sesi kendini duyurdu ve idamlardan sonraki yıllarda 1 Mayıs tüm dünyada işçilerin örgütlü bir biçimde ortaya koyduğu eylemlerle yaşanmaya başladı.

Kimi 1 Mayıs’lar bazı ülkelerde şiddetle, terörle bastırılmak, işçi sınıfı yıldırılmak istendi.

Örneğin Fransa’da 1906’nın 1 Mayıs’ında bin işçi öldürüldü. Almanya’da 1929’un 1 Mayıs’ında 33 kişi can verdi. 20?nci yüzyılda, dünyanın birçok ülkesinde 1 Mayıslar toplu eylemler ve toplu katliamlar şeklinde kendini gösterdi.

1 Mayıs 1977 yılında öldürülenler
?Meral Özkol, Mültezim Oltulu, Ahmet Gözükara, Ziya Baki, Bayram Eği, Diraz Nigiz, Ramazan Sarı, Hacer İpek Saman, Hamdi Toka, Nazan Ünaldı, Jale Yeşilnil, Bayram Çatak, Rasim Elmas, Mahmut Atille Özbelen, Leyla Altıparmak, Ercüment Gürkut, Kenan Çatak, Mustafa Elmas, Hatice Altun, Kahraman Alsancak, Kadriye Duman, Aleksandros Konteas, Hüseyin Kırgın, Mehmet Ali Genç, Ali Sıdal, Ömer Narman, Sibel Açıkalın, Garabet Ahyan, Hikmet Özkörkçü, Hazmi Arı, Kadir Balcı, Ahmet Gözükara, Niyazı Darı, 35 yaşında hüviyeti meçhul erkek; 1 Mayıs 1977 DİSK Dünya İşçileri Birlik-Dayanışma ve Mücadele Günü?nde Taksim?de öldüler. 8 Kadın, 26 erkek?
29?u 40 yaşın altında. 9 öğrenci, 7 öğretmen, 6 memur, 3 işçi, 9?u halk kesiminden. Tabancayla vurulup öldürülen 5 kişiden 4?ü kaçarken arkalarından isabet eden kurşun yarasından yaşamını yitirdi. 126 yaralı içinden 32 kişiye kurşun isabet etti??

1 Mayıs 1977 / Türkiye Devrimcilerinin İki 1 Mayıs Belgeseli, Nail Güreli
Ozan Yayıncılık / İnceleme Dizisi

1 Mayıs’ın Tarihçesi
1880’li yıllar, ağırlıklı olarak kol emeğinin kullanıldığı ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardı. Küçük çocukların karın tokluğuna çalıştırılması ve 14-15 saate kadar varan iş günleri söz konusuydu.

Şirketler eşi görülmemiş bir hızla büyürken, işçiler, işyeri güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev gibi en temel haklarını dahi tanımayan bir siyasi ve hukuki sistem ile karşı karşıyaydılar.

1881 yılında yarım milyon işçiyi temsilen kurulan Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu “8 saatlik iş günü” mücadelesini ülke geneline yaymak ve işçilerin kararlılıklarını göstermek amacıyla mücadeleyi yükseltti.

ABD’nin Chicago kentinde 40 bin tekstil işçisinin gerçekleştirdiği eylem kanla bastırıldı. Aynı kentte, bir fabrikada 8 saatlik işgünü için greve çıkan 1400 işçi işten atıldı. Aynı tarihlerde greve çıkanlara ateş açıldı ve 4 işçi yaşamını yitirdi.

Saldırılar, mücadele ateşini söndürmedi, aksine körükledi. ABD ve Kanada’da sendikalar ve diğer örgütlerin yükselttiği mücadele sonucu 1 Mayıs 1886’da yaklaşık 350 bin işçi greve çıktı. Tarih işçi sınıfının böylesine örgütlü ve kararlı tepkisine ilk kez tanık oluyordu. Tüm ülkede yaşam durdu. İşçiler üretimden gelen güçlerini kullanıyordu.

İşçilerin bu topyekün isyanı, işverenlerin tepkisini çekti. Chicago’da greve çıkan 40 bin işçinin eylemini bastırmak için, saldırılar düzenlendi. işverenler grev kırmak için sokak çeteleriyle anlaştı. Sokak çeteleri bir taraftan işçilere saldırıyor, bir taraftan da grev kırıcılığı yapıyordu. Grevci işçilerle sokak çeteleri arasında çıkan kavga sırasında, polisin işçilerin üzerine ateş açması sonucu 4 işçi yaşamını yitirdi.

Hükümet ve işverenler, işçi eylemini kolay kolay içlerine sindiremiyordu. 1 Mayıs sonrası işten atmalar, baskılar yoğunlaştı. Olaylara neden oldukları gerekçesiyle 8 işçi hakkında idam istemiyle dava açıldı. İşçiler idam cezasına çarptırıldı.

Dört yiğit işçi önderi Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES, 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik iş günü mücadelesinde önderlik yaptıkları için idam edildi.

Albert PERSONS isimli işçi, özür dileme şartıyla affedileceğinin söylenmesi üzerine, mahkeme heyetinin karşısında tarihe geçecek sözlerini söyledi: “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım.”

İşçi önderlerinin cenaze törenine yüz binlerce insan katıldı. ABD’de yaşanan bu olaylar uluslararası işçi örgütlerini harekete geçirdi. II. Enternasyonal 1889’da Paris’te düzenlediği kongrede, Amerikan işçilerinin mücadelesini desteklemek amacıyla dünya çapında gösteriler düzenledi. 1890’dan başlamak üzere 1 Mayıs’ı da, “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul etti.
1 Mayıs 1886?da Chicago?da alanları dolduran işçiler ve 1887?de asılan işçi önderleri, dünyadaki işverenlere 8 saatlik iş gününü kabul ettirenlerdir. Adlarını bu gün kimse anımsamıyor. Ama onların adları dünyanın ?1 Mayıs? günlerinde yazılı.

1 MAYIS MARŞI

Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Vermeyin insana izin kanması ve susması için
Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor

Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir gider

(1 Mayıs marşı, B. Brecht’in, Gorki’den sahneye uyarladığı Ana adlı tiyatro oyunu için 1974’te bestelenmiştir. Söz ve müziği Sarper Özsan’a ait olan marş, Cem Karaca ve Dervişan tarafından seslendirilmiştir.)

Nail Güreli’nin Yaşam Öyküsü
1932 1932 yılında İstanbul?da doğdu.Mesleğe 1952 yılında Hizmet gazetesinde muhabir olarak başladı. Son Posta, Son Telgraf, Tan, Akşam, Vatan, İkdam, Hürriyet Haber Ajansı, Hürriyet, Güneş ve Milliyet gazetelerinde çalıştı. 1959 yılında yılın gazetecisi seçildi.Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin çeşitli kademelerinde çalıştı. 18 Mart 1994?ten 3 nisan 2001 tarihine kadar cemiyetin başkanlığını yaptı.

TÜRKİYE’DE 1 MAYIS*

Türkiye’de 1 Mayıs’ın tarihi çok eskiye dayanmaktadır. 1 Mayıs’ın ülkemizdeki ilk öyküsü bizleri Osmanlı’ya kadar götürür.

Selanik’te kutlanan 1 Mayıs, kayıtlara geçen ilk eylemdir. Yıl 1911’dir. Türk, Bulgar, Rum ve Yahudi 12 bin işçi greve çıkmış, gösteri mitingi Enternasyonal Marşı söylenerek bitirilmiştir.

İstanbul’daki ilk kutlama 1920 yılında emperyalist işgal altında yapılmış, binlerce işçi Karaköy’den Haliç’e yürüyerek, hem 1 Mayıs’ı kutlamış hem de işgalcilere bu topraklar üzerinde hiçbir haksızlığa boyun eğilmeyeceğinin mesajını vermiştir.

1921 yılında İstanbul yine işgal altındadır. 1 Mayıs çağrısını Türkiye Sosyalist Fırkası yapmış ve İstanbul’un gördüğü en kalabalık miting gerçekleştirilmiştir. 1925 yılına kadar benzer gösterilerle kutlanan 1 Mayıs, aynı yıl çıkarılan bir yasayla yasaklanmış ve 1976 yılına kadar sessizlik hüküm sürmüştür.

1960’larda çıkarılan bir yasayla 1 Mayıs “Bahar Bayramı” olarak ilan edilmiştir.

1976 yılında DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) öncülüğünde onbinlerce işçi, emekçi ve öğrenci 1 Mayıs’ı kutlamış, çalışma yaşamına ve işçi haklarına dönük istemlerin dile getirilmesinin yanında, 12 Mart askeri rejim dönemini eleştiren, eşitlik ve özgürlük isteyen bir gösteri halinde geçmiştir.

Bu yıllardan itibaren toplumun hızla politikleşmesi, 1 Mayıs’ı da etkilemiş, 1 Mayıs DİSK öncülüğünde, sol parti ve hareketlerinde destek verdiği yığınsal gösterilerle kutlanmıştır. İşçi ve emekçilerin hak arama, birlik ve dayanışma gününün, eşitlik-özgürlük mücadelesinin de itici gücü olarak algılanmaya başlanması kimi kesimleri rahatsız etmiş, 1 Mayıs’ı işçi sınıfının bayramı olmaktan çıkarıp ‘gerginlik ve ölümlerin’ günü olarak algılatmaya dönük provokatif girişimler başlamıştır.

1 Mayıs 1977, bu tertiplerin en kanlısına tanık olmuştur. İstanbul’da 500 bin insanın katıldığı miting Taksim alanında yapılırken çevredeki yüksek otel ve binaların üstünden kitleye ateş açılması ve panzerlerin insanları ezmesi sonucunda 36 işçinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Başlatılan soruşturma “faili meçhul” sayılarak rafa kaldırılmıştır.
*Eğitim-Sen yayınlarından yararlanılmıştır.

MAYIS AYLARIN GÜLÜDÜR/Sennur SEZER

Bahar geldi. Bahar geldi. Yüreğinin yumulmaktan uyuşmuş kanatları kıpırdıyor acıyla. Rüzgarla ipil ipil bayraklar gibi uçtu uçacak…

Bayramdır.

Bayramdır, bırak tezgahtaki işini. Hey sen, demirdeki, kömürdeki, dokumadaki… İşin beklesin bir gün. Hey orada floresanların ışığında maliyet hesaplayan, defterini kapat; makineyi sırtlayan, yükünü bir yana koy. Bayramdır. Hastasını nöbetçi hemşireye bırakan görevli evine dönme. Uyku saati değil… Kolunun gücü, elinin hüneri, zekan, beyin gücün, göz nurun kutlanacak. 1 Mayıstır. Emeğin bayramıdır.

Bayramdır.

Süslen. Al bu gülkurusu yemeniyi. Yetmiş beş yaşındadır, ninen Yaşar Nezihe?den: ?Ey işçi! Bugün hür yaşamak hakkı seninken / Patronlar o hakkı senin almış elinden…? Süslen. Bu vişneçürüğü ipek boyun atkısını bağla. Biraz örselenmiştir ama ipektir. Ankara?dan. İlk 1 Mayıs mitinginden… Şu bahar rüzgarını iliştir saçına, kırmızının yasak olduğu günlerin, mitingsiz günlerin işçi pikniklerinden… ?Mayıs ayların gülüdür? diye çağırıyor Sabahattin Ali. Kızıl bir gül biçiminde. Sesi, 1 Mayıs Alanı?nın hesabı sorulmamış kızıl karanfilleriyle sarmaş dolaş. Bu fuları da al yanına, altın sarısı güneşiyle Taksim 1977?den…
Yumulmaktan uyuşmuş kanatları yüreğinin, çırpınıyor.

Bahardır.

Yüreğinde Yaşar Nezihe: ?Beklerim, beklemekle müftehirim ?Beşerin kurtuluş baharını? ben…? Kulağında Tuğrul Vecdi:
?Ey işçi: Kollarında hâlâ mı paslı zincir / Hâlâ mı, çöken göğsün bir dert yuvası / … / Yükselsin harabeler üstünden, artık yeter / kırbaçla susturulan, boğulan insan sesi.?
Bahardır. Anımsa elinin hünerini, kolunun gücünü. Uygarlığı yükselten sensin. Payını iste, bayramlarla, halaylarla, şarkılarla… Göster yaşamanın şalterinin avucunda olduğunu.

Mayıs ayların gülüdür.

Rengini sekiz saatlik işgünü isteyenlerin kanından almış… Bir duvarın dibinde kurşuna dizilen paylaşımcılardan. Kokusu yerli, tütün gibi, incir gibi, üzüm gibi… Bergamalıdır belki. Belki Zonguldaklı. Ya da Tuncelili, Adanalı. Yüreğinin kanatları yumulmaktan uyuşmuş ama kıpırdıyor… Acıyla kıpırdıyor. Bırak havalansın… İpil ipil bayraklar gibi.

Mayıstır. 1 Mayıs. Emeğin bayramı.”

ALBERT PERSONS’UN ÇOCUKLARINA YAZDIĞI MEKTUP

Yer Amerika…

Yıl 11 Kasım 1887…

Dört yiğit işçi önderi Albert PERSONS, Adolph FİSCHER, George ENGEL ve August SPİES 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik iş günü mücadelesinde önderlik yaptıkları için idam ediliyorlar…

Bu dört yiğit insan idam sehpalarına başları dik, boyun eğmezliğin simgesi olarak çıktılar.

Albert PERSONS’un idam sehbasına gitmeden önce, çocuklarına yazdığı mektuptaki şu satırlar işçi sınıfı kahramanlarının savundukları davaya bağlılıklarını, özlem, duygu ve düşüncelerini o kadar güzel bir şekilde anlatıyor ki…

Onları asla unutmayacağız…

Saygıyla anıyoruz.

Mektup:

“Bu kelimeleri yazarken adlarınızın üstüne göz yaşlarım damlıyor… Bir daha hiç karşılaşmayacağız.

Ah, sevgili çocuklarım, nasıl içten, derinden seviyor sizi babacığınız. Sevdiklerimiz için yaşamakla gösteririz sevgimizi ve gerektiğinde sevdiklerimiz için ölmekle de gösterebiliriz sevgimizi…

Benim hayatımı ve doğal olmayan haksız ölümümü başkalarından öğreneceksiniz.

Babanız, özgürlük ve mutluluk uğruna gönüllü olarak canını vermiş bir kurbandır.

Size miras olarak şerefli bir ad ve tamamlanacak bir görev bırakıyorum…

Onu koruyun, bu yolda yürüyün. Kendinize karşı doğru olun, o vakit başkalarına karşı sahte olamazsınız. Yaratıcı, uyanık ve neşeli olun…

Anneniz!… O kadınların en yücesi, en şereflisidir. Onu sevin, sayın ve öğütlerine uyun…

Çocuklarım, değerli varlıklarım; bu mektubu yalnız sizin için değil, daha doğmamış çocukları için ölen bir çok kişinin ölüm yıldönümlerinde de okumanızı istiyorum.

Yavrularım, elveda…”

Babanız: Albert R. PERSONS

Yorum yapın

Daha fazla Emek Tarihi / Teori, Politika
1 Mayıs İlk Dileğimiz / 1 Mayıs Afişleri (1920’lerde, 1970’lerde ve 1990’lardan Günümüze)

"1 Mayıs Afişleri" albümü, 1976'dan bugüne 80 afiş ve 1900'lerin başından 18 belge içeriyor. Albümdeki yüzyıl başına ait belgeler, dönemin...

Kapat