Sadece Dinlemek Yetmez: “Tanıklık Eden” Psikanaliz ve Kamusal Sorumluluk

Psikanalizi düşündüğümüzde aklımıza genellikle dış dünyadan yalıtılmış, sessiz bir oda ve bireyin çocukluğuna dair derin kazılar gelir. Ancak 2000’li yıllarla birlikte dünya; ekonomik krizler, zorunlu göçler, savaşlar ve pandemi gibi kolektif travmalarla sarsılırken, psikanaliz de kendi kabuğunu kırmak zorunda kaldı.

Artık soru şu: Dışarıda dünya yanarken, içeride analist ne kadar “tarafsız” kalabilir?

Bu yazıda, psikanalizin günümüzdeki en önemli dönüşümlerinden biri olan “Kamusal Psikanaliz” arayışını ve terapistin görevini sadece yorum yapmak değil, “tanıklık etmek” olarak yeniden tanımlayan etik duruşu inceliyoruz.

1. Neoliberal Çağda Ruh Sağlığı Krizi

2000’ler ve sonrasında hız kazanan neoliberal politikalar, sağlık hizmetlerini özelleştirirken ruh sağlığını da bir “piyasa ürününe” dönüştürdü. Terapi, sadece parası yetenlerin ulaşabildiği, hızlı sonuç vadeden ve ilaç odaklı (psikofarmakolojik) bir lükse indirgendi.

Bu durum, psikanalizin tarihsel köklerindeki “Halk İçin Psikoterapi” vizyonuyla derin bir çelişki yarattı. Bugün modern psikanaliz, bu piyasalaşmaya bir direniş olarak kendini yeniden “kamusal bir hizmet” olarak tanımlama arayışında. Çünkü bireyin acısı, içinde yaşadığı ekonomik adaletsizlikten bağımsız değildir.

2. “Yansızlık”tan “Tanıklığa” Geçiş

Geleneksel psikanaliz, analistin politik ve sosyal olaylara karşı “nötr” kalmasını öğütlerdi. Ancak günümüzün “Kamusal Psikanaliz” anlayışı, bu nötrlüğü sorguluyor.

Eğer bir hasta, ırkçılık, yoksulluk veya politik baskı nedeniyle acı çekiyorsa, analistin sessiz kalması “tarafsızlık” değil, zalimle işbirliği yapmak anlamına gelebilir. Bu nedenle yeni dönem psikanalizi, terapötik ilişkiyi bir “tanıklık etme” (witnessing) süreci olarak görür.

  • Tanıklık Nedir? Hastanın maruz kaldığı toplumsal şiddeti veya travmayı, “senin fantezin” diyerek bireyselleştirmek yerine; bunun dış dünyadaki gerçekliğini onaylamak ve bu acıya etik bir yoldaş olarak şahitlik etmektir.

3. Terapistin Yeni Görevi: Direniş ve Dayanışma

Bu yeni modelde terapist, fildişi kulesindeki bir bilge değil, toplumun içinde aktif bir öznedir. Görevi sadece semptomları hafifletmek değil, bu semptomları yaratan toplumsal koşullara karşı direniş geliştirmek ve dayanışma kurmaktır.

  • Duvarların Yıkılması: Terapist, etik sorumluluğunu profesyonel sınırların ötesine taşımalıdır. Bu, ofisten çıkıp göçmenlerle, yoksullarla veya savaş mağdurlarıyla sahada çalışmayı gerektirebilir.
  • Politik Bir Eylem Olarak Terapi: Neil Altman ve Lewis Aron gibi isimlerin savunduğu gibi; analist hem terapi odasında hem de toplumda etik bir varlıktır. Sosyal adalet, terapinin “dışında” kalan bir konu değil, tam merkezindedir.

4. Sonuç: Divandan Sokağa

1960’larda başlayan sivil haklar hareketlerinden bugünün “Black Lives Matter” veya göçmen hakları hareketlerine uzanan süreçte, psikanaliz yavaş ama kararlı bir şekilde “divandan sokağa” inmektedir.

Bugün aradığımız şey, sadece bireysel içgörü sağlayan bir teknik değil; toplumsal travmalar karşısında kolektif bir onarım alanı yaratabilen, elitist olmayan, kapsayıcı ve cesur bir psikanalizdir.

Freud’un 1918’de hayal ettiği “halk için ücretsiz klinikler” vizyonu, 21. yüzyılda “tanıklık eden ve sorumluluk alan” analist kimliğiyle yeniden hayat bulmaktadır.