Adaleti Beklerken Roboskî – Ebru Aydın

Gerçeğin, üzeri ne kadar örtülmeye çalışılsa da 34 kişinin ve katırlarının kanına bulanmış gerçeğin kitabı. “Burada anlatılanlar ‘yetkililer’i rahatsız ederse şimdiden söylüyorum; evet ben yazdım, ‘benim kitabım’. Ama yok, vicdanlar acıyacaksa, uzaktan da olsa bu adaletsizliğin ve zulmün karşısında duracaksa okuyan, ‘bu kitap benim değil’.”

28 Aralık 2011! “Asla ve asla… İnan et Allah’tan… Asla unutmayacağız…” S.69.

Bombalar patladı. Arka arkaya… Ateş! Çığlık! Kan! Ölüm! Ölüm! Ölüm!

Terörist dendi, kaçakçı dendi, operasyon hatası dendi. 34 kişi yanarak, parçalanarak öldü. Ve onların katırları yanarak, parçalanarak öldü… Adına da Uludere Olayı dendi. Hayır! 34 insan ve katırları göz göre göre katledildi ve bunun adı Roboskî Katliamı!

“(…) sıra sıra cesetleri gördüm ileride. Hepsini oraya dizmişler. Hepsi zaten yanmış. Ben gittim,

‘Oğlum,’ dedim. Battaniyeleri açmaya çalıştım yüzünü görmek için. Akrabalarımız geldi. İki kişi vardı orada. Yalvardılar, açma diye… Sadece ayağını açtım. Üç tane çorap giydirmiştim oğluma. Kalın eldiven, kazaklar giydirmiştim. Sadece ayaklarını elleyebildim, yüzünü açtırmadılar. Ben o geceyi asla, ölünceye kadar, kıyamete kadar unutmayacağım.” S.94

Sibel Oral, katliamdan üç yıl sonra sadece gazeteci olarak değil, katliam karşısında sessiz kalan Türkiye devleti ve onun medyasına söylenmeyeni söylemek, görünmeyeni göstermek için gitti Roboskî’ye. Sadece ailelerin acısını değil, sessiz kalan yayın organlarının bitmişliğini ve çürümüşlüğünü de göstermek istedi.

Serkan Ocak’ın çektiği fotoğrafların altına iliştirilmiş, her türlü tehdide rağmen susmayan ailelerin sözleriyle başlayan sayfalar… Dört yıldır “katliam”la ilgili her şey az kalıyor, az konuşuluyor, az düşünülüyor. İşte her şeyin “az”lığını da düşününce bu kitabı okumak hiç kolay olmayacak. Bu kitapla ilgili okunan, görünen her şey çok zor olacak; çünkü burada anlatılanlar gerçek. Burada devlet ve medyası tarafından örtülmüş kapkara bir örtü var. Sibel Oral bu kara örtüyü kaldırıyor. Çünkü bu kitap korkunun kitabı değil. Gerçeğin, üzeri ne kadar örtülmeye çalışılsa da 34 kişinin ve katırlarının kanına bulanmış gerçeğin kitabı. Burada anlatılanlar “yetkililer”i rahatsız ederse şimdiden söylüyorum; evet ben yazdım, “benim kitabım”. Ama yok, vicdanlar acıyacaksa, uzaktan da olsa bu adaletsizliğin ve zulmün karşısında duracaksa okuyan, “bu kitap benim değil”.(s. 46)

90’lı yıllarda Zeviyan köyünden Roboskî’ye sürülen köylüler dağlık, taşlık olan bölgede yaşamak için her şeyi kendileri yapmış. Her yanı mayın dolu bu topraklarda köylünün toprağı işlemesi, hayvancılık yapması neredeyse imkânsız. 2000’lerden sonra “barış süreci”yle birlikte silahların susmasına rağmen bölge mayınlardan temizlenmemiş. 90’lardan günümüze birçok insan mayınlar yüzünden ya hayatını kaybetmiş ya da sakat kalmış. Köylüler burada yaşamak adına sınır ticareti, devletin deyimiyle “kaçakçılık” yapıyor. Günde 50 liraya, 100 liraya. Sonra terörist ilan edilip 19’unun reşit bile olmadığı 34 kişinin ve katırlarının üzerine bomba yağdırılıyor. Yetmiyor “terörist sandık” deniliyor. Ne bir özür ne bir teselli… Adalet? Bu kavramsa zaten uzun süredir Roboskî’ye uğramıyor… Ve yine yetmiyor, köylü kaçakçılık yapmasın diye katırlar katlediliyor. Roboskîliler sürüldükleri Roboskî’den de kovulmaya çalışılıyor. “Şimdi küçük oğlum S. gidiyor sınır ticaretine. Korkuyoruz ama yapacak bir şey yok. Çünkü başka yerden gelir yok. Mesela bazı yerlerde fabrikalar var, pamuğa gidiyorlar. Burada o da yok, nerede çalışacaklar? (s.68)

Yıllarca tehditle, işkenceyle koruculuğa zorlanmışlar. Yapmayınca işkence görmüş, yine de reddetmişler. Şimdi yetişkin olanlar, babalarına, ağabeylerine yapılan işkenceleri hatırlıyor. Şimdi yetişkin olanlar ölen çocuklarına ağlıyor… Katliamın olduğu gece kayaların altından sabaha kadar yüzlerce köylü, parçalanmış cesetleri çıkarmaya çalıştı. Bölgeye yardıma gitmek isteyenler engellendi. Ne bir ambulans ne de başka bir şey. Sadece köylüler ve battaniyelere sarılan ceset parçaları. “Sağdı daha! Üç saat yaralı kaldı, üç saat. Ambulans gelmedi. Hiçbir şey gelmedi. Kimse.” S. 99.

Kitabın ikinci bölümünde katliamın Türkiye medyası tarafından nasıl yansıtıldığına yer veriliyor. Özellikle ana akım medyanın tutumu, duruşu gazetelerin manşetleriyle sergileniyor. Bunlardan birkaçını sıralamak gerekirse “Silah Taşıyorlardı” (Sözcü),” Asker Ne Yapsın” (Güneş), “Terörist mi Kaçakçı mı?” (Akit), “ABD’nin Tahrik Planı” (Aydınlık). Ana akım medya, katliamı kısaca “operasyon hatası” olarak yorumluyor. Kitapta medyanın katliamla ilgili birtakım istatistikleri de yer alıyor. Buna göre katliam haberi en çok Özgür Gündem’de yayımlanırken, onu Evrensel, Taraf, BirGün ve Cumhuriyet gazeteleri takip etmiş. Ana akım medya “kaçakçı”ları “teröristlerin yolu”nu kullanmakla suçlamış, “sınıra sızdılar” diye de vurgulamış. Sadece manşetler değil yine aynı medya organlarının ‘sevgili’ köşe yazarlarının katliamla ilgili ‘muazzam’ yazılarından alıntılara da yer vermiş Sibel Oral. Bunlardan bir tanesi var ki, adını hiç unutmamak, hatta hep hatırlamak gerek. İsim: Yılmaz Özdil, gazete: Hürriyet, tarih: 06.01.2012: “(…) Entel barların romantik tayfası ‘50 liracık için canını tehlikeye atmak zorunda kalan masum köylü’ filan diyor ama… Haftada iki sefer yaptığında, ayda 15 bin lira kazanıyor o masum!” s.171.

Kitabın üçüncü ve son bölümünde dört kişinin görüşlerine yer veriyor yazar. Bunlardan ilki kardeşiyle birlikte akrabalarını da kaybeden Ferhat Encü. Bu soy isim Roboskî köyünün neredeyse tamamını kapsıyor. Ferhat Encü, Türkiye devletinin hiçbir mahkemesine sonucu ne olursa olsun ifade vermeyeceğim, diyerek susma hakkını kullanmış. 90’lardan itibaren Roboskî’de neler olduğunu, katliam gecesi yaşananları, sonrasındaki adalet mücadelesini anlatıyor. Tüm bu olanlardan sonra şunu söylüyor, “Yapacak tek şey var: Hesap sormak!” Sırrı Süreyya Önder, Aysel Tuğluk ve Mithat Sancar’la yapılan söyleşilere de yer veren yazar, kitabı “adaleti beklerken” diye bitiyor. Bu kitapta “adalet” yok! Hâlâ bekliyoruz…

Ebru Aydın
(18-04-2015 http://ilerihaber.org/)

KÜNYE: Sibel Oral, Toprağın Öptüğü Çocuklar: Adaleti Beklerken, Can Yayınları, İstanbul, Nisan 2015, 248 sayfa.

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler, Politika
Galeano’nun anahtarları – Önder Göksal

Son günlerde bütün iyi yazarlar söz birliği etmişçesine terki diyar ediyor. Yaşar Kemal, Günter Grass derken bir de Latin Amerika’nın...

Kapat