Yazar: cemalumit

UMUŞ – Edip Cansever “Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.”

UMUŞBütün iyi kitapların sonundaBütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonundaMeltemi senden esenSoluğu sende olanYeni bir başlangıç vardırParmağını sürsen elmaya, rengini anlarsınGözünle görsen elmayı, sesini duyarsınOnu işitsen, yuvarlağı sende kalırHer başlangıçta yeni bir anlam vardır.Nedensiz bir çocuk ağlaması bileÇok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır. Edip Cansever

okumak için tıklayınız

DURUŞ – Edip Cansever “Ki bazı durumlara söz yoktur / Hem neden olsun”

DURUŞKi bazı sözlerin anlamıO sözlerin söylenişindedirYılların sayısına girmediyse SenihaNereden zaman almıştırKi bazı durumlara söz yokturHem neden olsunHer durumun dili daha başka durumlardırBen bu derinliği bu kadarNerden bulayımKi herkes nerden bulsunBulmanın dili aramaktır. Edip Cansever

okumak için tıklayınız

O BİLE – Edip Cansever “İçimizde bir vahşeti uyandırma korkusu.”

O BİLEBenim sözüme göreGözün bildiğini el bilmezElin bildiğini ağız bilmezSözüme göre utanınırYüreğim utanmak bilmezHey şimdi ne oldular. SenihaÇelişkili yaşamına kovulduHerkes ki biraz kovulduBüyüdükçe yaşlanıyorsa çocuklukCemal ne olduBildiğimiz tek şey yalnızlıkO bile şimdi ne olduHey şimdi ne oldular. CemileAnısız dünyasında anılarla boğulduKaldıysa bir o kaldıİçimizde bir vahşeti uyandırma korkusu. Edip Cansever

okumak için tıklayınız

AKMAYI DUYDUM – Edip Cansever “İnsan akar insanı özleyince”

AKMAYI DUYDUMBen ben idim, onlar oydularKaranlık indi bize sığındıYılları çok çağlar gibiyizGünleri çok yıllar gibiyizUzun sessiz bir ağlamak gibiyizGeyik akar suları özleyinceAkmamız yok, çekilmiş nehirler gibiyizYelin sürdüğü yaprağı mı iteceğimKötülük nedir, var mıydı bilenimizİyilik nedir, var mıydı bilenimizAna karnında süttenBembeyaz örülmüşüz deDerim ki —demek istemem— vahşetin imleriyizBen ben idim, onlar oydularGeçip de geri dönmeyen bir

okumak için tıklayınız

KENDİME – Edip Cansever “Zaten insanı insanla ölçtüm ki”

KENDİMEKimseye karıştım mı? hiç karışmadımBu ki bana tuhaf sayılmadıGözleyip sordum mu hiç? hayır sormadımBu ki bana yalan sayılmadıAcımak işim miydi? hayırBir evden olmak kötü müydü? hayırZamana zamanla bakmak ne idi kiBaktımTarlayı tarlayla ölçtümMeyvayı meyvayla ölçtümDenizi denizle ölçtümGöğü gökle ölçtümZaten insanı insanla ölçtüm kiBuruk bir tat mı duydumVe duydumHer şey ki bir yorumdu, sonuç değildiSonuç ki

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche: Orta Sınıfın Ahlakının Kökünde Ne Yatar?

Kölelerin ahlaki değerlere isyanları tam olarak yaratıcı bir şekilde ve yeni değerleri ortaya çıkararak içerleme ilkesinde başlamaktadır ve bu, uygun eylem çıkışlarından yoksun oldukları için telafisini hayali bir intikamda bulmaya zorlanan yaratıkların yaşadığı bir içerlemedir. Her aristokrat ahlak, kendi taleplerini başarıyla onaylamaktan doğarken köle ahlakı en başından “kendi dışında”, “kendinden farklı” olan ve “kendi olmayan”

okumak için tıklayınız

8 Yaşında Maden Ocağı işçisi Sarah Gooder, 12 Yaşında Kömür Taşıyıcısı Isabella Read ve Kömür Ocağı Sahibi Thomas Wılson’ın 1842 Yılındaki İfadeleri

Sarah Gooder, 8 Yaşında  Ben Gawber maden ocağı işçisiyim. Bu beni yormuyor, ama karanlıkta çalışmak zorundayım ve korkuyorum. Sabah saat dörtte, bazen üç buçukta işe gidiyorum ve beş buçukta çıkıyorum. Uykuya dalamıyorum. Bazen ışık olduğunda şarkı söylüyorum ama karanlıkta değil; o zaman buna cesaret edemiyorum. Ocakta olmayı sevmiyorum. Bazen sabahları madene giderken çok uykulu oluyorum.

okumak için tıklayınız

Fransız İhtilali’nin Özgün Yönü Neydi?  Alexis De Tocqueville

Alexis de Tocqueville (1805-1859) hem edebiyat, hem siyasette seçkin kariyer sahibi bir Fransız asilzadesidir. 1831’de henüz genç bir memurken cezaevi reformu üzerine çalışmalar yapmak üzere Amerika’ya resmi bir ziyaret yapar ve bu geziyi dünyanın önde gelen demokrasisinin değerlendirmek üzere kullanır. Nitekim Tocqueville’in parlak edebi kariyerini, Amerika’da Demokrasi{3} (1835) adlı kitabı tesis eder. İkinci Fransız Cumhuriyeti’nin

okumak için tıklayınız

Onat Kutlar’ın Deniz’ler için yazdığı şiir

Sevgili Onat Kutlar’ın, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan katledildikten sonra yazdığı şiirin kısa öyküsü şöyle: 12 Mart faşizminin karanlık günlerinde idamlara karşı düzenlenen imza kampanyasının başını bilindiği üzere Onat Kutlar çekmişti. Ankara’da da Altan Öymen ve Erdal Öz’ün çabalan unutulmaz. Ben de o dönem İnşaat Mühendisleri Odası başkanı olarak karınca kararınca katkı koymaya

okumak için tıklayınız

Deniz Gezmiş’in parkasının sırrı

68 hareketinin simgesi Deniz Gezmiş’tir. Deniz’in simgesi ise tutuklandığında da üzerinde olan meşhur parkasıdır. İdamından sonra Deniz’in parkası, onun ideallerini paylaşan gençler arasında moda oldu. Deniz’in parkası üzerine bugüne dek birçok hikâye anlatıldı. Bazıları onu bir Amerikan askerinden zorla aldığını söyler. Bazıları ise Amerikan pazarından satın aldığını. Ancak parkanın gerçek hikâyesini kendisi de bir 68’li

okumak için tıklayınız

CARL GUSTAV JUNG: “Artık elinde mitolojinin anahtarı var. Ruhun tüm bilinçdışı kapılarını açmakta özgürsün,” diye düşündüm. Ama sonra içimden bir ses, “Bütün kapıları neden açasın ki?” diye fısıldadı ve …

Bilinçdışını irdelemeFreud’la yollarımız ayrıldıktan sonra bir kararsızlık dönemine girdim. Bu duruma uyumsuzluk demek abartılı olmaz sanırım. Dayanacak bir şey bulamadığım için sanki havada asılı kalmıştım. En önemlisi de, hastalarıma yeni bir tutumla yaklaşmam gerektiğine inanmamdı. Onlara herhangi bir kuramla baskı yapmak yerine, bir süre durup onlardan geleceklere kulak kabartmaya karar verdim. Amacım, işi şansa bırakmaktı.

okumak için tıklayınız

CARL GUSTAV JUNG’un Sigmund Freud hakkında düşünceleri

Sigmund FreudPsikiyatrist olmayı seçmekle zihinsel gelişme maceram başlamış oldu. Tüm saflığımla akıl hastalarını dıştan izlemeye başladım ve çarpıcı ruhsal süreçlerle karşılaştım. Bu vakaları içeriğini hiç anlamadan not ediyor ve sınıflandırıyordum. Zaten bu vakalar “patolojik” diye değerlendiriliyor ve iş orada bitiyordu. Zamanla daha iyi anladığım, paranoya, manik depresif delilik ve psikojenik rahatsızlık vakalarına yöneldim. Psikiyatri kariyerimin

okumak için tıklayınız

Sâdık Hidâyet: Ölüm; sensin insanoğlunun alçaklığına, bayağılığına, bencilliğine, açgözlülüğüne ve hırsına gülüp geçen ve onun yakışık almaz işlerinin üstüne bir perde çeken.

Ölüm Ne korkunç ve tüyler ürperten bir sözcük! Adını duymak bile ürpertiyor insanı. Dudaklardan gülümsemeyi, gönülden mutluluğu alıp, iç karartısı ve moral bozukluğu getiriyor yerine. Bin türlü karmakarışık düşünceyi gözler önünden geçirtiyor. Yaşamın ölümden ayrı olması mümkün değil. Yaşam olmayınca, ölüm de olmayacak. Gökyüzündeki en büyük yıldızdan tutun da yeryüzündeki en küçük zerreye kadar her

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Genç neslin en kuvvetli şair ve yazarları?”

Bu boğucu hava içinde birer ışık gibi parlamak isteyen ve edebiyatımızın katili olan ananelerle dövüşen birkaç genç var gibi. Fakat daha ortaya kendilerinden beklendiği kadar kuvvetli şeyler çıkarmadıkları için isim söylemeyeceğim. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Bugünkü edebiyatımız hakkında dağınık diyorlar, ne gibi bir toplanış vaziyeti düşünüyorsunuz?”

Bugün edebiyat denecek toplu bir şeyimiz yoktur. İyi veya fena yazan birkaç şahıs var ki, birbiriyle münasebettar bile değiller. Şiir olsun, nesir olsun, yazanın, kafasının dar ve ukalâ hududunu aşabilip halka yükselen ve şekil, ruh, fikir itibariyle bir kuvvet ve başarma gösteren ve etrafında bir fikir grubu toplayabilecek olan Türkçe bir forma bile okumadım. Anketi

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Eski edebiyatımız hakkında fikirleriniz, bu edebiyatın bugüne tesirleri olmuş mudur?”

Eski edebiyat her İçtimaî hâdise gibi, devrinin mahsulüdür. Kitleden uzak kaldığı için ölen o devirle beraber ölmüştür. Bizim gibi onunla düşüp kalkmış olanlar da yok olduktan sonra ancak filologlar bu edebiyatla meşgul olacaklardır. Bugünkü nesil üzerinde eski edebiyat ruhunun tesiri bakidir. Yeni şairlerimizin halkla olan münasebetleri ve yazılarının içi, özü, eski gazelhanlarınkinden2 farklı değildir. Hepsi

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Yabancılardan okuyup sevdikleriniz?”

Yabancı edebiyatı oldukça yakından takip etmeye uğraşırım. Devirleri içinde mürteci olmamış eski ve yeni bütün sanatkârları severim. Bugün bilhassa Sovyet ve Amerikan muharrirleri arasında severek ve düşünerek okuduğum romancılar vardır. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Bizim eskilerden okuyup sevdikleriniz?”

Bir zamanlar aruza çok meraklı idim, gazeller, terkib-i bendler1 yazar ve eskileri hırsla okur, üzerlerinde uğraşırdım. Bugün hâlâ okuyup sevdiklerim Fuzulî ve Galip Dede’dir. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “İlk neşredilen yazınız ve bu neşir esnasındaki heyecanlarınız?”

İlk neşredilen yazımı unuttum. Bir vilâyet gazetesinde çıkmıştı. Bastırmak için o kadar uğraşmıştım ki, çıkınca heyecan filân duymadım. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız