Yazar: cemalumit

Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin 1720-1721 Yılı Paris Sefâretnâmesi: YOLCULUK

YOLCULUK Cuma gecesi hava, bulut, fırtına ve yağmurla karmakarışıktı. Lapseki’yi bir saat gerilerde bırakmıştık, kaptan tam yemeğe oturduğu sırada bir de ne görelim: Kalyon ağır ağır kıyıya yanaştı ve karaya oturuverdi. Bu manzara karşısında biz Fransa yolcuları öyle perişan olduk ki, o dakikalardaki mânevi bozgunu burada anlatamam. Neyse biraz sonra çevreden yardım istemek zorunda kaldık. «Bunca feryat edip duruyorum, fakat

okumak için tıklayınız

Tutku – YUSUF ATILGAN

Sağ ayağım izmaritin yanına gelince durdum. Yanıma yöreme baktım. Halkçıların kahvesi önünde Sabri Kâhya ile Yakacı oturmuş konuşuyorlar. Gözleri pek farketmez. Mayıs sıcağı. Köyde sanki kimseler kalmamış. Millet pamuk çapasında. En tuhafı çocukların olmayışı. Ne çok çocuk vardır bu köyde! Ardıma düşerler, ‘Karabiberim’ havasına uydurup hep bir ağızdan ‘Osman aşçı, pis karabaşçı’ diye tuttururlar. Söverim.

okumak için tıklayınız

Saatların Tıkırtısı – Yusuf Atılgan

Tabelâcı dükkânının önünde yaş yaş, kurusunlar diye duvara dayanmış iki levha vardı. Baktım birinde “Saatçı A. Yayladan” yazılı. İçimi bir hüzün bürüdü. Karşıda saatçınındı bu levha, sormuş öğrenmiş gibi biliyordum bunu. Küçücük dükkânın önünden her geçişimde hep aynı hüzün kaplardı içimi. Bütün gün orada oturan benmişim gibi. Yolun çarşılığından kurtulup evlerinin başladığı ucundaydı dükkân. Daracıktı.

okumak için tıklayınız

ERICH FROMM: Kendilerini Kurtarıcı Sayanların Umudu

İnanç, umut ve bu dünyasal diriliş, klasik anlatımlarını, peygamberlerin mesihçi öngörülerinde bulmuşlardır. Onlar, Yunan tragedyasındaki koro ya da bir Kassandra gibi geleceği önceden haber vermezler; şimdiki zamanda varolan gerçekliği kamuoyunun ve yetkililerin gözbağı olmaksızın görürler. Peygamber olmak isteğinde değillerdir, ama hangi olasılıkları gördüklerini söylemek ve insanlara seçenekleri göstermek, onları uyarmak için kendi bilinçlerinin — “bilgili

okumak için tıklayınız

ERICH FROMM: Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde “hayır” diyebilme yetişidir.

Direnme Gücü Yaşamın yapısında umut ve inanca bağlı olan ve onların bir halkasını oluşturan bir öge daha vardır: cesaret, ya da Spinoza’nın adlandırmasıyla, direnme gücü. Belki de direnme gücü belirgin, daha açık bir anlatım, çünkü günümüzde cesaret daha çok yaşama yürekliliğini değil de ölme yürekliliğini göstermede kullanılıyor. Direnme gücü, umut ve inanç’ı, boş iyimserliğe ya

okumak için tıklayınız

ERICH FROMM: Umut, inanç’a eşlik eden ruh halidir.

İnanç Umut yok olduğunda, yaşam olgusal ya da gizil (potansiyel) olarak sona ermiştir. Umut, yaşamın doğasında, insan ruhunun dinamiğinde varolan bir öğedir. Yaşamın doğasını oluşturan bir başka öğeye çok yakından bağlıdır. Bu öge, inanç’dır. İnanç, zayıf bir inanma ya da bilgi biçimi değildir; şuna ya da buna iman etmek değildir. İnanç, henüz kanıtlanmamış şeyin doğru

okumak için tıklayınız

ERICH FROMM: Umut Ne Değildir? Umut etmek nedir? Umudun Paradoksu ve Doğası

Umut Ne Değildir? Umut, daha büyük bir canlılık, daha büyük bir duyarlılık ve akılcılık sağlamak yönünde gerçekleştirilmek istenen her toplumsal değişimin, belirleyici öğesidir. Ne var ki, umudun doğası çoğu kez yanlış anlaşılmış ve umutla hiçbir ilişkisi olmayan, hatta umudun tam karşıtı olan yaklaşımlarla karıştırılmıştır. Umut etmek nedir? Çoğu kişinin sandığı gibi, dileklere ve isteklere sahip

okumak için tıklayınız

Masallardaki Ruh – Carl Gustav Jung

Okuyucuma günümüz düşleriyle ilgili daha fazla örnek sunmak isterdim. Ama korkarım, düşlerin bireyselliği daha ayrıntılı tasvir edilmeyi, elimizdeki kısıtlı yerden de daha fazlasını gerektiriyor. Bu nedenle biz, bireysel vakaların karmaşıklığıyla yüz yüze gelmeyeceğimiz ve ruh motifinin çeşitlemelerini, az çok benzersiz bireysel koşulları dikkate almadan inceleyebileceğimiz halkbilime dönelim yine. Ruh, düşlerde olduğu gibi mit ve masallarda

okumak için tıklayınız

Ruhun Düşlerde Kendini Göstermesi – Carl Gustav Jung

Ruhun psişik tezahürleri onun arketipik bir doğası olduğunu gösterir, yani ruh denen fenomen, insan psike’sinin bilinçöncesi yapısında evrensel olarak var olan özerk bir ilkimgeye dayanır. Benzer tüm konularda olduğu gibi, bu sorunla da hastalarımın düşlerini incelerken karşılaştım. İlk önce dikkatimi çeken şey, belirli bir baba kompleksinin “ruhsal” bir karakterde olmasıydı, yani babanın imgesiyle ilgili ifadeler,

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung: OLUMLU – OLUMSUZ ANNE KOMPLEKSİ

Anne kompleksi denen kompleksin temelini anne arketipi oluşturur. Bu kompleksin annenin nedensel bir etken olarak açıktan açığa katılımı olmadan da oluşup oluşmadığı sorusu henüz yanıtlanabilmiş değildir. Deneyimlerim bana, özellikle de çocuk nevrozlarında ya da etiolojik olarak erken çocukluk evresine dek uzanan nevrozlarda, rahatsızlığın oluşumunda annenin daima aktif bir rol oynadığını gösterdi. Fakat her halükârda çocuğun

okumak için tıklayınız

İkinci El Ticari Araç Nasıl Seçilir?

İkinci el ticari araç satın alırken, doğru seçimi yapmak hem maliyetleri düşürebilir hem de işlerinizin verimliliğini artırabilir. Ticari araçlar işinizin önemli bir parçasıdır, sıfır araçların artan fiyatları sebebiyle çoğu sürücü tercihini ikinci el ticari araçlardan yana yapmaktadır.  Ancak, ikinci el bir ticari araç seçerken dikkate almanız gereken birçok faktör bulunmaktadır. İşte size yardımcı olabilecek bazı

okumak için tıklayınız

Toplumsal Hareketler (Bazen) Nasıl Fark Yaratabilir? David S. Meyer

Toplum söz konusu olduğunda ve özellikle kitlesel eylemden bahsedilecekse etki-tepki birlikteliğini atlamamak gerekiyor. Kolektif bir tepki ve hareket, değişimi ve dönüşümü tetikleyip bir başarı getirebilir. Zamanını ve uygun koşulları bekleyen eylemler ve onların doğurduğu sonuçlar birer örnek olarak karşımızda duruyor. Siyaset sosyolojisi uzmanı David S. Meyer, Toplumsal Hareketler (Bazen) Nasıl Fark Yaratabilir? başlıklı araştırmasında, uzak

okumak için tıklayınız

Trevor’ın çok şey anlatan son öyküleri

William Trevor’ın geçen günlerde yayımlanan ‘Son Öyküler’ kitabı Yağmurdan Sonra’da olduğu gibi yalnız insanların umutsuzluklarını, hayal kırıklıklarını, terk edilmiş kadınların deneyimlerini, kendini dışlanmış hisseden karakterlerin hüzünlerini ve orta sınıf evliliklerin çelişkilerini sıklıkla karşımıza çıkarıyor. Bu kez kadın hikâyelerini daha çok konu edinmiş Trevor. Ama öykü karakterlerinin çoğu yine kendilerine ait sıradan bir hayatın içindeler. Taşrayı

okumak için tıklayınız

Dört bin yılın “paralel” tarihi

1995 yılında hayatını kaybeden Alf Henrikson, yazar, şair ve çevirmen kimlikleriyle tanınan, hayli üretken olmuş bir isim. İlk kez 1978 yılında yayımlanan eseri Dünyanın Paralel Tarihi/4000 Yıllık Tarihin Zaman Çizelgeli Bir Kroniği ise onu dünya çapında tanınan bir yazar haline getirmiş çalışmalarının başında geliyor. Yıllar içerisinde dünyanın pek çok yerinde yapılan yeni baskılar boyunca sürekli geliştirilen ve

okumak için tıklayınız

Marlen Haushofer, Duvar romanında insanlığın yok olduğu felaketten sonra tek başına kalan bir kadının var olma mücadelesi anlatıyor

Marlen Haushofer, Duvar romanında insanlığın yok olduğu felaketten sonra tek başına kalan bir kadının var olma mücadelesini anlatıyor. Duvarın ardındaki hayatı sorgulayan distopik bir yeniden doğuş romanı olarak da adlandırılabilir. Romanda karakterin hayatta kalma savaşı hayli huzursuz edici olsa da hiç bitmeyen umutla farklı bir dünya arayışını ortaya koyuyor yazar. Roman, 40’lı yaşlarda kocasından ayrılmış,

okumak için tıklayınız

Anna Karenina: Tolstoy’un En Büyük Romanı

Anna Karenina’yı edebiyat tarihinin en büyük romanlarından biri yapan etmenler arasında, roman sanatındaki iki önemli ayrılıktan birinin yaratıcısı olması da vardır. İnsanın neden olduğu bütün dramatiği yaratıcı sözün ve sözcüklerin büyüsüne dayanarak yansıtmakla yetinmeyip psikolojik çatışmalar ve o psikolojiyi yaratan ilişkiler ve durumlar içinde vermek, bir yaratım biçimi olarak klasik romanın büyük geleneği içinde tahtından

okumak için tıklayınız

Fakir Baykurt’un Önemi

Köy Enstitüleri’nin kurucuları modernite ile yarattıkları kurum arasında ilişki olabileceğini düşünmedi. Çünkü Cumhuriyet’in Batılılaşma ideolojisi moderniteyle iç içe düşünülmeden ortaya atılmıştı; yanında dayanacak başka bir düşünceye gereksinme duymayan, sağlam bir düşünce dizgesiydi ve asıl olarak aydınlanmayla özdeşleşiyordu. Aydınlanmanın gücü hem bütün gereksinimleri karşılıyor, hem de geleceği öylesine güçlü biçimde anlatıyordu ki, modernizm bir kültür tasarımı

okumak için tıklayınız

Sonsuz Düşünce: Felsefe Işığında Kavramlar ve Gerçekler

Dilin olanaklarını genişletmenin yolu alt birimlerini sayıca çoğaltmak, sözgelimi Osmanlıcanın alıp çoğalttığı şimdi ölü sözcükleri Türkçenin yaşayan doğasına yeniden işlemek değil, anlamı çoğaltan soyutlamayla düşünce üretmektir. Dolaylı bir yol, tren hareket ettiği sırada son kompartmana atlamak gibi mi gelir bu? Öyleyse, geleneksel alışkanlıklarımızdandır – kötü alışkanlıklarımız, düşünce üretmeyi bir yana koyalım, düşünmekten bile kaçınmaya zorlar

okumak için tıklayınız

Abdülhak Şinasi Hisar: Geçmiş Zaman Yazarı

“Zira, uzaktan gördüğümüz şeyler bize daima daha çok güzel görünür ve daha çok hoşumuza gider, hâlin bütün dikenleri gözlerimize batar.” – Abdülhak Şinasi Hisar Eski zamanların yazarı olarak bilip bu yanıyla önemsediğimiz Abdülhak Şinasi Hisar’ın yaygın biçimde tanınıp okunduğunu söyleyemeyiz. Edebiyatın içinde yaşayanlara daha yakınmış ve göz önündeymiş gibi gelir de, daha geniş halkalar üstündeki

okumak için tıklayınız

Klasiğimiz, Márquez

Sayısız insanın tutkulu hayranlığını kazandıktan sonra bugün ilk akla gelen çağdaş klasiklerimizden olan Gabriel García Márquez, nasıl oluyor da günümüze hem çok benzeyen, hem de yaşadıklarımıza bu denli yabancı romanların yazarı olmuştur. En çok da Yüzyıllık Yalnızlık için yapılabilir bu saptama ki, o da yalnızca Márquez’in değil, yirminci yüzyılın başyapıtlarından sayılır. Gerçek ile fantastik olanı

okumak için tıklayınız