Yazar: cemalumit

Descartes, Makine İnsan ve Tarih

Descartes, Makine İnsan ve Tarih 17. yüzyıla damgasını vuran filozoflardan Descartes, Galile ile aynı fikri paylaşıyordu ve onun için de temel ilke “tüm bilimleri matematikleştirmek” idi. Bu nedenle tarihle uğraşmak da, filozofumuza, “boş bir merak” gibi görünüyordu.[5] Tüm Kartezyenler bu fikri izlediler ve daha sonra Malebranche bu tezi daha da radikalleştirerek, temel eserinde, tarihçiliğe karşı

okumak için tıklayınız

Ekonomi, Matbaacılık, Bilim ve Tarih-Yazıcılığı

Ekonomi, Matbaacılık, Bilim ve Tarih-Yazıcılığı Rönesans, 14. yüzyıl Avrupası’nın ticaret ve finansta en ileri ülkesinde, İtalya’da doğdu. Ülkenin siyasal birlikten yoksun olduğu koşullarda, Venedik ve Floransa cumhuriyetleri bu kültür devriminin en ileri karakollarını teşkil ettiler. Ticari ilişkileri tüm Akdeniz’e yayılmış ve biri camcılık, diğeri de dokumacılık merkezi haline gelmiş bu iki cumhuriyetin aynı zamanda kültürde

okumak için tıklayınız

E. Cassirer: Rönesans’ta Tarih ve Felsefe

E. Cassirer: Rönesans’ta Tarih ve Felsefe Rönesans’ı felsefe açısından sorgulayan Cassirer, çözümlemesine, ünlü âlim J. Burckhardt’ın “Rönesans’ı her yandan kuşatan dev tablosunda felsefeye en ufak yer vermediğini” ve bu dönemde de “ilahiyatın egemen olduğunu” düşündüğünü anımsatarak başlar.[7] Kuşkusuz bu düşünce Crocé’nin biraz önce anlattığımız, Rönesans’la ortaya çıkan “seküler kesinti” tezine pek de uygun görünmüyordu. Gerçekten

okumak için tıklayınız

B. Crocé, Rönesans ve Tarih-Yazımında Devrim

B. Crocé, Rönesans ve Tarih-Yazımında Devrim Daha önceki sayfalarda göstermeye çalıştığımız gibi, Ortaçağ dünyası, genel hatları itibariyle, aşkın değerlerin (Civitas Dei), yerel değerlere (Civitas Diaboli) egemen olduğu bir ikilem dünyasıydı ve bu dünyada tarihçilik de ilahiyatın aracı durumuna düşmüştü. Oysa B. Crocé’ye göre Rönesans’la birlikte bu “aşkın” dünya anlayışı giderek terk ediliyor ve düşünce dünyevileşiyordu.

okumak için tıklayınız

Tarih Sosyolojisi, İbn Haldun ve Osmanlı Anakronizmi

Tarih Sosyolojisi, İbn Haldun ve Osmanlı Anakronizmi Ortaçağ’da tarih-yazıcılığı, kilise ve siyasal iktidarların koyduğu sınırlar içinde “siyaset bilimi” ve ilahiyat ile etkileşim içindeydi ve toplumsal boyuttan yoksundu. Değeri hayli sonraları anlaşılmış olsa bile, İbn Haldun’un tarih-yazıcılığının tarihi içinde işgal ettiği önemli yer bu alandaki katkısından kaynaklanmaktadır. Günümüzde büyük Arap düşünürü tarih sosyolojisinin kurucuları arasında sayılmaktadır.

okumak için tıklayınız

Ortaçağ Tarihçileri ve Tarih Türleri

Ortaçağ Tarihçileri ve Tarih Türleri Ortaçağ’da tarih disiplini bizzat o dönemin bilim anlayışına göre dahi “bilimsel” sayılmıyordu; Aristo’nun görüşü yüzyıllar süren bu döneme de damgasını vurmuştu. Ne var ki çeşitli “entelektüel”ler, çeşitli biçimlerde tarihi anlatılar yazmaktan da geri durmuyorlardı. Bu alandaki ürünlere somut olarak eğilirsek yazarlarının bu anlatıları “kronik”, “yıllık” (annales) ya da “tarih” olarak

okumak için tıklayınız

Ortaçağ, Din ve Tarih-Yazıcılığı

Ortaçağ, Din ve Tarih-Yazıcılığı Ortaçağ’da tarih-yazıcılığı, Aristo’nun izinde, bilimsel bir uğraşı alanı olarak görülmüyordu. Batılı üniversitelerde okutulmadığı gibi Doğulu medreselerde de tarih “asli ilimler” arasında sayılmıyor, ayrı bir ders konusu olmuyordu.[35] Bu yüzden de tarihçiliğe, ne Avrupa’da ne de İslam dünyasında, uzun süre insanların bağımsız olarak hayatlarını kazanabilecekleri bir meslek gözüyle bakılmadı. Arap-İslam uygarlığının yükseliş

okumak için tıklayınız

Abelard, İbn Rüşd ve Uyanış

Abelard, İbn Rüşd ve Uyanış Ortaçağ düşünce hayatındaki bu devrimin en iyi temsilcisi Fransız rahip Pierre Abelard olmuştur. Gerçekten de Abelard, üretim güçlerindeki gelişmenin zihin dünyasındaki yansımalarına ve yerleşik çıkar temsilcilerinin buna tepkilerine güzel bir örnek oluşturuyordu. “Hızla gelişen para ekonomisinin ürünü olan yeni akılcılığa uygun bir teorik yapı geliştiren ve bilim anlayışında mutlak bir

okumak için tıklayınız

Ortaçağ: Skolastik Düşünce, Kronik Yazarı ve Tarihçi

Ortaçağ: Skolastik Düşünce, Kronik Yazarı ve Tarihçi Ortaçağ, genellikle, Eski Yunan’da doğan özgür aklın karanlığa boğulduğu bir dönem olarak küçümsenmiş ve yüzyıllar boyunca büyük bir ilgi konusu olmamıştır. Oysa kimi tarihçilere göre böyle ön yargılı bir yaklaşım, üniversitelerin kurulduğu, ilahiyatçıların özgür felsefeye yol açacak sorunlarla uğraştığı ve Gotik sanatın yeşerdiği bir dönem için büyük bir

okumak için tıklayınız

Site Devleti (Polis), Rasyonalizm ve Bilim

Site Devleti (Polis), Rasyonalizm ve Bilim Antik Yunan tarihi uzmanları şu noktada ittifak halindedir: M. Ö. 8. ve 7. yüzyıllar arasında ortaya çıkan Site devleti (Polis) Eski Yunan tarihinde köklü bir yenilik oluşturdu ve toplumsal hayat açısından “belirleyici” bir olgu teşkil etti. O kadar ki, modern siyasetin kökenlerini araştıran siyaset kuramcısı H. Arendt, “Avrupa’da siyasetten

okumak için tıklayınız

Bir Tıkla Sinema Salonu: Online Film İzlemenin Keyfini Çıkarın

Sinema salonlarının büyüleyici atmosferini evinizin rahatlığına taşımak artık hayal değil. Online film izleme platformu sayesinde, bir tıkla kendinizi bir sinema salonunda hissedebilirsiniz. Bu platform istediğiniz zaman, istediğiniz yerde, kaliteli film izleme deneyimi sunarak, sinema salonlarının ayağınıza gelmesini sağlıyor. Peki, bu harika deneyimin keyfini nasıl çıkarabilirsiniz? Gelin, birlikte keşfedelim. İlk olarak, film sitesi platformunun sunduğu geniş film kütüphanesi,

okumak için tıklayınız

HATİCE EROĞLU AKDOĞAN / ROMANCININ SERÜVENİ FAKİR BAYKURT’UN KALEMİNİN İZİNDE – Ayşe Kaygusuz Şimşek

Romancının Serüveni, Fakir Baykurt’un Kaleminin İzinde alt başlığıyla Hatice Eroğlu Akdoğan’ın kaleme aldığı ve Ceylan yayınlarından çıkan romanın adı. Fakir Baykurt’un yaşamını biyografik bir roman halinde anlatmış. Roman Fakir Baykurt adına şimdiye kadar yazılanların dışında bir kitap. Fakir Baykurt’un yaşamının ince ayrıntılarına kadar inilmiş, yazarın bütün kitapları baştan sona taranmış ve en önemlisi birlikte anıları

okumak için tıklayınız

BARIŞ ADLI ÇOCUK / SEVGİ SOYSAL – Ayşe Kaygusuz Şimşek

Selanik’li Mithat Yenen’in üçüncü çocuğu olarak 1936’da İstanbul’da dünyaya gelmiştir Sevgi. Annesi Alman asıllı Annelisese Rupp’tur ve evlendikten sonra Aliye adını almıştır. Sevgi 1976’da dünyaya gözlerini kapadığında henüz daha 40 yaşındadır. Bu kısacık ömründe üç evlilik, üç çocuk, on bir kitap, birçok radyo oyunu, gazete yazıları ve onurlu bir yaşamı… Ölümüyle birlikte, 1976’da yazmaya başladığı,

okumak için tıklayınız

ÇENGELKÖY DEFTERİ / ORUÇ AROBA – Ayşe Kaygusuz Şimşek

“Çengelköy Defteri”  Oruç Aruoba’nın 1999-2000 yıllarında Levent, Üsküdar, Beykoz ve daha birkaç ayrı yerde yazdığı günlükleridir. Günlükler kısa yazılar olmakla birlikte bazen uzun da olabilir, ama yine de bir iki sayfayı geçmez bu yazılar. Günlük yazmak yerine, günlük tutmak, deyimi daha çok kullanılır. Ben de otuz yılın üstünde günlük tutan biri olarak, “Çengelköy Defteri”ni anlatırken

okumak için tıklayınız

ESKİÇAĞ’DA ŞİFALI BİTKİLER, KİMYASAL İLAÇLAR, ZEHİRLER

ESKİÇAĞ’DA ŞİFALI BİTKİLER, KİMYASAL İLAÇLAR, ZEHİRLER Bilinen en eski tıbbî bitkiler listesi, Shen-Nung’un (İÖ 2700’ler) Ben Cao Jing (Şifalı Bitkiler Kitabı) adlı eseri olup olasılıkla çok daha eski sözel gelenekten derlenmiş bir Çin tıbbî bitkiler metnidir. Sümerlerde hayvansal (süt, yılan derisi, kaplumbağa kabuğu vb.), bitkisel (çin tarçını, mersin ağacı, şeytantersi otu, nane, çeşitli ağaçların kök,

okumak için tıklayınız

Michael Foley: Bir sisteme teslimiyet son derece çekicidir ve bağımsızlık olasılığı gayet ürkütücü olabilir. Üstelik inananların daha mutlu olduklarına dair kanıtlar da mevcut. Öyleyse neden inanılmasın? Saçmalığını bilerek inanmak bile mümkün.

Arayış ve Kutsal Kâse The Times manşetten duyuruyordu: “BİLİM NİHAYET MAVİNİN ERKEKLER İÇİN OLDUĞUNU VE KIZLARIN PEMBEYİ YEĞLEDİĞİNİ KEŞFETTİ.”[107] Haberde bu cinsiyet farklılığın gerçekten var olduğunu gösteren bir araştırmadan bahsediliyordu. Neden peki? Günümüzün teorisini, insan davranışlarını Pleistosen devrinde evrimleşen yaşamdan kalma mekanizmalar olarak açıklayan evrimci psikolojiyi sahneye alıyoruz: “Kızlar pembeyi yeğliyordu çünkü üzümsü meyveleri (üzüm,

okumak için tıklayınız

Michael Foley: Kişisel gelişimin ahmak neşeliliğinin de psikolojinin hepten hafif sıklet ve değersiz diye reddedilişini teşvik etmiş olması mümkündür. Ama ciddi psikolojinin mesajı kişisel gelişiminkinin aslında tam zıddıdır: Yaşamda tatmin kolay falan değil, bezdirici derecede zordur.

Eski Ben ve Yeni Bilim İstediğiniz her şeyi elde edebilir, ne isterseniz o olabilirsiniz. Potansiyel, başarı ve ödülde sınır yok. Evren sonu gelmez bir ödül taşıma bandı. Baştan çıkarıcı kişisel gelişim sanayisinin her yıl Fazlanın Hazzı: Büyük Yaşayın, Müthiş Kariyer, Kusursuz Erkek, İstediğiniz Her Şey gibi başlıklara sahip kitaplarla öne sürdüğü iddialar bunlar… Kapaklar parıltılı,

okumak için tıklayınız

Michael Foley: Reklam, idi geleneksel yolla, etkileyerek, pohpohlayarak ve uyararak tavlamaktadır.

Reklam ve İd Rüzgârın hiç dövmediği, yağmurun hiç kamçılamadığı, saatlerden, kapalı kapılardan, dilencilerden, çöplerden, duvar yazılarından, atıklardan, haşarattan ve karanlık arka sokaklardan yoksun, iklimi her daim ılıman, ışığı her daim parlak, geniş gezinti yollarının kesiştiği noktalarda çeşmelerin şırıltılarına flüt seslerinin karıştığı bir periler diyarı: Her yanı parıltılı alışveriş merkezinin vitrinlerinde, giysiler, ayakkabılar, çamaşırlar, kremler, losyonlar,

okumak için tıklayınız

Michael Foley: Kendinde Hak Görme Haklılığı ve Potansiyelin Cazibesi

Benlik üzerine fazla düşünmenin sınırlılığı, benliği yalıtılmış ve sabit, kişisel tarihten ve toplumsal şartlardan bağımsız bir varlık olarak görmekte yatar. Ama böyle bir benlik elbette mevcut değildir. Kültürel şartlandırmanın önemini ilk tanıyan Marx’tı: “İnsanların toplumsal varlıklarını belirleyen bilinçleri değildir. Tam tersine, bilinçlerini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır.”[45] Freud, İd ve Ego’ya, İd gibi bilincin altında iş gören

okumak için tıklayınız

MARK TWAIN: 1.000.000 STERLİNLİK BANKNOT

1.000.000 STERLİNLİK BANKNOT[11] Yirmi yedi yaşımdayken San Francisco’da bir madencilik şirketinde komisyonculuk yapıyordum, hisse senedi trafiğinin bütün inceliklerinde uzman olmuştum. Dünyada yapayalnızdım, zekâmdan ve tertemiz adımdan başka güvenebileceğim bir şey yoktu, ama sonunda bunlar beni servet sahibi yapacaktı, beni bekleyen bu gelecekten memnundum. Cumartesi günleri öğleden sonraki toplantının ardından zamanım bana kalıyordu, ben de bu

okumak için tıklayınız