Yazar: cemalumit

ANDROMEDA – Psikiyatride kullanılan kelimenin mitosu

Kadının gerek biyolojik, gerekse ruhsal ve sosyal pek çok bağlarla serbestisi kısıtlanmış, hareket olanakları daraltılmıştır. Cinsel siklusun yaratmakta olduğu bio-psiko-sosyal kısıtlanmaların yanı sıra, kadın, pek çok defa cinsel bir temastan sonra bu birleşmenin kanıtını aylarca vücudunda taşımaya ve sonra da -dünyaya getirdiği bebekle- bütün hayatınca etrafına ilan etmeye mecburdur, mahkûmdur. Psikiyatride, Andromeda kompleksi ismi ile

okumak için tıklayınız

ALEXANDROS – Psikiyatride kullanılan kelimenin mitosu

Burada, esasında mitolojiden değil, tarihten psikiyatriye geçmiş Alexandrism tabirinden söz etmek isteriz. Tarihteki Büyük İskender’in isminden psikiyatriye Tuke tarafından alınan Alexandrism tabiri ile fethetme, milletleri mahvetme ve ortadan kaldırma deliliği ifade edilmek istenmektedir. Aynı psikotik halin ifadesi için de, Alexandrism gibi, agriothymia ambitiosa tabiri de kullanılmaktadır. PSYKHIATRIA ve MYTHOS,Dr. Kriton DinçmenPan Yayınları

okumak için tıklayınız

AKHILLEUS – Psikiyatride kullanılan kelimenin mitosu

Nörolojide her gün kullandığımız Achille refleksinin kökeni mitolojinin tâ derinliklerinde yatar. Bir Yunan mitosudur; ama, asıl hadise Troya’da geçer. Yani Çanakkale’de, Anadolu’da… Homeros’un Iliada’sı, esasında, Ilion yani Troya şehrinin menkibesi olmaktan çok, Akhilleus’un destanıdır. Peleus ile Thetis’in oğlu olan Akhilleus’un tüm hikâyesini yazmak ne bizim harcımız ne de bu monografinin amacına uyar. Ama, Achille refleksi

okumak için tıklayınız

ADONIS – Psikiyatride kullanılan kelimenin mitosu

Eski psikofarmakolojide, sakinleştirici şurupların excipient’i olarak pek sıklıkla kullanılan adonis vernalis infusionundaki Adonis Vernalis nebatı, ismini tipik bir Anadolu efsanesi olan Kybele-Attis mitosundan, bir toprak-bereket masalından almaktadır. Myrrha, diğer adıyla Smyrna, Suriye kralı Theias ya da Kıbrıs kralı Kinyras’ın kızı idi. Bu güzel kız, Aphrodite’in lanetine uğramış olduğundan babasına âşık olmuş ve dadısının kurduğu bir

okumak için tıklayınız

Türk ve Yunan-Roma Mitolojilerinde Kurt

Türk ve Yunan-Roma mitolojilerinde rastlanan birçok benzer konudan biri de kurt konusudur. Burada, bu iki mitolojideki kurt ile insan arasındaki ilişki ile ilgili kısımları kısaca aktarmak isteriz. a) Türk mitolojisinde kurt Türk mitolojisinde kurt, kutsal ve uğurlu bir hayvan olarak tanınır. Totem olarak kabul edildiği, baba veya ana olduğu veyahut kurtarıcı, yol gösterici, kahramanlara yardımcı,

okumak için tıklayınız

Boş Kentin Masalı – Ergün Doğan

Bu hikâye aslında bir kentin var oluş ve yok oluş hikâyesidir. O nedenle bu hikâyeyi kadınıyla çocuğuyla, otuyla böceğiyle ve kurduyla kuşuyla bütün bir kent anlatmalıydı. Hep bir ağızdan, kesintisiz ve tek bir ses gibi anlatmalıydı. Bu kesintisiz ve hep bir ağızdan anlatımla giydirilmiş çok yönlü aydınlatma tekniği gibi deneysel bir biçemin tercih edilme sebebi

okumak için tıklayınız

Montaigne: İnsanın eğilimlerine ve mizacına aşırı bağımlı olmaması gerekir. Bizim temel niteliğimiz, çeşitli durumlara kendimizi uyarlamayı bilmemizdir.

Üç Tür İlişki Üzerine İnsanın eğilimlerine ve mizacına aşırı bağımlı olmaması gerekir. Bizim temel niteliğimiz, çeşitli durumlara kendimizi uyarlamayı bilmemizdir. Tek bir yaşam tarzına zorunlulukla bağlı olmak, yaşamak değildir, sadece var olmaktır. En güzel ruhlar, en fazla çeşitlilik ve esneklik sunanlardır. 1.İşte yaşlı Cato’dan buna güzel bir örnek: “Huic versatile ingenium sic pariter ad omnia

okumak için tıklayınız

Pişmanlık Üzerine – Montaigne

Öteki yazarlar insana biçim veriyorlar; ben onu anlatırım ve onda özellikle oldukça bir kötü biçimlenişi gösteririm. Eğer yeniden biçimlendirmeye mecbur olsaydım, onu olduğundan farklı yaratırdım; Ama işte bu şekilde yapıldı gitti. Yaptığım portrenin çizgileri değişse ve çeşitlilik gösterse de doğruluktan sapmış değil. Dünya sürekli bir tahterevallidir sadece; her şey onda durmaksızın inip çıkar: Yerküre, Kafkasya

okumak için tıklayınız

Montaigne: Yararlı ve Dürüst Olmak Üzerine

Hiç kimse aptalca şeyler söylemekten bağışık değildir. Vahim olan bunları ciddi bir şekilde söylemektir. Næ iste magno conatu magnas nugas dixerit. “Kuşkusuz bu adam bana büyük saçmalıklar söylemek için kendini fazla zahmete sokacak.” (Terentius, Heautontimorumenos, III, V, 8) Bu eleştiri beni ilgilendirmiyor. Benimkiler önemsiz oldukları için, ağzımdan isteksizce kaçıyor. Yolları açık olsun. Büyük kaybım olmaksızın

okumak için tıklayınız

Orhan Veli öldüğünde, yüreğinde sevdiği bir kadın, cebinde 28 kuruş

Orhan Veli, 14 Kasım 1950 Salı günü, Avukat Muzaffer Gençay’ın evinde fenalaştı. O da Dora Güney’e haber verdi hastaneye götürmesi için. Muzaffer Gençay, Zeliha Tuna’ya Orhan Veli’nin evinde geçirdiği son saatleri şöyle anlatmış: “Önceki akşam kalabalık bir yemek vardı. Şiirler okundu, sohbet edildi. Orhan o gece bizde kaldı. Kanepede yatarken uyuyor zannettik. Bir terslik olduğunu

okumak için tıklayınız

Batılı İsimlerin Cermen, Kelt ve Pagan Kökenleri

Cermen, Kelt ve Pagan kökenli isimler Anglo Sakson kültürün atası olan Cermen kültüründen, Kelt ve Viking kültürleri ile Pagan dönemden günümüze kadar ulaşan bazı çok popüler isimler var. Ortaçağ Avrupasında Cermen erkek isimleri oldukça popüler hale geldi. Öyle ki 1200 – 1700 yılları arasında Anglo-Sakson erkelerin yüzde 80’inden fazlasının isimleri, Henry, Robert, William, Richard, Thomas

okumak için tıklayınız

Batılı İsimlerde Peygamber İsimlerinin Kökenleri

Bunların belki de en popüleri olan John İslam kültüründe ‘Yahya’ diye adlandırılan isim. İngiliz veya Amerikalı John, Leh ya da Flemenk Jan, Alman Hans, Fransız Jean, İtalyan Giovanni veya Gianni, İspanyol Juan, Fin dilinde Johannes ya da Joni, Slav dillerde İvan, Jan ve İvo, Keltik dillerde Sean veya Shawn, Portekizli João, Yunan Yannis veya İoannis

okumak için tıklayınız

Batılı İsimlerin Antik Latin ve Yunan Kökenleri

Antik Latin ve Yunan kökenli bazı ünlü isimler Bizim ‘İskender’ dediğimiz ismin karşılığı olan Alexander veya Aleksander bunların en ünlüsüdür. Yunanca ‘halkın muhafızı’ gibi bir anlamı var. Büyük İskender ile çok erken çağda küresel şöhret yakalamış bir isim. Alex, Lex gibi kısaltmalara uğrar. İskoç versiyonu olan ‘Alec’, İspanyol versiyonu olan Alejandro’nın yanı sıra Alexandria (İskenderiye)

okumak için tıklayınız

FRANZ KAFKA: “birlikte mi yürüdük, yoksa birbirimizin yanından geçip gittik mi, hatırlamıyorum; bu iki olasılık arasındaki fark çok da büyük olmamalı.”

[Merano, Nisan 1920]Sevgili Bayan Milena, kasvetli Viyana âleminin ortasında çeviriyle uğraşıyorsunuz. Bu bana bir şekilde dokunuyor ve utanç veriyor. Wolff’ten bir mektup almış olmalısınız, en azından uzun zaman önce bana yazdığında böyle bir mektuptan söz etmişti. Bir katalogda adı geçen “Katil” adlı uzun öyküyü ben yazmadım, orada bir yanlış anlama var; ama en iyi öyküm

okumak için tıklayınız

FRANZ KAFKA: Aklıma geldi de, tek olarak yüzünüzü anımsayamıyorum. Sadece kafe masalarının arasından geçip gidişiniz, görünüşünüz, elbiseniz; bunlar hâlâ gözümün önünde…

[Nisan 1920]Merano-Aşağı Mais, Ottoburg Pansiyonu Sevgili Bayan Milena,Size Prag’dan bir not yazdım, sonra da Merano’dan… Cevap alamadım. Gerçi bunlar öyle acil cevap gerektiren notlar değildi ve suskunluğunuz, genellikle yazma konusunda isteksizlik şeklinde ortaya çıkan büyük ölçüde rahatlığın göstergesinden başka bir şey değilse, bu beni son derece memnun eder. Fakat –ve yazma sebebim de bu– notlarımla

okumak için tıklayınız

Franz Kafka: “yağmur da dayanılmaz değildi; ne de olsa bir yabancılık var, gerçi küçük çapta bir yabancılık, ama insanın içini açıyor.”

[Nisan 1920]Merano-Aşağı Mais, Ottoburg Pansiyonu Sevgili Bayan Milena,İki gün bir gece süren yağmur henüz dindi, gerçi muhtemelen sadece geçici olarak, ama yine de kutlanmaya değer bir olay ve ben de bunu size yazarak yapıyorum. Aslına bakarsanız, yağmur da dayanılmaz değildi; ne de olsa bir yabancılık var, gerçi küçük çapta bir yabancılık, ama insanın içini açıyor.

okumak için tıklayınız

Saatleri Ayarlama Enstitüsü; toplumumuzun yanlış tutumlarını, davranışlarını, saçmalıklarını alaya alan, eleştirel bir romandır.

-Saatleri Ayarlama Enstitüsü- Saatleri Ayarlama Enstitüsü iki uygarlık arasında bocalayan toplumumuzun yanlış tutumlarını, davranışlarını, saçmalıklarını alaya alan, eleştirel bir romandır. Yapıt, çocukluğu Abdülhamit döneminde geçen Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de yaşayan Hayri İrdal’ın anıları şeklinde verildiğine göre söz konusu hicvin son elli yıllık Türk toplumuna yöneltilmiş olması gerekir. Prof. Mehmet Kaplan bu kanıda. Ama aldanmıyorsam,

okumak için tıklayınız

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ‘Yüksek Felsefe’si

Ahmet Mithat gibi, sanatın yararlı olması gerektiğine inanan ve halk için yazan Hüseyin Rahmi Gürpınar, «sanat için sanat» ilkesine inanan ve seçkinlere seslenen Uşaklıgil’in tam karşı kutbunda yer alır; ama halka aşılamak istediği dünya görüşü bakımından da Ahmet Mihtat’ın. Gürpınar’ı bir romancı olarak ele alırken halkçılığının ne tür bir halkçılık olduğunu, halkı ne yolda eğitmek

okumak için tıklayınız

Hegel: Din, Felsefe ve Devlet

Ölümünden kısa bir süre sonra Hegel’in yaşam öyküsünü yazan K. Rosenkranz, “Bir filozofun hayatı düşüncesinin tarihidir; diyordu, sisteminin oluşmasının tarihi.”[2] Ne var ki Hegel’in yaşamı, kitaplarının ve öğrencilerinin arasında, felsefesinin hareketliliği ile ters orantılı bir dinginlik içinde geçti. Sonsuz tecessüsü her alana yayılsa da, düşünürün özel olarak ilgi duyduğu alanlar ilahiyat, felsefe ve tarih idi.

okumak için tıklayınız

Hegel: Tarih ve Akıl

16. yüzyıla “hümanizm yüzyılı”, 17. yüzyıla “rasyonalizm yüzyılı”, 18. yüzyıla “Aydınlanma yüzyılı” diyen bazı felsefe tarihçileri, 19. yüzyılı da “tarih yüzyılı” olarak anarlar. Bu yüzyıla “tarih yüzyılı” dedirten filozofların başında ise Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831) gelir. (Bu altbölümün, Karl Löwith ve Hegel’in, “Ekler” bölümündeki “Hegel Felsefesi” ve “Dünya Tarihi Felsefesi” başlıklı yazılarıyla birlikte okunması

okumak için tıklayınız