Yazar: Özgür Atlas

Düşüncenin İflası: Wilfred Bion’dan Sindirilemeyen Gerçeklikler

Beyin Nasıl Öğrenir? Duygusal Deneyimden Gerçek Hafızaya Geçişin Sırrı Yazar: Jungish (Hayatın Kitabını Sadece Yaşamak Yetmez, Onu Sindirmek Gerek!) Aziz Okuyucularım, Ey Günlük Koşturmacada Manayı Kaçıranlar! Şimdi size, o koca psikanalist Wilfred Bion’un, bizim modern hayatımızın en büyük derdini anlatan o çetrefilli kuramından bahsedeceğim: Düşünce. Bion diyor ki: “Hayatımızın büyük bir kısmı, önemli duygusal deneyimler

okumak için tıklayınız

Yalnızlık Zincirini Kırmak: Grup Terapisini Düşünmeniz İçin 5 Neden

Kırılganlığın Gücü: Şifa, Sadece Bireysel Bir Çabayla Gelmez Yazar: Jungish (Aynı Derdi Çekenler Meclisi) Aziz Okuyucularım, Ey Kendi İçine Kapananlar! Terapinin yolu, çoğu zaman tek kişilik, mahrem bir koltukta başlar. Ancak psikolojinin en derin sırlarından biri şudur: En büyük şifa, bazen kapıyı açıp “biz” olmaya cesaret ettiğimiz yerde saklıdır. Bireysel terapi ne kadar kıymetli olsa

okumak için tıklayınız

Wilfred Bion: Kaosun Mantığı ve Grubun Bil

Wilfred Bion: Savaş Alanından Ruhun Laboratuvarına Düşüncenin Anatomisi ve Grup Deneyindeki Kaosun Sırları Yazar: Jungish (Askeri Disiplinle Psişenin Karmaşıklığını Çözmeye Çalışan Dahi) Aziz Okuyucularım, Ey Kendi İçindeki Karmaşayla Boğuşanlar! Şimdi size, Birinci Dünya Savaşı’nın siperlerinden çıkıp, insan ruhunun ve grup davranışının en derin sırlarına inen o koca İngiliz psikanalisti, Wilfred Ruprecht Bion (1897–1979)‘dan bahsedeceğim. Bion,

okumak için tıklayınız

Foulkes’un Devrimi: Tek Kişilik Koltuktan Matrise Geçiş

Bireysel Nevroz Yoktur: Dert, Sadece Senin Değil, Koca Grubun Ortaklığıdır Yazar: Jungish (Psikanalizin Sınırları ve Sosyolojiyle Kurulan Kutsal Birlik) Aziz Okuyucularım, Ey Yalnızlığın Çözüm Olmadığını Görenler! Şimdi size, psikanalizin izole edilmiş dünyasını alıp, onu koca bir toplumsal alana fırlatan o bilge adamın, S. H. Foulkes (1898–1976)’un hikayesini anlatacağım. Alman-İngiliz psikiyatrist olan Foulkes, Grup Analizi’nin kurucusudur

okumak için tıklayınız

Tek Kişilik Koltuktan Matrise: Psikanalizden Post-Foulkesian Grup Analizine Geçiş

Dert, Sadece Senin Kafanda Değil: Grup, Bireyin Gerçek Tedavi Alanıdır Yazar: Jungish (Grup Analizinin Evrimi: Kuramların Sınırları ve Canlı İlişkinin Gücü) Aziz Okuyucularım, Ey İnsan Ruhunun Yalnızlıkla Çözülemeyeceğini Bilenler! Şimdi size, psikanalizin kurallı, bireysel dünyasından çıkıp, grup ilişkilerinin karmaşık matrisine geçişin hikayesini anlatacağım. Bu devrimi başlatan isim, S.H. Foulkes’tur. Foulkes, psikanalizi alıp, onu sosyolojik ve

okumak için tıklayınız

Bireysel Dert Yoktur, Toplumsal Delilik Vardır! Trigant Burrow’dan Grup Analizinin Doğuşu

Freud’un Koltuğu, Nasıl Olup da Koca Bir Tımarhaneyi Tedavi Etmeye Kalktı? Yazar: Jungish (Amerikan Ruhu, Sadece Kişisel Değil, Kolektif Olarak da Neden Hastadır?) Aziz Okuyucularım, Ey Kendi Derdiyle Yetinmeyenler! Şimdi size, Amerikan psikiyatri âleminin o koca cenderesinden çıkan, lakin meslektaşlarının “Sen ne yapıyorsun?” diye dışladığı bir zattan bahsedeceğim: Trigant Burrow (1875–1950). O, sadece bir psikanalist

okumak için tıklayınız

Kısaca hikâye: Yanlış bebek, yanlış hayat?

Kan Bağı Mı, Birlikte Büyümek Mi? Hirokazu Kore-eda’nın Like Father, Like Son Filmi Üzerine Japon yönetmen Hirokazu Kore-eda, aileyi anlatırken duygusal sömürüyü değil, ince bir neşterle açılan yaraları tercih ediyor. Like Father, Like Son (Soshite Chichi ni Naru, 2013) tam da böyle bir film: Sessiz, sakin, minimalist… ama bittiğinde insanın içine ağır bir soru bırakıyor:

okumak için tıklayınız

Geçmiş Dediğin Bir Ölü müdür, Yoksa Kapının Arkasında Bekleyen Bir Hayalet mi? Adorno Hekimin Acı Sözleri

Şu insan ruhunun o en garip, o en inatçı hallerinden biri de “unutma” sevdasıdır! Bir kötülük yapsak da, bir kabahat etsek de, hemen üstünü örtelim, hemen “Geçti gitti, haydi yeni sayfa açalım!” diyelim isteriz. Lakin bu mesele, o pek karamsar, o pek derin Alman filozofu Adorno Efendi’nin o pek acı sözleriyle birleşince, insanın aklı fikri

okumak için tıklayınız

Bizim Mektepli Gençlerin O Boğulan Nefesi: Yeni Nizamın Kurban Ettiği Evlatlar Üzerine Bir Kıssa

Aman efendim, şu dünyanın haline şaşıp kalmamak elde değil! Bizim o “fidan gibi” dediğimiz gençlerin suratlarında öyle bir hüzün, öyle bir bezginlik görüyorum ki, insanın içi yanıyor. Nerede o eski zamanların o “dünyayı fethederim” ateşi, nerede o gözlerindeki umutlu parıltı? Hepsi sönmüş, gitmiş! Bu duruma ne ad verilir, literatürde bir adı varmış: “Gençlerin Boğulması” (Suffocation

okumak için tıklayınız

Cüzdanın Defteri ile Gönlün Hülyası: Kapitalizm Dediğin Sadece Para mıdır?

Aman efendim, şu dünyanın haline şaşıp kalmamak elde değil! Bizim mahallede de vardır o pek paragöz insanlar… Sürekli, “Daha çok, daha çok!” diye debelenir dururlar. Diyorlar ki: Kapitalizm, öyle bizim sandığımız gibi tek bir mahluk değildir. O, üç surette gezer: Mefhum (Concept), Hülya (Idea), ve Suret (Image)! Yazan: Junsigh Azizim, Bizim o eski usul kahvehanede,

okumak için tıklayınız

Mahallenin Tek Adam Sevdası: “Tek Nizam, Tek Huzur” Yalanı Üzerine Bir Kıssa

Yazan: Jungish Azizim, Bizim ruhumuzda öyle bir zaaf, öyle bir tembellik var ki, “Keşke biri gelse de, bütün bu kargaşayı, bu gürültüyü, bu kavgayı bir anda bitirse!” diye hayıflanırız. Bu “Tek Nizam, Tek Huzur” sevdası, işte bu tembel arzumuzun ete kemiğe bürünmüş halidir. Birinci Sual: Huzur, Zindanın Adı mı? Şimdi, bu paşalar bize ne vaat

okumak için tıklayınız

Biz Kimdik, Şimdi Ne Olduk? Aynadaki O Pek Yabancı Yeni İnsan Sureti Üzerine Bir Kıssa

Yazan: Jungish Azizim, Bizim zamanımızda bir insan, neyse oydu. Hataları vardı, zaafları vardı, mahallesini, ailesini bilirdi. Sözünün arkasında dururdu. Lakin bu yeni nesle bir bakın! Hepsi birer “camekân süreti” olmuş! Bu ecnebi âlimlerinin tahlili de tam bu noktadan vuruyor: Diyorlar ki, bu yeni nizam (kapitalizm ve teknoloji), bizim o “içimizdeki ben” dediğimiz şeyi almış, onu

okumak için tıklayınız

“Eril Dünya ile Özdeşleşme” Başlığı Altında Athena Dışında Ne Anlatılabilir?

1) Artemis: Bağımsızlık Üzerinden Erile Yakınlaşmak Artemis doğrudan erkekleşmez ama dünyaya karşı sertleşerek dişilden uzaklaşan kadın modeli sunar: Artemis, patriyarkal sistemin “duygusuz, güçlü, kimseye bağlanmayan kadın” idealinin bir prototipidir.Bu da eril özdeşleşmenin korunma amaçlı varyantıdır. 2) Amazonlar: Erille Savaşarak Özdeşleşen Kolektif Kadın Arketipi Amazonlar, erkek egemenliğine karşı çıkarak gücü erkek gibi kullanırlar: Amazon figürü, kadınların

okumak için tıklayınız

Murdock’un Kadın Kahramanın Yolculuğu – 10 Aşamanın Kısa Açıklaması

1️⃣ Dişilden Kopmak Kadın, anneyle özdeşleşen duygusal, ilişkisel ve bakım temelli “dişil dünya”yı değersiz görmeye başlar. Toplumun yücelttiği eril değerlere yönelir ve güçlü olmak için duygularını bastırması gerektiğine inanır. Bu kopuş özgürleştirici görünse de, içsel bir yarık yaratır. 2️⃣ Erille Özdeşleşme ve Müttefik Edinme Kadın, akıl, başarı, kontrol gibi eril değerlerle tamamen özdeşleşir ve eril

okumak için tıklayınız

Başkalarının Giysisi ve Ruhun Çıplaklığı: Hayallerin Mimarisi

Jungish Ey okur! Şu fani dünyada en büyük giyinme hatası nedir bilir misiniz? Size ait olmayan, dar gelen veya bol gelen bir giysiyi zorla üzerinize geçirmeye çalışmaktır! Bu durum, bedene ne kadar eziyet ederse, ruha da bir o kadar eziyet eder. İşte size modern insanın en büyük nevrozu: Başkalarının hayallerini yaşamayı bırakıp, kendi ruhunun mimarı

okumak için tıklayınız

Ruhun İnşaatı: Değerimiz Neden Dışarıdan Gelmez?

Jungish Ey okur! Şu modern insanın en büyük derdi, değerini ve huzurunu yanlış yerlerde araması değil midir? Sürekli dışarıdaki aynalara (partnerin sevgisine, patronun onayına, komşunun takdirine) bakıp, “Ben yeterli miyim?” diye sormaktan yoruluruz. Lakin, psikodinamiğin en temel dersi şudur: Kendi değerinizin kaynağını ve kendi huzurunuzun düzenini dışarıdan beklemek, ruhsal bir iflastır. Bu arayış, sizin tek

okumak için tıklayınız

Tahtı Sallanmayan Erillik: Kaosun Hâkimi Olmak Yerine Çapası Olmak

Jungish Ey okur! Şu erkeklik denen mefhum, ne büyük bir yanlış anlaşılmalar yumağıdır! Sanılır ki, gerçek erkek, fırtınaya karşı yumruğunu sıkan, duygularını bastıran ve her şeyi emirle hizaya sokan zorba bir tiptir. İşte bu toksik erkeklik zırhı, sadece eşine dostuna değil, en çok da o zırhı taşıyanın kendi ruhuna zarar verir! Bize psikodinamik ilimler fısıldar

okumak için tıklayınız

Yuva Kurmanın Sırrı: İki Eksik Parça Değil, İki Bütün İnsan!

Jungish Ey okur! Şu aşk ve evlilik denen kadim müesseseye dair ne çok yanlış itikat besleriz! Sanırız ki, ruhumuzdaki noksan parçayı, o büyük boşluğu, karşımızdaki sevgiliyi yutarak dolduracağız. İşte o zaman başlar o meşhur drama: Bir taraf boğulur (“yanındayken sıkılıyorum”), diğer taraf yalnız kalmaktan dehşete düşer (“uzaktayken yapışıyorum”)! Bu, sevgi değil, azizim, bu, bireyleşememiş iki

okumak için tıklayınız

Ormanlardan Plazalara: Kadamba Hanedanı’nın Ruhsal Mirası Günümüzde

Jungish Ey okur! Geçenlerde o Kadamba Hanedanı denen, ormanlardan çıkıp Brahman bilgeliğiyle krallık kuran zatların hikâyesini konuşmuştuk. Şimdi sorarım size: M.S. 4. yüzyılda yaşamış o insanların dertleri, bizim plazalara, telefonlara hapsolmuş hayatımızla ne alaka? Çok alakası var, azizim! Kadamba’nın kuruluşu, bize günümüzde bile geçerli olan iki temel ruhsal gerçeği haykırır: Aşağılanmanın İntikamı ve Yerli Ruhun

okumak için tıklayınız

Ormanın Çocukları: Kadamba Hanedanı’nın Yükselişi ve Kadim Sırları

Jungish Ey okur! Şu Hindistan Diyarı, öyle bir coğrafyadır ki, her köşesi binlerce yıllık hikâyelerle ve gözden kaçmış krallıkların sırlarıyla doludur. Batılı alimlerin “Kadamba Hanedanı” dediği bu krallık, bize Ganj Nehri kıyılarındaki o büyük imparatorluklar kadar bilinmese de, Karnataka bölgesinin (yani günümüz Güneybatı Hindistan’ın) en kadim ve en önemli miraslarından biridir. İşte size, ormanlardan doğan

okumak için tıklayınız