Yazar: Özgür Atlas

Psikoloji mi, Felsefe mi? Jung’un Yastığının Altındaki En Büyük Sır

Yazar: Jungish Aziz okuyucum, bizim Carl Jung Efendi’yi bilirsiniz. O, rüyalara daldı, arketiplerden bahsetti, kolektif bilinçdışının kapılarını açtı. Peki, sorarım size: Bu adam bir doktor mudur, yoksa cüppesini giyip akıl yürüten bir filozof mu? Dışarıdan bakınca, Jung “Ben filozof değilim, ben deneyime bakarım!” diye göğsünü gere gere söylerdi. Lakin, azıcık yakından bakarsak, görürüz ki, bizim

okumak için tıklayınız

Rüya Yatağında Gizli Kapaklı İşler: Cinselliğin Dili ve Ruhumuzun İki Cinsiyeti

Yazar: Jungish Aziz okuyucum, şu fani dünyada dertler bitmez, lakin en eski ve en tatlı dert, elbette ki aşk ve onun peşinden gelen cinsellik meselesidir. Lakin, biz bu meseleyi ne kadar örtsek, saklasak da; geceleri yastığa başımızı koyduğumuzda, Rüyalar kapıyı çalar ve bize kendi usulünce, bazen hayâsız, bazen de pek manidar haller fısıldar. Şimdi siz

okumak için tıklayınız

Hastalık, Şifa ve İki Milyon Yıllık Hoca-Talebe Oyunu

Yazar: Jungish Bu makalenin ana fikri, iyileşme potansiyelinin sadece doktorda veya hastada değil, ilişkinin kendisinde (aktarım/karşı aktarım) ve her ikisinin de bilinçdışında taşıdığı Doğuştan Gelen Şifacı Arketipinde olduğudur Aziz okuyucum, hepimiz hayatımızda en az bir kere hastalanma musibetine uğramışızdır. Öyle ya, insan denen et yığını ne vakit ne çıkarır bilinmez. İşte o anlarda kapısı çalınan

okumak için tıklayınız

Canavarın Beşiği: Terörizmin Dertli Çocukluğu ve İçimizdeki Gölge Hâlleri

Yazar: Jungish Ey ahali! Hepimiz biliriz ki, şu cihanda kör taassup ve kanlı şiddet denen maraz eksik olmaz. Gazeteleri açsak, televizyonu izlesek, hemen bir yerde bir canavarın zuhur ettiğini görürüz. Biz de deriz ki, “Allah belasını versin bu hainlerin, nereden çıktı bu vahşet?” Lakin, bizim Jung Efendi’nin de dediği gibi, yeryüzünde ne varsa, evvela bizim

okumak için tıklayınız

Rüyalarımızdaki Gizli Komşumuz: Freud’un Sansüründen Jung’un Dengesi

Yazar: Jungish Ey ahali! Hepimiz biliriz ki, şu modern hayatın koşuşturmacası içinde, geceleri kafamızı yastığa koyduğumuz an, içimizde bir seyirci uyanır. Bu seyirci, bize bazen tuhaf, bazen de pek manidar filmler izletir. İşte bu filmlere Rüya derler. Peki, rüya nedir? Eskiden olsa hemen akla Sigmund Efendi gelirdi. Ah, o Freudcu akım! Neymiş efendim? Rüya, bastırılmış

okumak için tıklayınız

Evvel Zaman İçinde, İki Milyon Yıllık Bir Sır: Beyoğlu’nun Maymunca Halleri

Yazar: Jungish Müşahede-i Âlem’den Notlar Aziz okuyucum, bu devirde neye el atsak, altından bir görgüsüzlük ya da bir taklitçilik fışkırıyor, değil mi? Ama meğerse derdimiz ne yeni zenginlikmiş, ne de moda. Bizim asıl marazımız, meğer iki milyon yıllık bir mirasın şımarıklığıymış! Geçenlerde efendim, bir alimin (ismi Stevens’mış) makalesine gözüm ilişti. Bizim meşhur Jung Efendi’nin o

okumak için tıklayınız

Üç Renk Üç Dünya: Kieslowski’den Devrimin İhânetine Dair Sinematik Ağıt

Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik: Bu Sözler Cüzdanın Rengiyle mi Yazılıyor? Yazar: Jungish (Hayatın Kanlı Canlı Çelişkisi ve O Üç Yabancının Tesadüfü) Aziz Okuyucularım, Ey Sinemada Bile Felsefe Arayanlar! Şimdi size, Polonyalı o dahi sinemacı Krzysztof Kieślowski‘nin, bütün Batı medeniyetinin ruhunu sorgulayan o büyük eseri **”Üç Renk Üçlemesi”**nden bahsedeceğim. Film, Fransız bayrağının renkleri üzerine kuruludur: Mavi (Özgürlük),

okumak için tıklayınız

Norveç’in Huzursuzluğu: Oslo Üçlemesi ve O Kaçak Ruhlar

Zenginlik Değil, Vicdan Yoksulluğu: O Soğuk Şehirde Kaybolan Gençlerin Hali! Yazar: Jungish (Gönlü Tok, Ama Ruhu Aç Olanın Hikâyesi) Aziz Okuyucularım, Ey Kuzeyin Soğuk Diyarından Gelen Derde Şaşanlar! Şimdi size, Norveç denen o zengin, refah içinde yüzen memleketten, Joachim Trier adlı bir zatın çektiği filmler üçlemesini anlatacağım: Oslo Üçlemesi. Sanırsınız ki bu kadar paranın, bu

okumak için tıklayınız

Hegel, Lacan ve Jung’un Sentezi: Bilinç, İmleyen ve Arketipsel Gölge

Hegel’in “kendinde” ve “kendi için” gelişim diyalektiği ile Lacan’ın “Çalınmış Mektup” üzerinden kurduğu imleyen merkezli özne anlayışına, Carl Jung’un analitik psikolojisini eklediğimizde, öznenin oluşum süreci hem yapısal hem de içsel-arketipsel bir boyut kazanır. Bu sentezde, “kendinde” potansiyel (Hegel) hem dışsal imleyenler (Lacan) hem de içsel psişik yapılar (Jung) tarafından şekillendirilerek “kendi için” (gerçekleşen) bilince ulaşır.

okumak için tıklayınız

Hegelyen Farkındalık ve Lacan’ın İmleyen Zinciri: “Kendinde” Varlıktan “Çalınmış Mektup”un Özne Yaratıcılığına

Yazar : Jungish Hegel’in “kendinde” (potansiyel) ve “kendi için” (gerçekleşen bilinç) kavramları, bir varlığın kendi özüne ulaşma sürecini anlatır. Jacques Lacan’ın Edgar Allan Poe’nun “Çalınmış Mektup” (The Purloined Letter) hikayesine getirdiği yorum ise, bu özü ve özneyi oluşturan gücün, bireyin içindeki bir potansiyelden çok, dışsal bir imleyene ait olduğunu göstererek Hegelyen sürece radikal bir psikanalitik

okumak için tıklayınız

Hegel’in Zorlu Felsefesi: “Kendinde” ve “Kendi İçin” Olmak Ne Demek? (Günlük Hayattan Bir Örnekle Açıklıyoruz)

Hegel’in felsefesi dendiğinde pek çoğumuzun gözü korkar. Ancak, onun en temel kavramlarından ikisi olan “kendinde” (An Sich) ve “kendi için” (Für Sich) aslında günlük hayatımızdaki gelişim ve farkındalık süreçlerini mükemmel bir şekilde açıklıyor. Bu kavramlar, bir şeyin potansiyelini taşıması ile bu potansiyeli tamamen gerçekleştirip bilince çıkarması arasındaki farkı ifade eder. Kendinde (An Sich): Gizli Potansiyel

okumak için tıklayınız

Memenin Hükmü ve O Küçücük Egonun Çaresizliği

“Yakınlık Beni Boğamaz” Feryadı: İnsan, En Büyük Yalanını Nasıl Söyler? Yazar: Jungish (Otoritenin Sınırları: Bir Bebek, Bütün Hayatımızı Nasıl Özetler?) Aziz Okuyucularım, Ey Kendi Zincirini Kendi Kesenler! Şimdi size, o koca mektepli psikanalistlerin, en nevrotik, en bunalımlı halimizi anlatan bir sahneyi anlatacağım: Memeyi bekleyen o ağlak, çaresiz bebek! Bu, hayatımızın en temel gerçeğidir. Oysa siz,

okumak için tıklayınız

Hele Bakın Şu Garip Fransızlara: Faşizm Dediğin, Meğerse Bizim Kendi İçimizdeki Bir Tımarhaneymiş! Bak bak….

Deleuze ve Guattari’nin Arzu Makinesi ile Kendi Zincirini Seven Milletimin Hâli Üzerine Yazar: Jungish (Allah Bizi Kendi Kendimize Koyduğumuz Yasaklardan Korusun!) Aziz Okuyucularım, Ey Arzusu Gözünde Kalanlar! Şimdi size o Mösyö Foucault‘nun Deleuze ve Guattari adlı iki allame-i cihanın Anti-Oedipus kitabının başına koyduğu o sarsıcı kelamı nakledeceğim. Adam diyor ki, elinizdeki bu eser, öyle kuru

okumak için tıklayınız

Oedipus’un İhaneti: Aile mi, Yoksa Sermayenin Fabrikası mı?

Freud’un Üçgenini Parçalayan Feryat: Arzu, Her Şeyi Yıkan Bir Dinamittir! Yazar: Jungish (Otoritenin Gizli Silahı: Neden Kendi Zincirimizi Arzuluyoruz?) Aziz Okuyucularım, Ey Arzunun Gerçek Efendisini Arayanlar! Şimdi size, 1970’lerin başında Paris’te öyle bir bomba gibi patlayan bir kitaptan bahsedeceğim ki, adı “Anti-Oedipus” (Oedipus Karşıtı). Bu eser, Gilles Deleuze ve Félix Guattari adlı iki felsefe korsanının,

okumak için tıklayınız

Radikal Terapist: Koltuğa Değil, Sisteme Neşter Vurmak!

Akıl Hastalığı Mı, Toplumsal Sömürü Mü? 1970’lerin Devrimci Psikoloji Manifestosu Yazar: Jungish (Otoritenin Dediği Yere Uyum Sağlamak, Ruhsal İflastır!) Aziz Yoldaşlar, Ey Ruh Sağlığı Sektörünün Kurbanları! Şimdi size, 1970’lerin başında Amerika’da öyle bir fırtına estiren bir dergiden bahsedeceğim ki, psikiyatriyi, o koca tıbbi kurumları, yerden yere vurdu: The Radical Therapist (Radikal Terapist)! Bu, sadece bir

okumak için tıklayınız

Kafamızdaki Makineyi Kim Kurdu?

Diyelim ki bir sabah uyanıyorsun. Dışarıda iklim krizi var: ormanlar yanıyor, denizler kirli, canlı türleri tek tek siliniyor.Ama senin gündemin başka: Gezegen yanıyor, ama bizin kafanın içinde bambaşka bir yangın var.Glenn Parton tam buradan yakalıyor meseleyi: “Çevre krizi, modern insanın psikolojik krizine dayanıyor.” Yani sorun sadece dışarıdaki fabrika bacasında değil;içerideki bacada, kafamızın içindeki küçük ve

okumak için tıklayınız

Devlet Apartmanı ve “Çalışmayan Bedenler”: Sakatlık, Devlet ve Hiyerarşi

Diyelim ki kocaman bir apartmandayız. Adı: Devlet Apartmanı. En üst katta generaller, parti başkanları, bürokratlar…Bir altında patronlar, sermayedarlar…Daha aşağıda maaşlı memurlar, işçiler…Bodrum katta ise bir grup insan var: “çalışamaz” denilenler, “verimsiz” bulunanlar, sakatlar, nöroçeşitli olanlar, kronik hastalar. Kapının üstünde de şu yazıyor: “Bu binada insanın değeri, üretime katkısıyla ölçülür.Üretemeyen, merdiven boşluğuna alınır.”Devlet dediğimiz yapı ile

okumak için tıklayınız

Dört Parçada Anarşizm: Apartman Yöneticisinden Kurtulmak Üzerine Mahalle Dedikodusu

Şöyle bir bina hayal edelim.Adı: Medeni Dünya Apartmanı. En üst katta holding sahipleri oturuyor; alt katlarında devlet memurları, biraz daha aşağıda “orta sınıf” diye bildiğimiz kredi kartı kulları; en altta da asansöre binmeye bile çekinen, zemin katın nemini soluyan “çalışan kesim”. Apartmanın kapısında kocaman bir levha: “Yönetim, huzurunuz ve güvenliğiniz için tüm yetkiyi kendi elinde

okumak için tıklayınız

Nöro-Norm Mahallesi’ne Karşı Genetik İsyan

Mahalle hayal edelim. Adı: Nöro-Norm Mahallesi. Herkes aynı apartman dairesinde oturuyormuş gibi: Bir de kapının üstünde küçük bir plaket: “Bu binada herkes normaldir. Lütfen sıra dışılıklarınızı kapıda bırakınız.” Emmi Bevensee’nin “Genetic Engineering Against Neuro-Normativity!” yazısı tam da bu apartmanı hedef alıyor:“Benim gibi beyinleri, bedenleri, cinsiyetleri, yönelimleri farklı olanları, yani nöro-çeşitli insanları ‘düzeltmeye’ çalışan dünyaya karşı,

okumak için tıklayınız

Engelliliğim Bir “İmalat Hatası” mı, Yoksa Fabrikanın Bizzat Kendisi mi?

Devon Price bir cümle kuruyor: “My disability is manufactured.” – Engelliliğim üretilmiş bir şey. Yani diyor ki:“Bende bir farklılık var, evet. Ama beni esas ‘engelli’ hâle getiren, bu dünyanın tasarlanış biçimi.” 1. Havalimanında Sinir Sistemine Pusu Kurmak Price, yazısına bir havalimanı sahnesiyle başlıyor: arkada bangır bangır TikTok’lar, hoparlörden bağıran telefon konuşmaları, dandik reklam müzikleri, Roblox

okumak için tıklayınız