Yazar: Özgür Atlas

Çocuklar, Eşyalar ve “Sevgi Faturası”

Diyelim ki İstanbul’un eski bir semtindeyiz.Dar sokaklı, çamaşırların iplerde sallandığı, herkesi herkesin tanıdığı bir mahalle. Bir evin kapısını aralıyoruz: Salon, müze gibi.Plastik koruyuculu koltuklar, camlı vitrinde hiç dokunulmayan fincan takımları, duvarda altın varaklı çerçeveler, sehpanın üzerinde asla yakılmayan mumlar… Çocuk odasına geçiyoruz:Duvarlar çizgi film kahramanlarıyla kaplı, yatağın üstü oyuncaklarla dolu; kitaplıkta “erken STEM gelişimi” vaat

okumak için tıklayınız

Mutluluk hapı yutmak mı, hayatı değiştirmek mi?

“Imagine a society that subjects people to conditions that make them terribly unhappy, then gives them the drugs to take away their unhappiness… Instead of removing the conditions that make people depressed, modern society gives them antidepressant drugs.”— Theodore Kaczynski Şöyle çevrilebilir: “İnsanları son derece mutsuz edecek koşullara maruz bırakıp sonra da bu mutsuzluklarını ortadan

okumak için tıklayınız

O Pek “Muntazam” Sofradaki Canavar: “Normal Bir Aile” Denen O Acayip Maskaralık Üzerine Bir Kıssa

Geçen gün, bu “A Normal Family” (Yani, Normal Bir Aile) ismindeki, Kore diyarından çıkma bir acayip hikâyenin filmini izledim. Adına bakıp da aldanmayın sakın! “Normal” dedikleri şeyin, o en pespaye, o en çürümüş ahlaksızlığın bir süslü kılıfı olduğunu, insanın suratına bir tokat gibi çarpıyorlar. Gelin, bu “pek muntazam” sofradaki o tekinsiz curcunaya, aklımız erdiğince bir

okumak için tıklayınız

Kabadayının Diz Çöküşü: Ruhun O Kutsal Kudreti (Phallos) Neden Bir “Teslimiyet” Ürünüdür?

Yazan: Jungish Biz “erkeklik” deyince, “kudret” deyince aklımıza ne gelir? Güç, iktidar, yumruk, kaba kuvvet, “benim dediğim olacak” narası, değil mi? Lakin bu Jung mektebinin o pek bilge hanımefendileri (Marion Woodman gibi) çıkıp diyor ki: “Durun bakalım efendiler! Sizin o ‘kudret’ diye taptığınız şey, o ruhsuz, o kaba saba ‘fallus’tur. Asıl marifet, o büyük ‘P’

okumak için tıklayınız

Efendiler! Şu İngiliz’in Nergis Çiçeği Merakı da Nedir? (Bir William Wordsworth Vakası)

William Wordsworth’ün hayatı ve felsefesini biliyor musunuz ? Bu yazıda birazcık edebiyat yapalım dedik. Sabır. Ey okuryazar takımından olanlar ve dahi lafın kime battığını merak edenler! Durun da size bu sefer, bizim Pera’nın, Galata’nın acayip tiplerinden değil de, ta o sisli, puslu, makine dumanından göz gözü görmeyen İngiltere’den bir zat-ı muhteremin, daha doğrusu bir “doğa

okumak için tıklayınız

İki Kuruşluk Kabadayılıktan, İlahi Kudrete: Ruhumuzdaki O İki “Erkeklik” Suretinin Pek İbretlik Kavgası : Fallus ile Phallos

Yazan: Jungish Azizim, Bu ecnebi ruh hekimlerinin kitaplarını karıştırdıkça, insanın aklı bir tülbent gibi hem açılıyor hem de bir o kadar bulanıyor. Mesele ne, biliyor musunuz? Mesele, bizim “erkeklik” diye bildiğimiz şeyin aslında iki ayrı sureti, iki ayrı tabiatı olması… Biri, küçük harfle yazılan “fallus”; öteki, büyük harfle, pek bir haşmetle yazılan “Phallos”. “Biri ‘f’

okumak için tıklayınız

İsis ve Osiris Miti: Parçalanmış Erilliğin ve Dönüşen Aşkın Arketipi

İsis ve Osiris Hikayesinin Özeti İsis ve Osiris miti, dişil ve eril enerjilerin, yeniden diriliş ve dönüşüm yoluyla nasıl bir araya geldiğini gösteren kadim bir Mısır hikayesi olarak sunulur Hikayenin Temel Unsurları: BParçalanmış Krallığı İyileştirmek: İsis’in Aşktan Yaratılan Phallos’u Kadim İsis ve Osiris miti de, modern psikoloji için hayati önem taşıyan bir arketipsel harita sunar:

okumak için tıklayınız

Ruhunu Satanların İki Sureti: İngiliz Ahmağı mı, Alman Zındığı mı Daha Beter?

İngiliz şair Marlowe’un “Doktor Faustus” hikâyesini daha evvel bir önceki yazımızda deşmiş, o ahmak hekimin hazin sonuna bir güzel hayıflanmıştık. Lakin azizim, meğer bu “Şeytan’a ruh satma” meselesi, bu ecnebilerin aklını ne kadar kurcalamış ki, aradan yüz sene geçmiş, bu sefer de bir Alman dâhisi, o pek meşhur Goethe Efendi, aynı herifin, aynı “Faust”un hikâyesini

okumak için tıklayınız

Ruhunu Satarak Sefa Sürmek: Bir Ecnebi Allâmenin O Pek Hazin ve İbretlik Sonu Üzerine Bir Kıssa

Yazan: Jungish Edebiyatın o en fiyakalı, en de tekinsiz, en “Şeytan’la pazarlık” konulu şaheserlerinden birini, o meşhur Doktor Faustus’u,biliyor musunuz ? Azizim, Bizim ahşap konağın penceresinden etrafı seyrederken, insanın aklına ne acayip, ne de ibretlik hikâyeler geliyor. Geçen gün elime, o İngiliz diyarının eski zaman şairlerinden, Marlowe isminde bir zatın kaleme aldığı, “Doktor Faustus” nam

okumak için tıklayınız

Goethe ve Marlowe’un Faust’u Arasındaki Kurtuluş Paradoksu

C.G. Jung’un çalışmalarından beslenen derinlik-analitik psikolojisi, bireyin bilinçdışı süreçlerini aydınlatmak için sık sık edebi ve mitolojik figürlere başvurur. Marion Woodman’ın analizlerinde de görüldüğü gibi, klasik metinler modern bireylerin içsel çatışmalarını yansıtan arketipsel dramalar sunar. Bu bağlamda, Faust figürü—özellikle Christopher Marlowe ve Johann Wolfgang von Goethe’nin yorumlarında—ruh ve sınırlar arasındaki ebedi gerilimi temsil eder. Faust’un Çatışması:

okumak için tıklayınız

Gökkuşağı’nın Altında Üç Nesil Fırtına: D. H. Lawrence’ın O Meşhur Hikâyesine Dair Karmaşık Ruhiyem

Bir İngiliz Romanına Dair Bir Kaş Göz Ediş Yazar: Jungish Breh, Azizim! Şu modern zamanların hali nicedir, ne yalan söyleyeyim, oturup da saatlerce dertleşesim gelir sizinle. Her şey tebdil oldu, değişti; ne eski âdetler kaldı, ne de gönül rahatlığı… Tam da bu hengâmede, elime bir İngiliz yazarın, D. H. Lawrence‘ın o meşhur eseri “Gökkuşağı” (The

okumak için tıklayınız

Yağmurdan Sonraki Şamata: Gökkuşağı Bir “Elîm” Aldatmacası mı, Yoksa Mukaddes Bir Ahid mi?

Jungish Aziz ve sevgili okuyucularım! Bu kez, gökyüzüne bakıp gözlerimizi kamaştıran o rengârenk yay üzerine, yani Gökkuşağı üzerine bir mülahaza yapalım. Nasıl ki Mecdelli Meryem’in hikâyesi bir kargaşadan sonra gelen aydınlanmaysa, gökkuşağı da bizim o bunalımlı, kasvetli yağmurlarımızın ardından bize sunulan, ilahi bir gösteri ziyafeti değil midir? Eminönü Meydanı’nda kahvemi yudumlarken etrafımdaki laf ebesi teyzelere

okumak için tıklayınız

Mecdelli Meryem’in Hâli: Teslimiyet Bir “Günah” Değildir, En Büyük “Apostoluktur!”

Yazar: Jungish Muhterem Okuyucularım! Meryem Ana gibi asil, lakin hikayesi mahalle dedikodularına en çok malzeme olmuş bir figürdür Mecdelli Meryem. O, hem en derin teslimiyetin hem de en büyük yeniden doğuşun sembolüdür. Bugün yine kafamda öyle bir mevzu dönüyor ki, insanın “Aman Yarabbi, bu kadınların çektiği ne karmaşa!” diye isyanı geliyor. Bildiğiniz gibi, bizim camiada

okumak için tıklayınız

İçimizdeki Kurban ve Zorba: Ruhsal Özgürlüğe Giden Gizli Yol

Jungish Bu, Jungcu analitik psikoloji çerçevesinde en kritik içsel mücadeleyi tanımlamaktadır. Partnerimizle sağlıklı bir ilişki kurabilmek için, önce kendi içimizdeki iktidar (power) odaklı zincirleri kırmamız gerekir. Partnerimizin acımızı anlamasını sağlamanın yolu, kendi içimizdeki kurban ve zorbanın sorumluluğunu almaktan ve böylece bizi hapseden köhnemiş ebeveyn komplekslerinin gücünü ortadan kaldırmaktan geçer. Bu güçten kurtulduğumuzda, ancak o zaman

okumak için tıklayınız

Bir Kadının Uyan (amay) ışı : Jane

Jane, güçlü bir içsel evlilik yoluyla kendi değerlerini oluşturmak için on yıl boyunca çalışan bir analizandır. Kendisini, dürüstçe veremeyeceği bir şeyi talep eden güçlü bir baba figürünün zorladığı bir durumla yeniden karşı karşıya kaldığında hastalanmıştır. Bu durumun neden olduğu psikolojik felç (paralysis), Jane’in günlüğüne yazdığı şu pasajda açıkça görülmektedir: Jane’in günlüğüne yazdığı yazı şöyledir: “Sanki

okumak için tıklayınız

İçsel Evliliğin Sırrı: Eril Tarafımıza Dişil Hislerimizi Nasıl Öğretiriz?

**Marion Woodman’ın “Yaralı Damat” (The Ravaged Bridegroom) adlı eserindeki Jungcu analizlere göre, dış ilişkilerdeki çatışmanın ve acının kökeni, bireyin kendi içindeki eril ve dişil enerjileri arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanmaktadır. Eğer kendi içimizde erile, dişil hislerimize değer vermeyi öğretebilirsek, dış hayatımızdaki partnerin de bir gün belki yaşadığımız acıyı daha iyi anlaması mümkündür. Çünkü içeride nasılsa, dışarıda da

okumak için tıklayınız

Peçeyi Erken Açmak: Neden Kendi Değerini Yaşlı Patriyarkın Kanunlarına Göre Belirleyen Kadın Büyük Tehlikede?

Yazar : Jungish Marion Woodman’ın analitik psikoloji üzerine yaptığı çalışmalarda, bireyin ruhsal bütünlüğe ulaşma yolculuğu, dış dünyaya atılan adımların içsel hazırlıkla ne kadar uyumlu olması gerektiği sorusuyla yakından ilişkilidir. Bu bağlamda, kadının peçeyi zamanından önce kaldırması (unveiling), psikolojik olarak tehlikeli bir atılımı simgeler. Bir kadın, kendi dişilliğini tam olarak bütünleştirememişse, Kutsal Ana’da temellenmemişse, Magdalalı gölgesini

okumak için tıklayınız

Yaratıcı Süreç: Bilinmeyene Teslimiyet ve Bilinç Sınırlarını Aşmak

Yazar: Jungish Analitik psikolojinin derinliklerinde, ister sanatçı olalım ister sıradan bir hayat süren bireyler, hepimiz “Ruh İmşa etme- oluşturma” (Soul-making) olarak adlandırılan temel bir yaratıcı sürece dahil oluruz. Yaratıcı süreçlerin psikolojik dinamikleri, Keats’in “Ruh İnşası-Oluşturması” olarak tanımladığı şeyle özdeşleştirilir. Bu, her iki cinsin de paylaştığı ortak ve temel bir faaliyettir. Peki, bu gerçek yaratıcılık anları

okumak için tıklayınız

İlişkiler Tehlikedeyken: Kaçımız Kendi ‘Fallik Gerçeğini’ Göğüsleyebiliyor?

Yazar : Jungish İnsan ilişkilerinin kaçınılmaz zorluklarla karşılaştığı anlarda—ayrılık acısı, ihanet korkusu veya sadece derin bir yabancılaşma hissi—çoğumuz panik moduna gireriz. İlişkinin geleceği tehlikede olduğunda, Marion Woodman’ın analiz ettiği arketipsel dinamiklere göre, birey olarak vermemiz gereken en zor karar şudur: “Kendi fallik gerçeğime (phallic truth) ne kadar dayanacağım?”. Bu soru, psikolojik bütünlüğe giden yolda temel

okumak için tıklayınız

Eril Tarafın Nüfuz Etme Gücünden Yoksun Olması: Yaralı Damat Sendromu

Yazar: Jungish Marion Woodman’ın analitik psikoloji çerçevesinde incelediği “Yaralı Damat” (The Ravaged Bridegroom) arketipi, modern erkeğin (veya her bireydeki eril prensibin) “nüfuz etme gücünden yoksun olmasının” (impotence) ardındaki derin ruhsal çatışmayı açıklar. Bu güçsüzlük, sadece cinsel bir mesele değil, aynı zamanda bireyin hayatın zorluklarına, yeni ilişkilere ve bilinçdışı gerçeğe sevgiyle nüfuz etme yeteneğinin kaybedilmesidir. Peki,

okumak için tıklayınız