Yazar: Özgür Atlas

Kutsal Kâse (Graal) Geleneğinin Kelt Kökleri: Gizemli Bir Dönüşüm

“Kutsal Kâse” (Graal) efsanesi, Hıristiyanlıkla özdeşleşmiş gibi görünse de, aslında kökleri çok daha eski ve gizemli bir dünyaya, Kelt mitolojisine dayanır. Orta Çağ Avrupası’nda yazılan hikayeler, Kelt geleneklerindeki güçlü sembolleri alarak onları yeni bir dini çerçevede yeniden yorumlamıştır. Bu dönüşüm süreci, hikâyenin derinliğini ve mistisizmini daha da artırmıştır. Kutsal Kâse’nin (Graal) Kelt Kökeni: Bereketi Simgeleyen

okumak için tıklayınız

“Yaralı Kral” (Fisher King) Arketipine Jungiyen Bakış ?

“Yaralı Kral” (Fisher King) arketipi, özellikle Graal efsanesinden gelen ve Jungiyen psikolojide derin bir öneme sahip olan merkezi bir imgedir. Marion Woodman’ın “The Ravaged Bridegroom” ( Yaralı. Damat ) kitabı bu arketipi, hem bireysel hem de kolektif bilinçdışındaki yaralı masküleniteyi ve bunun neden olduğu ruhsal kısırlığı anlamak için temel bir referans olarak kullanır. Yaralı Kral

okumak için tıklayınız

Yaralı Kral Arketipi ve Kelt Graal Geleneği

“Yaralı Kral” arketipi, özellikle Kelt ve Orta Çağ Avrupa mitolojisiyle iç içe geçmiş olan Kutsal Kâse (Graal) efsanelerinde merkezi bir figürdür. Bu güçlü sembol, fiziksel veya ruhsal bir yara taşıyan ve bu yara nedeniyle krallığı, yani ait olduğu dünyayı verimsizliğe ve çürümeye sürükleyen bir hükümdarı temsil eder. Yaralı Kral Kimdir? Yaralı Kral, genellikle bilge, yaşlı

okumak için tıklayınız

Kadınlar İçin Bir Yolculuk: Özgün Dişil ve Sağlıklı Eril ?

Bir kadının hayatındaki en derin ve en dönüştürücü yolculuklardan biri, kendi otantik dişil kimliğini bulması ve içsel eril enerjisini sağlıklı bir şekilde entegre etmesidir. Bu süreç, toplumun ve kültürün dayattığı beklentilerin ötesine geçerek, benliğin en saf halini keşfetmeyi içerir. Otantik Dişiliğe Uyanış Otantik dişil kimlik, yalnızca biyolojik bir durum değil, aynı zamanda yaratıcılık, akış, sezgi

okumak için tıklayınız

Babasının Kızı: İdealleştirme ve Reddedilme Arasında Bir Kimlik Yolculuğu

“Babasının kızı” olmak… Bu ifade, genellikle sevgi dolu bir gururla kullanılır. Babasıyla özel bir bağ kurmuş, onun değerlerini, mizahını ve hatta bazı huylarını benimsemiş bir kızı tanımlar. Ancak psikolojinin derinliklerinde, bu sıfatın ardında her zaman parıldayan bir sevgi hikayesi yatmaz. Bazen, bu karmaşık ilişki, bir kimlik inşa etme mücadelesine, hayal kırıklıklarına ve hatta reddedilmeye dönüşebilir.

okumak için tıklayınız

Marion Woodman’ın The Ravaged Bridegroom: Masculinity in Women adlı eserinin “Gelin” (The Bride) başlıklı 6. bölümü

Marion Woodman’ın The Ravaged Bridegroom: Masculinity in Women adlı eserinin “Gelin” (The Bride) başlıklı 6. bölümü, psikolojik bütünleşme sürecinde dişil enerjinin (ruh/soul) üstlenmesi gereken hayati görevleri, özellikle eril (tin/spirit) ile sağlıklı bir birleşme için gerekli olan şartları vurgulamaktadır. Yazarın bu bölümde özellikle üzerinde durduğu ve altını çizdiği temel vurgular şunlardır: 1. Bütünlük Arayışı ve Dörtlü

okumak için tıklayınız

İç konuşma ile sosyal konuşmanın özellikleri

İnsan dilinin iki yönü var: iç konuşma (içimizdeki sessiz, kendi kendimize konuşma biçimi) ve sosyal konuşma (başkalarıyla iletişim kurarken kullandığımız dil). Senin yazdığın 8 ölçüt üzerinden örneklerle açıklayayım: 🌀  İç Konuşma (Inner Speech) 🌍  Sosyal Konuşma (Social Speech) Yani özetle:

okumak için tıklayınız

ABA’yı Durdurun: Otistik Haklar İçin Yanlış Tedavilere Hayır

Günümüzde hâlâ birçok aileye, “kanıta dayalı”, “etkili” ve “çocuğunuzun iyiliği için” olduğu söylenen tedavi ve yöntemler öneriliyor. Özellikle ABA (Uygulamalı Davranış Analizi) gibi yaklaşımlar, sıklıkla bir çözüm ya da umut gibi pazarlanıyor. Ancak biz otistik topluluklar ve hak savunucuları biliyoruz ki bu yöntemlerin çoğu, özgürlük, eşitlik ve haklar yerine tek bir hedefi gözetiyor: nörotipik norma

okumak için tıklayınız

Otizme sosyolojik bir yaklaşım ne getirir veya getirebilir?

Otizmin doğasına, toplumsal algısına ve sosyal bilimlerle kesişim noktalarına sosyolojik bir bakış mümkün mü ? Otizme Sosyal Bilimlerin Katkısı Otizm çoğu kez tıbbi ve bireysel bir mesele gibi görülüyor. Ancak otizm yalnızca biyolojik değil, sosyal ve kültürel olarak da inşa edilen bir deneyimdir. Bu nedenle sosyal bilimler, otizmin: Otizm yalnızca “eksiklikler” ya da “bozukluklar” üzerinden

okumak için tıklayınız

Akademik Validizmi Parçalamak: Yapısal Erişilebilirlik İçin

Bugün akademide en çok konuşulmayan ama en yakıcı meselelerden biriyle karşı karşıyayız: validizm. Engelliliği kişisel bir eksiklik, bireyin uyum sağlayamaması, “özel bir durum” olarak çerçeveleyen bu bakış, aslında tüm akademik yapının içine sinmiş durumda. Bir üniversite amfisinde küçük bir rampa eksikliği, ilk bakışta sadece “lojistik bir detay” gibi görünebilir. Ama aslında bu, engelli bir araştırmacının

okumak için tıklayınız

Nöroçeşitlilik Hareketinin Kökeni ve Temel Prensipleri

Steve Graby tarafından yazılan bu makaleyi özetlemek gerekirse, makale nöroçeşitlilik hareketinin kökenlerini, engelli hakları ve psikiyatriden kurtulanların hareketleriyle olan ilişkisini inceliyor. Makale, nöroçeşitlilik hareketinin, geleneksel engellilik ve akıl hastalığı kategorileri arasında bir köprü kurarak ortaya çıktığını belirtiyor. Hareketin temelinde, otizm, DEHB, disleksi gibi durumların patoloji değil, insan beyninin doğal varyasyonları olduğu fikri yatıyor. Bu, tıbbi modellerin aksine, bu durumları “tedavi edilmesi

okumak için tıklayınız

Kurumsallaşma ve Bakım: Kimin İçin, Nasıl?

Kurumsallaşma kavramı, genellikle “bakımın” ve “profesyonel hizmetin” yokluğuyla ilişkilendirilir. Ancak, bu yaygın kabul gören tanımın ardında, toplumun en savunmasız kesimlerinden biri olan engelli bireylerin uzun süredir taşıdığı acı ve eleştiriler yatar. Bu metin, kurumsallaşmayı sadece fiziksel binalardan ibaret görmeyip, aynı zamanda engelli bireylerin hayatlarını kontrol eden, onları nesneleştiren ve seslerini duyulmaz kılan bir sistemin parçası

okumak için tıklayınız

Otizmli Yetişkinler İçin Terapiyi Nasıl Daha İyi Hale Getirebiliriz?

Uyarlamalar, Deneyimler ve Nöroçeşitliliği Onaylayan Yaklaşımlar 1. Giriş: Bir Boşluğun İçinde Konuşmak Otizmli yetişkinler, ruhsal sağlık sorunları açısından yüksek risk altında. Kaygı, depresyon, yalnızlık ve sosyal dışlanma gibi deneyimler, yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Dahası, destek aradıklarında çoğu zaman nörotipik normlara göre tasarlanmış hizmetlerle karşılaşıyorlar. Bugüne kadar birçok klinisyen, otistik bireyler için terapi uyarlamaları önermiş olsa

okumak için tıklayınız

Otizm Araştırmalarında Yanlış Şeyi Doğru Ölçmek mi?

Sandra C. Jones’un “Measuring the Wrong Thing the Right Way? Time to Rethink Autism Research Tools” makalesi, otizm araştırmalarında kullanılan ölçüm araçlarını ve metodolojiyi radikal biçimde sorguluyor. Artık Paradigma Değişiminin Zamanı 1. Giriş: Kimin Deneyimi, Kimin Ölçüsü? Otizm araştırmaları son yıllarda büyük adımlar atıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, artık otistik bireylerin yalnızca “araştırma nesnesi”

okumak için tıklayınız

Otizm ve Zihin-Beden Terapileri: Neden Bilime Dayalı Bir Yaklaşım Şart?

Otizm Spektrum (OSB) sahibi bireyler ve aileleri, zaman zaman geleneksel tedavilerin ötesine geçerek “zihin‑beden terapilerine” yönelir. Bu terapilerin neler sunduğu, ne kadar güvenilir olduğu ve bilimsel olarak ne kadar desteklendiği hep merak edilmiştir. İşte bu sorulara yanıt arayan sistematik inceleme, bize önemli bir perspektif sunuyor. Bilimsel İncelemenin Özeti 2017 tarihli bu sistematik derleme, OSB’li bireylerde

okumak için tıklayınız

Acı ve Ruh: Terapötik Bir Yaklaşımla Bütünleşme

“Sadece acıyı dindirmek değil; ruhun izini sürmek istiyoruz.” Acı ile Suffering Arasındaki İnce Sınır Ungar‑Sargon, “acıyı” (pain) ve “suffering” (acı çekme, ruhsal kriz) arasındaki farkı vurgulayarak başlıyor. Acı bir fiziksel ya da duygusal tepkiyken, suffering ruhu etkileyen, içsel anlamda sarsan, tanımı zor bir deneyimdir (scivisionpub.com). Bu ayrım, terapi pratiğinde oldukça önemlidir. Çünkü ruhun derinlerinde yatan

okumak için tıklayınız

Sanat Nasıl İyileştirir?

Sanat Terapisinin Gücü, Travmadan Dirence “Sanat yapmanın en büyük gücü, kendimizi yeniden görmemize yardım etmesidir.”— Girija Kaimal Konuşulamayanı Anlatmanın Dili: Sanat Travma, beynin konuşma merkezlerini doğrudan etkiler. Bu yüzden, yaşadıklarımızı kelimelerle ifade etmek bazen imkânsızdır. İşte sanat terapisi burada devreye girer. Çizgi, renk, kil, ahşap ya da dijital bir fırça… Her biri, sözlerin tıkandığı yerde

okumak için tıklayınız

Dünyanın Ruhuna Aşkla: Ekopsikolojiye Yeni Bir Bakış

“Ruhsuz bir dünya bize hiçbir yakınlık sunmaz.”— James Hillman Ekopsikoloji ve Derin Psikoloji: Ayrılmaz Bir İkili Ekopsikoloji üzerine düşünmek, aslında derin psikoloji üzerine de düşünmektir. İkisinin sınırlarını çizmek neredeyse imkânsızdır. Çünkü her ikisi de psyche’yi doğayla bağımızın ayrılmaz bir parçası olarak görür. Theodore Roszak’ın (1992) “ekolojik bilinçdışı” dediği şey, kolektif insan mirasımızın en eski, en

okumak için tıklayınız

Kuantum Fiziği ve Psikolojinin Geleceği

— Bilinç, Etki ve Bilimsel Dönüşüm Üzerine Felsefi Bir Açılış “Gerçeklik, parçalanmış değil; kesintisizdir — kuantum dünyasında evren, ‘kiplik’ durumuyla var olur, sınanmayı bekleyen bir potansiyeldir.” Bilimin tarihsel ilerleyişi, görünmeyeni görünür kılma çabasıyla şekillendi. Fizik evrenin derinliklerine inerken adeta bilincin kapılarını araladı. Şimdi sıra psikolojide. Çünkü kuantum kuramı yalnızca atomları değil, zihnin de doğasını yeniden

okumak için tıklayınız

Ruhun İyileşmesi

James Hollis’in Jungcu psikoloji perspektifinden ruhsal iyileşme, kişisel gelişim ve yaşamın anlamını bulma üzerine derinlemesine tavsiyeler ve eklemeler sunar. Jungcu Psikolojiye Dair Eklemeler ve Yorumlar: Ruhun İyileşmesi İçin Öneriler: Sonuç olarak, Hollis, Jungcu psikolojinin sunduğu çerçeveyle, orta yaş ve sonrasında kişilerin ruhsal olarak iyileşmesi ve gelişmesi için bir dizi radikal davet sunar. Bu davet, bilinçli

okumak için tıklayınız