Yazar: Özgür Atlas

Yalnız İnsanların Çağı: Narsisizm, Kapitalizm ve Kendini Bulma Yanılgısı

“Kapitalizm, insanın ruhunu nasıl şekillendiriyor?” Bu soruya verilebilecek en sarsıcı yanıtlardan biri, içinde yaşadığımız bu sistemin insanı doğası gereği narsist hale getirmesi olabilir. Peter Samol’un kriz Grubu için kaleme aldığı bu radikal metin, narsisizmin bir “bireysel kusur” ya da “yetersiz ebeveynlik” sonucu olmadığını, aksine kapitalist toplumun en uygun öznel formu olduğunu savunuyor. İşte bu şok edici tezin dayandığı

okumak için tıklayınız

Kapitalizmin Sonu ve Gerçek Kurtuluş: Solun Yalanları ve Yeni Bir Başlangıç Mı ?

1989’da “gerçek sosyalizmin” çöküşü, bize “Batı sistemi”nin nihai zaferini müjdeledi. Fukuyama’nın “tarihin sonu” kehaneti manşetleri süslerken, çok az eleştirel ses kaldı. Ancak Krisis Grubu’ndan Norbert Trenkle gibi radikal düşünürler, o anın aslında kapitalizmin kendi kendini tükettiği devasa bir krizin başlangıcı olduğunu haykırdı. Bugün, otuz yıl sonra, bu kehanetin ne kadar doğru olduğunu görüyoruz. Küresel sistem,

okumak için tıklayınız

Değersiz Emeğin Yeni Sığınağı: Çağın Ruhani Akımları ve Rasyonel-İrrasyonel Öznenin Yanılgıları mı ?

Kapitalizmin kendi mezarını kazdığı, emeğin değerini yitirdiği bir dünyada yaşıyoruz. Birçok gözlemci, bu durumun karşısına, “modernlik dışı” veya “çağdışı” gibi görünen radikal inanç akımlarının yükselişini koydu. Oysa bu, büyük bir yanılgıdır. Bu çağın dinsel inanışları, sanıldığı gibi dışarıdan gelen bir tehdit değil, bizzat modernitenin içinden filizlenen, sistemin çöküşünün acı bir semptomudur. Bu blog yazısında, bu

okumak için tıklayınız

Uyanış Deneyimi: Kapitalizmin Son Çığlığı

Modern dünyanın en büyük vaatlerinden biri, “kendini bulmak” ve “uyanmak” oldu. Her köşede bir kişisel gelişim gurusu, her sosyal medya akışında bir motivasyon konuşmacısı, her kitapçıda bir “içinizdeki potansiyeli keşfedin” rehberi var. Ama bu “uyanış” dalgası, gerçekten bir aydınlanma mı, yoksa bizi esaretimize bağlayan son bir zincir mi? Robert Kurz’un eleştirel analizine göre, bu “uyanış

okumak için tıklayınız

Tanrının Mezarından Çıkarılışı: Modern Dünyanın Kâbusu

“Tanrı öldü.” Bu, modern kapitalizmin kendisi için yazdığı bir mezar taşıydı. Aydınlanma’nın zaferi, bilimin yükselişi ve piyasa ekonomisinin kutsal rasyonelliği, dinin ve hurafelerin kökünü kazıyacaktı. İnsanlık, artık kendisini bilimin ve aklın efendisi ilan etmişti. Ama bu bir yalandı. Ve bugün, bu yalanın bedelini ödüyoruz. Tanrı sanıldığı gibi ölmedi, sadece geçici bir süre için gömüldü belki

okumak için tıklayınız

“Değersizleşen Emek”: Kapitalizmin Ölüme Giden Kılavuzu

Kapitalist dünya düzeninin son kullanma tarihi yaklaşıyor ve bunu her gün biraz daha fazla hissediyoruz. Sol literatürde on yıllardır haykırdığı radikal gerçek, artık gözle görülür bir şekilde önümüzde duruyor: emek, değerini kaybediyor. Hayır, bu sadece maaşlarımızın düşmesi, işsizlik oranlarının artması ya da güvencesiz çalışmanın yaygınlaşmasıyla ilgili basit bir ekonomik kriz değil. Bu, kapitalizmin bizzat kendi ruhunun,

okumak için tıklayınız

Modern Bireyin Şizofrenisi: Dışarıdan Mükemmel, İçeriden Parçalanmış

Günümüzde, sosyal medyada gördüğümüz “mükemmel” hayatlar, bitmek bilmeyen başarı hikayeleri ve sürekli “pozitif” olma baskısı size de tanıdık geliyor mu? Peter Klein, 2005 yılında yazdığı “Die Schizophrenie des modernen Individuums” (Modern Bireyin Şizofrenisi) adlı makalesinde, modern insanın bu içsel çelişkisini ve parçalanmışlığını şaşırtıcı bir şekilde ele alıyor. Klein’a göre, modern toplum sanıldığı gibi dinden arınmış

okumak için tıklayınız

Kurban-Fail Diyalektiği: Güncel Örneklerle Çemberin Döngüsü ?

Günümüzde sosyal ve politik çatışmaları anlamak için, insanların kendilerini ve karşılarındakini nasıl algıladıklarını incelemek gerekir. Filozoflar, bu karmaşık ilişkiyi genellikle fail-kurban diyalektiği olarak adlandırır. Bu diyalektik, farklı ifadelerde karşımıza çıkarak, aynı çatışma döngüsünü körükler. Her bir ifadesi, kendi içinde trajik bir mantığa sahiptir. Bu ifadeleri, güncel olaylar ve sosyal dinamikler üzerinden ele alalım. 1) Failler

okumak için tıklayınız

Fan ve Führer: Kitle Histerisinin Gizemli Bağı

Pop yıldızlarının konserlerinde kendinden geçen kalabalıklar, futbol takımının lideri için gözleri yaşaran taraftarlar, politik bir figürün peşinden sorgusuzca giden kitleler… Bütün bu görüntüler, modern yaşamın sıradan birer parçası gibi görünür. Ancak Alman felsefe grubu Krisis’in kurucu üyelerinden Robert Kurz, bu seemingly masum görünen fenomenlerin arkasında yatan tehlikeli bir psikolojik mekanizmaya dikkat çeker. Kurz’un “Fan ve

okumak için tıklayınız

Sermaye Olarak Eğitim: Her Şey Maliyet Mantığına Tabi Olduğunda

Eğitim, tarih boyunca bireyin gelişimi, özgürleşmesi ve toplumsal dönüşümün anahtarı olarak görüldü. Fakat bugün eğitim giderek daha çok bir yatırım aracına, “insan sermayesinin” üretildiği bir alana indirgeniyor. Bu dönüşüm yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal boyutlarda da derin izler bırakıyor. İnsan Sermayesi Mantığı: İnsan Bir Yatırım mı? Chicago Okulu’nun önde gelen isimlerinden Gary

okumak için tıklayınız

Marx Öldü, Yaşasın Marx!

1968 yılı, küresel bir dönüm noktası oldu. Sermayenin “altın yılları” sona erdi, Fordizm ve Keynesçiliğin krizleri derinleşti. Ancak bu sadece ekonomik bir kriz değildi; Amerika’daki karşı-kültür hareketlerinden, Fransa’daki Mayıs olaylarına ve İtalya’daki işçi mücadelelerine kadar uzanan, yeni bir sosyal isyan türü yükseliyordu. Bu isyanlar, sadece iktidarı ele geçirmeyi değil, bireysel ve sosyal kurtuluşu hedefliyordu. Bu

okumak için tıklayınız

“Plus jamais rien sur nous sans nous”,

Bu ifade, “Artık bizimle ilgili hiçbir şey, biz olmadan (karar verilmesin)” anlamına geliyor. Fransızca’daki “Plus jamais rien sur nous sans nous”, özellikle hak mücadelelerinde, engelli hareketinde, feminist ve azınlık politikalarında kullanılan güçlü bir slogandır. Kökleri aslında II. Dünya Savaşı sonrası “Nothing about us without us” (Biz olmadan bizim hakkımızda hiçbir şey) sloganına dayanır. Daha sonra

okumak için tıklayınız

Memurlar Mı Kapıkulları Mı ? Siz Hala Kapıkululaştıramadıklarımızdan Mısınız ?

Memur ve kapıkulu, Osmanlı İmparatorluğu’nun ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim ve bürokrasi yapısında önemli yer tutan iki farklı kavramdır. Bu iki kavram arasındaki ilişkiyi ve farklılıkları anlamak için, öncelikle kapıkulu sisteminin ne olduğunu incelemeliyiz. Kapıkulu: Devşirme Sistemi ve Mutlak Sadakat Osmanlı Devleti’nde kapıkulu, doğrudan padişaha bağlı olan, düzenli maaş alan ve sürekli hazır bulunan askeri

okumak için tıklayınız

Asperger ve Otizm Mirası: Neden “Asperger” Demeyi Bırakmalıyız?

Otizm spektrumundaki bireyler için kullanılan terimler, sadece tıbbi etiketler değil, aynı zamanda derin tarihsel ve sosyal anlamlar taşır. Bu bağlamda, “Asperger” terimi, otistik topluluk içinde hem tartışmalı hem de acı verici bir mirasa sahiptir. Bu ismi kullanmaya devam etmek, sadece geçmişin karanlık gölgelerini bugüne taşımakla kalmaz, aynı zamanda otistik bireyleri kendi içlerinde bölmeye hizmet eder.

okumak için tıklayınız

James Hollis’in “İyi İnsanlar Neden Kötü Şeyler Yapar” kitabında geçen, Gölge Çalışması için yansıtıcı sorular,

James Hollis’in “İyi İnsanlar Neden Kötü Şeyler Yapar” kitabında, Gölge Çalışması için yansıtıcı sorular, bireylerin kendi bilinçdışı materyalleriyle yüzleşmeleri, kendilerini daha derinlemesine anlamaları ve böylece daha bütüncül bir yaşam sürmeleri için tasarlanmış kritik bir araçtır. Bu sorular, bilinçli egonun rahatlık alanının dışına çıkarak ruhun derinliklerindeki “karanlık yerlere” inme ve orada kaybedilen “anahtarları” bulma amacını taşır.

okumak için tıklayınız

Bir Meydan Okuma: Otizm Profesyonellerine Bir Sesleniş

Otizm hakkında konuşurken, genellikle dışarıdan gelen bir gözlemle karşılaşırız. Teşhisler, tuhaf davranışların ve eksikliklerin listesinden ibaret. “Sınırlı göz teması var,” “ince motor kontrolü zayıf,” “duygularını kontrol edemiyor.” Bu listeler, beni ve benim gibi otistik bireyleri, ne kadar “yetersiz” olduğumuzu gösteren bir veri yığınına dönüştürüyor. Peki ya bu listelerin ardında ne var? Ben, 17 yaşında, lise

okumak için tıklayınız

Nöroçeşitlilik Hareketi: Otistik Kimliğin Uyanışı

Otizm, uzun yıllar boyunca tıp tarafından bir “hastalık” ya da “bozukluk” olarak görüldü. Otistik bireylerin deneyimleri, tıp otoriteleri ve ebeveynler tarafından belirleniyordu. Ancak 1990’larda, internetin yükselişiyle birlikte, bu anlatı kökten değişmeye başladı. Nöroçeşitlilik hareketi, otizmi bir kusur değil, beynin farklı bir şekilde çalışması olarak kabul eden yeni bir paradigma sundu. Bu hareketin kökeni, iki temel

okumak için tıklayınız

Jung’un Kara Kitapları: Bilinçdışına Doğru Bir Yolculuk

Carl Gustav Jung’un “Kara Kitaplar”ı (The Black Books), modern psikoloji tarihinin en gizemli ve büyüleyici metinlerinden biridir. 1913 ile 1932 yılları arasında tuttuğu yedi özel günlükten oluşan bu koleksiyon, uzun yıllar boyunca gizli kalmış ve sadece yakın çevresi tarafından biliniyordu. Ancak 2020 yılında Philemon Vakfı ve W. W. Norton & Co. tarafından yayımlanmasıyla birlikte, Jung’un

okumak için tıklayınız

Kronik Ertelemenin Dinamiği

Kronik erteleme çoğu zaman bilinçdışı suçluluk, başarısızlık korkusu ya da “yeterince iyi değilim” şemasıyla bağlantılıdır. Kişi görevi sürekli ertelerken aslında hem kendi içindeki cezalandırıcı süperego ile çatışır hem de dışarıya karşı edilgen bir direniş gösterir. Yani erteleme, hem içsel kaygıyı regüle eden hem de gizli bir protesto işlevi gören savunma mekanizmasıdır. “Kendini lütuf olarak görmek”

okumak için tıklayınız

BM Uyardı: Kurumsallaşma ve Özgürlükten Yoksunluk

Birleşmiş Milletler’in Engelli Kişilerin Hakları Raportörü Catalina Devandas-Aguilar’ın özgürlükten yoksun bırakmaya adanmış raporu, yayınlandığında Fransa’da sağır edici bir sessizlikle karşılandı. Bu şaşırtıcı değil, zira rapor, “insan hakları” ülkesi olarak bilinen Fransa’nın dahi engelli bireylere yönelik ayrımcı ve ataerkil uygulamalarını açıkça gözler önüne seriyor. Raporda belirtilen ihlallerin neredeyse tamamı, bugün Fransa’da ve dünyanın birçok yerinde her

okumak için tıklayınız