Bir Anadolu Hümanisti Mevlana – Radi Fiş

“Göz kamaştırıcı bir şiir mirası bırakan bir ozan üzerinedir bu kitap. Ozanın dünyaca ünlü altı kitaplık Mesnevi adlı destanı, otuz binden fazla dizeyi içermektedir. İki bini aşkın gazelin toplandığı lirik şiirlerinden oluşan Divanı Kebir adlı kitabında ise yaklaşık kırk dört bin dize bulunmaktadır. Ozanın felsefi ve lirik dörtlüklerinin-rubailerinin-dize sayısı ise dört bini aşkındır,” diye başlamış Bir Anadolu Hümanisti Mevlâna isimli kitabına Radi Fiş. 2000 yılında yaşamını yitiren yazar, Leningradlı. Şarkiyat Enstitü’sünün Çince bölümüne girmek istiyor ilkin, ama olmuyor. Türkçe bölümüne giriyor. Çinliler bu konuda ne düşünüyorlar bilemem ama bizim için iyi olmuş doğrusu. Yazar, o günden sonra Türk edebiyatıyla ilgilenip bu alanda ürünler veriyor; Sabahattin Ali, Melih Cevdet Anday ve Orhan Veli’nin şiirlerini Rusçaya çeviriyor. Arkasından Bedreddin’i anlattığı, Ben de Halimce Bedreddinem ve Nâzım’ın Çilesi adlı kitapları yazıyor. Yakın dostu Nâzım Hikmet’in çilesi!
Radi Fiş, kitabın önsözünde her ne kadar, “Bizim bu kitabımız, ozanın felsefesi üzerine bir monografi denemesi olmadığı gibi, onun şiirlerinin irdelenmesini amaçlayan bir edebiyat çalışması da değildir. Biz burada yalnızca biyografi yazmayı denedik” dese de, Bir Anadolu Hümanisti Mevlâna’da, yazarın dili, yapılan betimlemeler, kullanılan imgeler ve metnin kurgusu, kitabın, roman formu gözetilerek kaleme alındığını gösteriyor. Romanda Mevlâna Celâleddin Rumi’nin yaşamı ve felsefesi, tarihsel gerçekleri saptırmadan, kronolojik olarak değil ama, zaman içinde gidiş gelişler ve tekrarlarla aktarılıyor okuyucuya. Yazılması yirmi yıl sürmüş, bu biyografik roman için yazar, kitapta anlatılan olayların tümünün gerçek olduğunu, ancak araya renkler serpiştirdiğini söylemiş. Renkler, metnin içinde canlanıp, kimi zaman akan suyun yeşili, kimi zaman güneşin bakır rengi, kimi zaman yobazın siyahı ve kimi zaman da ‘aşk’ın ebrulisi olarak çıkıyor karşımıza.
Altı ana bölümden oluşan kitap, kendi içinde de alt bölümlere ayrılıyor. İlk Bölümün başlığı ‘Çare’. 1220’lerdeyiz ‘Horasan kentlerinin Anası’ ve dünyanın en önemli yollarının kesiştiği Belh Kentinden giriyoruz metne. Celâleddin, henüz on iki yaşında. Babası Bahaeddin Veled’de, Sultan-ül Ulema-Bilginler Sultanı-olarak anılan ünlü bir din bilgini. Müslüman dünyasının hükümdarı Harezmşah Muhammed’in yönetimindeki kentte, Moğol İstilası başlıyor. Bunun üzerine ailesiyle birlikte şehri terk etme kararı alıyor Bahaeddin Veled. Bu istila, Cengiz Han ordularının acımasızlığı ve savaşın çirkin yüzü, Celâeddin’in, çocuk gözüyle de olsa toplumsal meseleler üzerine düşünmeye başlamasına, dahası; hak, haksızlık, Tanrı ve bağışlayıcılık kavramlarıyla ilk kez ciddi biçimde karşılaşıp, sorgulamasına neden oluyor.
Kitapta göç güzergâhı üzerinde bulunan kentler ve buralarda yaşayanlar ayrıntılı biçimde yer alıyor. İlk durak olan Horasan’ın başkenti Nişabur’da, birçok ünlü düşünür ve din bilgininin arasında, fanatik dincilere karşı hep sert bir duruşu olan, İbni Sina ve Ömer Hayyam da var. Yine bu kentte yaşayan büyük düşünür ve ozan Feridun Attar, kendisini yanında oğullarıyla birlikte ziyarete gelen Bahaeddin Veled’e, “Bir zaman gelecek, çocukların yüreklerinde de dünyanın yüreği ateş alacak ve bu ateşin kıvılcımları, hakikate susamış yüreklerini alevlendirecek…” diyerek Esrarname (Gizler Kitabı) adlı kitabını, bir misyon yüklercesine henüz bir çocuk olan Celâleddin’e veriyor.
Konya’ya kadar uzanacak bu yolda, onu dünyaca ünlü Mevlâna Celâleddin Rumi yapacak olan aydınlanma ve olgunlaşma sürecini tüm ayrıntılarıyla görüyoruz. Onu biçimlendiren, yetişmesinde emeği geçen mutasavvıflar; eşlik edenler ve karşı duranlar; öğrencileri ve müridleri; Şems ile tanışması ve onunla paylaştığı yaşamı ile son eseri altı ciltlik Mesnevi’yi yazmaya karar verişi, akıcı bir dille anlatılıyor romanda.
Kitap, yalnızca bu büyük ozan ve düşünür hakkında yapılmış çalışmaların en kapsamlılarından biri olmakla kalmayıp, onu her yönüyle, putlaştırmadan tanımak ve anlamak isteyenlere de bir rehber oluşturmuş. Anlatılan dönemin, yedi yüz yıl öncesine gittiğini ve kitabın ilk yayımlanmasından bu yana otuzdan fazla yıl geçtiğini düşününce, bu eskimezlik okuru bir kez daha şaşırtacak.
Çiğdem Su ‘yun 13/05/2005 Tarihli Radikal Gazetesi’nde Yayınlanan ” ‘Asıl aradığın sensin!’ ” Adlı Yazısı

Tanıtım Yazısı
Mevlana, ünü Anadolu topraklarını aşıp tüm dünyaya yayılmış bir filozof ve şairdir. Altı kitaplık destanı Mesnevi dünyanın pek çok diline çevrilmiştir. O, Yunanistan dan Iran ve Hindistan a uzanan muazzam bir coğrafyayı kapsayan çok renkli bir düşünce dünyasının yaratılarını diyalektik biçimde özümsemiş hümanist bir Doğulu bilgedir. Ne var ki, yedi yüzyıl boyunca, fikirleri ve şiirlerindeki bu hümanist-isyancı öz, resmi din ideolojilerinin damgasını taşıyan yorumlarla gözlerden gizlenmiştir. Gerçekte Mevlâna, “insan yüreğinin mucizeleri”nden başka bir mucizeye inanmamış; dogmaların boyunduruğuna karşı, insan ruhunun özgürlüğünü öne çıkarmıştır. Dinsel çelişkilerin en yüksek olduğu Haçlı Seferleri döneminde din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bütün insanların eşit olduğunu, insanın yüceliğini savunmuştur.

Kendi kaleminden Radi Fiş’in özgeçmişi:
“1924’te Leningrad’da doğdum. Babam da yazardı. 1935’te ailemle birlikte Moskova’ya gittik. 1941’de okulu bitirdim. Aynı yıl İkinci Dünya Savaşı başladı. Gönüllü olarak orduya yazıldım. Finlandiya cephesinde çarpışırken yaralandım, altı ay kadar hastanede kaldım. Oradan çıktıktan sonra Şarkiyat Enstitüsü’nün Çince bölümüne girmek istedim, yer yokmuş; Türkçe şubesine girdim, isabet olmuş. 1944’ten beri Türk edebiyatı ile uğraştım, Nâzım Hikmet’le dost oldum. Sabahattin Ali, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli’nin şiirlerini Rusçaya çevirdim. İkinci mesleğim gemicilik. Gemiyle Küba’ya kadar gittim. Yük gemisinde ikinci kaptan olarak çalıştım.”

Sennur Sezer ‘in 28 Nisan 2005 Tarihli evrensel.net ‘te Yayınlanan “Mevlana?yı değişik gözle görmek…” Adlı Yazısı
Radi Fiş artık yaşamıyor. Onu Türk okuru Nâzım?ın Çilesi, Ben de Halimce Bedreddinim ve Mevlana kitaplarından tanıyor. Türkçe?den Rusça?ya çevirdiği kitapların listesini çıkarmak biraz uzun sürebilir. Nâzım?ın çalışmalarına yardım ettiğini ya da çevresinde olduğunu biliyorum. Bedreddin ve Mevlana için araştırmalarının uzun sürdüğünü Balkanlar?da Şeyh Bedreddin?in Orta Asya ve Konya?da Mevlana?nın izlerini aradığını da.
Sosyalist bir yazar ve araştırmacının Bedreddin?i araştırmasını anlamak zor değil. Ancak ülkemizde daha çok mistik yanları ve dinsel hoşgörüsüyle tanınan/tanıtılan Mevlana için neden bir sosyalist çalışma yapar?
Bu sorunun yanıtını almak için kitabı okumak gerekli. Öncelikle belirtmek gerekli Radi Fiş?in Mevlana?sı bir mistik değil bir şair ve felsefeci.
Üstelik çevresiyle sınıfsal ayrımı gözetmeyen bir ilişkisi var. Bu ilişkiyi Radi Fiş kitaplarla öğrendikleriyle yetinmeyip dervişlerin bedensel ve psikolojik eğitimiyle açıklıyor. Lağım temizlemek, çarşıda ve şehrin eğlence bölgelerinde dilenmek ona yoksullarla zenginlerin davranış farklarını gösteriyor.
Bu öğretimden önce de egemenlerin ?kıtlığın son bulması için dua etmesi önerisini geri çeviren, depolar buğdayla doluyken böyle bir isteğin utanmazca olduğunu söyleyebilen bir insandır Mevlana Celaleddin Rumi. Asıl adından çok, bir saygı seslenişi çağrısı olan Mevlana (Efendimiz) diye anımsanıp anılan kişi, ?Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama/Âriflerin gönüllerindedir mezarımız bizim? diyebilecek kadar da güveniyor sevilip sayıldığına. Yanılmıyor da.
Bu yıl Mevlana Unesco?nun anılmasını istediği önemli insanlardan biri. Türkçe yazmamasına karşın Anadolu kültürünün bu önemli şairi kuşkusuz bunca yıl sonra insan sevgisiyle anılıyor.
Yaşadığı dönemin bitmez çatışmaları ve savaşları arasında bir sığınak gibi. Kuşkusuz günümüzün huzursuz ve acımasız koşulları onun önemini arttırıyor. Çağdaşı Yunus gibi bir halk adamı değil. Ama o dönemin emekçilerinin önemli örgütü loncalarla önemli ilişkiler kurmuş bir aydın.
İdeolojinin bütün öğeleri
Mevlana denince Farsça ?bazâ bazâ? diye başlayan Türkçe?ye ?Gel beri gel beri ki? diye başlayan ve bütün dinlerin inananlarını eşit gören şiiri hatırlanır. Yıllar önce bu şiirin Mevlana?dan yüz yıl kadar önce yazıldığı söylenmiş, yazılmış, kanıtlanmıştı. Ama Mevlana?ya öyle yakışmıştı ki bu dizeler bilimsel kanıtlar işe yaramadı. Belki günümüz insanının sorusu, bunca eşitlikten, emekten yana olan kişilerin (Mevlana, Bedreddin, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal) neden dinsel bir tavır taşıdıkları olabilir. Bu soruyu Radi Fiş şöyle yanıtlıyor:
?Ortaçağ, felsefeden hukuk ve politikaya kadar ideolojinin bütün öğelerini teoloji içinde birleştiriyor, bunların hepsini teolojinin alt dallarına dönüştürüyordu. Halk yığınlarının duyguları yalnızca dinsel gıdalarla beslenmişti. Bu yüzden de kitlelere kendi çıkarlarını, dinsel giysiler altında göstermek zorunluluğu vardı.? Elbet bu zorunluluk bu aydınlanmacıların aleyhine de kullanılmıştır. Ölümünden sonra onlara yaşam öyküleri uydurulmuş, mucizelere inanmayan bu kişiler mucizeler gösteren din uluları, ermiş kişiler haline getirilmişlerdir. Mevlana?nın da ?kimi adet ve alışkanlıkları, dansları, giyim kuşam biçimi, hatta yazdığı şiirleri, adeta dinsel bir kutsallık verilerek, ayin havasına büründürülerek dogma haline getirilmiştir.?
Dinsel fanatizmden almak için
Üstelik ırkçılığın, dinsel fanatizmin azdığı/coştuğu günlerde Mevlana?yı da bir süredir bu malzeme edilmeye çalışıldığı dinsel fanatizmin elinden almamız gerekli. Bunun için onun hayat hikâyesini ve şiirlerini okumamız gerek. Unutmamamız gerekir ki ?Ozanın düşüncelerine giydirdiği dinsel giysileri alabildiğine sömüren gerici din adamları, onun en hümanist düşüncelerle dolu şiirlerini bile inanılmaz bir yobazlıkla yorumlamışlardır.? İşte bu yüzden yansız, aydın kişilerin yorumları gerekli. Günümüz gençleri için Radi Fiş?in yazdığı yaşam öyküsünü A. Kadir?in Türkçeleştirdiği şiirlerle bütünlemek pek de zor olmasa gerek.
?Dünle beraber gitti ne varsa düne dair cancağızım/ Artık yeni şeyler söylemek lâzım? dizesini öğrenmeleri yararlı da olur.

Kitabın Künyesi
Bir Anadolu Hümanisti Mevlana
Yazar: Radi Fiş
Yayınevi: Evrensel Basım Yayın
Çeviren: Mazlum Beyhan
Basım Tarihi : 04 – 2005
Sayfa Sayısı: 286 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Edebiyatsever Bir Meslek Grubu: Mimarlar… – Hikmet Temel Akarsu

Yirmi altı yıldır üyesi bulunduğum Mimarlar Odasına ve daha sonradan kurulan Mimarlık Vakfı?na Edebiyatçı Mimarlar Antolojisi hazırlama önerisinde bulunduğumda, itiraf...

Kapat