Kategori: Edebiyat

Boğaziçi’nde Balık (öyküler) – Gündüz Vassaf “Meçhul balıklara”

“İstanbul yıllardır bir simge arayışında. Bunun için reklam şirketlerine bile sipariş veriyor günümüzün aklıevvel politikacıları. Lale mi olsun, Kız Kulesi mi? Boğaz Köprüsü mü? Sultanahmet ya da Süleymaniye gibi camiler, Topkapı gibi saraylar ve Ayasofya var aday olarak. Olanlarla yetinmeyip çılgın projeleriyle şehre damga vurmak isteyenler de var. Oysa şehir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kutup Yazı – E. M. Forster

Kutup Yazı 20. yüzyılın ilk yıllarında dünyaya farklı açılardan bakan iki karakterin çelişkilerle dolu hayatına odaklanıyor. Eşi ve kayınvalidesiyle İtalya’ya gitmek üzere yola çıkan Martin, yolculuğun başında büyük bir ölüm tehlikesi atlatır: Basel Garı’nda, demiryolunun kenarında ayağı kayar ve trenin altında kalmaktan Clesant tarafından kurtarılır. Pek mühim olmayan bu kaza,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Franz Kafka’nın en sevdiği Van Gogh tablosu hangisiydi?

Vincent van Gogh’un resimlerinin tıpkı basımlarını çıkarıp gösterdim. Kafka çok hoşlanmıştı. “Arka planda mor geceyle bu kafeterya bahçesi harikulade”, dedi. “Öbür resimler de güzel. Ama bu bahçe büyüledi beni. Kaynak: Gustav Janouch, Kafka ile Söyleşiler, Cem Yayınevi, Türkçesi: Kamuran Şipal, 2.basım, Haziran 2000 Not: Kafka Le cafe, le soir tablosunu beğenmişti.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tutku – YUSUF ATILGAN

Sağ ayağım izmaritin yanına gelince durdum. Yanıma yöreme baktım. Halkçıların kahvesi önünde Sabri Kâhya ile Yakacı oturmuş konuşuyorlar. Gözleri pek farketmez. Mayıs sıcağı. Köyde sanki kimseler kalmamış. Millet pamuk çapasında. En tuhafı çocukların olmayışı. Ne çok çocuk vardır bu köyde! Ardıma düşerler, ‘Karabiberim’ havasına uydurup hep bir ağızdan ‘Osman aşçı,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Saatların Tıkırtısı – Yusuf Atılgan

Tabelâcı dükkânının önünde yaş yaş, kurusunlar diye duvara dayanmış iki levha vardı. Baktım birinde “Saatçı A. Yayladan” yazılı. İçimi bir hüzün bürüdü. Karşıda saatçınındı bu levha, sormuş öğrenmiş gibi biliyordum bunu. Küçücük dükkânın önünden her geçişimde hep aynı hüzün kaplardı içimi. Bütün gün orada oturan benmişim gibi. Yolun çarşılığından kurtulup

OKUMAK İÇİN TIKLA

Trevor’ın çok şey anlatan son öyküleri

William Trevor’ın geçen günlerde yayımlanan ‘Son Öyküler’ kitabı Yağmurdan Sonra’da olduğu gibi yalnız insanların umutsuzluklarını, hayal kırıklıklarını, terk edilmiş kadınların deneyimlerini, kendini dışlanmış hisseden karakterlerin hüzünlerini ve orta sınıf evliliklerin çelişkilerini sıklıkla karşımıza çıkarıyor. Bu kez kadın hikâyelerini daha çok konu edinmiş Trevor. Ama öykü karakterlerinin çoğu yine kendilerine ait

OKUMAK İÇİN TIKLA

Marlen Haushofer, Duvar romanında insanlığın yok olduğu felaketten sonra tek başına kalan bir kadının var olma mücadelesi anlatıyor

Marlen Haushofer, Duvar romanında insanlığın yok olduğu felaketten sonra tek başına kalan bir kadının var olma mücadelesini anlatıyor. Duvarın ardındaki hayatı sorgulayan distopik bir yeniden doğuş romanı olarak da adlandırılabilir. Romanda karakterin hayatta kalma savaşı hayli huzursuz edici olsa da hiç bitmeyen umutla farklı bir dünya arayışını ortaya koyuyor yazar.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Anna Karenina: Tolstoy’un En Büyük Romanı

Anna Karenina’yı edebiyat tarihinin en büyük romanlarından biri yapan etmenler arasında, roman sanatındaki iki önemli ayrılıktan birinin yaratıcısı olması da vardır. İnsanın neden olduğu bütün dramatiği yaratıcı sözün ve sözcüklerin büyüsüne dayanarak yansıtmakla yetinmeyip psikolojik çatışmalar ve o psikolojiyi yaratan ilişkiler ve durumlar içinde vermek, bir yaratım biçimi olarak klasik

OKUMAK İÇİN TIKLA

Fakir Baykurt’un Önemi

Köy Enstitüleri’nin kurucuları modernite ile yarattıkları kurum arasında ilişki olabileceğini düşünmedi. Çünkü Cumhuriyet’in Batılılaşma ideolojisi moderniteyle iç içe düşünülmeden ortaya atılmıştı; yanında dayanacak başka bir düşünceye gereksinme duymayan, sağlam bir düşünce dizgesiydi ve asıl olarak aydınlanmayla özdeşleşiyordu. Aydınlanmanın gücü hem bütün gereksinimleri karşılıyor, hem de geleceği öylesine güçlü biçimde anlatıyordu

OKUMAK İÇİN TIKLA

Sonsuz Düşünce: Felsefe Işığında Kavramlar ve Gerçekler

Dilin olanaklarını genişletmenin yolu alt birimlerini sayıca çoğaltmak, sözgelimi Osmanlıcanın alıp çoğalttığı şimdi ölü sözcükleri Türkçenin yaşayan doğasına yeniden işlemek değil, anlamı çoğaltan soyutlamayla düşünce üretmektir. Dolaylı bir yol, tren hareket ettiği sırada son kompartmana atlamak gibi mi gelir bu? Öyleyse, geleneksel alışkanlıklarımızdandır – kötü alışkanlıklarımız, düşünce üretmeyi bir yana

OKUMAK İÇİN TIKLA

Abdülhak Şinasi Hisar: Geçmiş Zaman Yazarı

“Zira, uzaktan gördüğümüz şeyler bize daima daha çok güzel görünür ve daha çok hoşumuza gider, hâlin bütün dikenleri gözlerimize batar.” – Abdülhak Şinasi Hisar Eski zamanların yazarı olarak bilip bu yanıyla önemsediğimiz Abdülhak Şinasi Hisar’ın yaygın biçimde tanınıp okunduğunu söyleyemeyiz. Edebiyatın içinde yaşayanlara daha yakınmış ve göz önündeymiş gibi gelir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Klasiğimiz, Márquez

Sayısız insanın tutkulu hayranlığını kazandıktan sonra bugün ilk akla gelen çağdaş klasiklerimizden olan Gabriel García Márquez, nasıl oluyor da günümüze hem çok benzeyen, hem de yaşadıklarımıza bu denli yabancı romanların yazarı olmuştur. En çok da Yüzyıllık Yalnızlık için yapılabilir bu saptama ki, o da yalnızca Márquez’in değil, yirminci yüzyılın başyapıtlarından

OKUMAK İÇİN TIKLA

Öteki Soruşturmalar / Borges Metaforu

Jorge Luis Borges, çevresinde pek çok tartışma yaratılmış, sıradışı kişiliği ve kimliğiyle çoğunluğu şaşırtmış, bazen ne olduğuna karar verilememiş, nitelikli edebiyatın izinden gidenlerin sonunda yoluna düştüğü, çağımızın büyük yaratıcılardan biri olduğundan kuşku duyulmayan yazarlardan. Onu gene en son biz mi anladık, bilmiyorum, ama meraklılarının sayısındaki artışa bakarak sonunda anladığımızı söyleyebiliriz.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Şiirin Bilge Sözü Cevat Çapan

Cevat Çapan’ın şiirini Dön Güvercin Dön’den bu yana tanıyorum. Demek ki iyi yerden başlamışım, diye düşünürüm, ama herkes oradan başlamadı mı? Kimileri için 1985’in hemen öncesinde tek tek yayımlamaya başladığı şiirlerinden sonra Dön Güvercin Dön de Cevat Çapan’ın şiirinin anlamını kavramak için yetmediyse, sonraki kitapları beklenebilirdi, ama şiirin ana damarında

OKUMAK İÇİN TIKLA

Gracq ya da Bilinmeyenin Gizi ve Gerçekliği

Julien Gracq’ın tarihle kurduğu kan bağı coğrafya tutkusundan mı gelir? Gracq’ın ikisini birden içselleştirme biçimindeki yaratıcılığa bakınca, bunun düpedüz anlamlı bir bağdaşma olduğu görünüyor. Yoksa mekân, yer kavramlarıyla tarihsel bir hayat kurgusu Sirte Kıyısı’nda nasıl bu denli etkileyici biçimde birleşmiştir? Belli ki Gracq da bir zamanlar tarihe tutulmuş, roman yazarlığını

OKUMAK İÇİN TIKLA

Edebiyatımızda Anne İmgesi

Roman sanatımızın çağdaşlık dönemecindeki ilk kilometre taşı olan Aşk-ı Memnu’nun, kişileri ve onların çevresinde oluşturduğu karmaşık ilişkilerle de ilk gerçek Türk romanı olduğunun anlaşılması için yarım yüzyıldan uzun bir zaman geçmesi gerekti. Yüzyılın hemen başında, 1900’de yayımlanan Aşk-ı Memnu, oysa kadınlar ve erkekler arasındaki alışılmamış ilişkileri konu etmiş, Adnan ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Francis Bacon: YAPMACIK İLE İKİYÜZLÜLÜK ÜSTÜNE

YAPMACIK İLE İKİYÜZLÜLÜK ÜSTÜNEİkiyüzlülük tabansızlara yaraşan bir davranış yolundan başka bir şey değildir; çünkü gerçeğin ne zaman söylenmesi gerektiğini bilmek, yeri gelince de söylemek, güçlü kafa isteyen bir iştir; dolayısıyla, küçük politikacılar büyük ikiyüzlülerdir. Tacitus, “Livia’nın yaradılışı kocasının devlet işlerindeki ustalığı ile oğlunun ikiyüzlülüğüne uyar,” derken devlet adamlığını Augustus’a, ikiyüzlülüğü

OKUMAK İÇİN TIKLA

Francis Bacon: Mutsuzluk Üstüne

MUTSUZLUK ÜSTÜNESeneca’nın, Stoacıları andırarak söylediği, “mutluluğun sağladığı iyi şeyler özlenmeye değer, mutsuzluğunkiler ise övülmeye değer” (bona rerum secundarum optabilia, adversarum mirabilia)1 sözleri pek yüksek bir anlam taşır. Gerçekten de, mucize denilen şey, doğal güçleri altedebilmek anlamına geliyorsa, bu en çok mutsuzlukta görülür. Seneca’nın bir pagandan beklenemeyecek ölçüde derin anlamlı, daha

OKUMAK İÇİN TIKLA

Francis Bacon: Öç Üstüne

ÖÇ ÜSTÜNEİnsanın yaradılışı öç almaya çok yatkın olmakla birlikte, yasaların kökten söküp atmaları gereken vahşi bir adalettir öç; ilk işlenen haksızlık, yasalara bir karşı gelmedir ama bu haksızlığın öcünü almaya kalkışmak da yasayı hiçe saymaktır. Öcünü alan kişi düşmanıyla aynı olur, oysa hoşgörüp geçse düşmanından üstün duruma gelir, çünkü bağışlamak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Manto ve “Toba Tek Singh” öyküsü

“Her gün böylesine bir merhametsizlikle dökülen kan kimin kanı?” diye hayıflanmıştı Urdu yazar Saadat Hasan Manto 14 Ağustos 1947’de Bombay’daki bağımsızlık kutlamalarına anlam vermeye çalışırken. Pakistan ile Hindistan bağımsızlıklarını iki ayrı ülke olarak ilan etmişti. Halk coşku içindeydi: “Hindustan Zindabad” (Hindistan sen çok yaşa) ve “Pakistan Zindabad” (Pakistan sen çok

OKUMAK İÇİN TIKLA