Kategori: Edebiyat

“Karamazov Kardeşler” romanında, baba Fyodor Karamazov’u kim öldürdü? Katilin öldürme motivasyonları nelerdir?

“Karamazov Kardeşler” romanında, baba Fyodor Karamazov’u Smerdyakov öldürdü. Smerdyakov’un baba Fyodor Karamazov’u öldürme motivasyonları şunlardır: Bu nedenlerle, Smerdyakov’un cinayeti, hem kişisel hırslarının hem de Ivan’ın felsefi görüşlerinin etkisi altında gerçekleşmiştir.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin epilepsi hastalığının, “Budala” romanındaki Prens Mışkin karakterinin yaratılmasında etkili olmuş mudur?

Dostoyevski’nin epilepsi deneyimleri, “Budala” romanındaki Prens Mışkin karakterinin yaratılmasında doğrudan bir ilham kaynağı olmuştur. İşte bu ilişkinin bazı önemli yönleri: Sonuç olarak, Prens Mışkin, Dostoyevski’nin epilepsi ile olan karmaşık ilişkisinin bir edebi portresidir. Bu ilişki, Mışkin’in karakterini zenginleştirir ve “Budala” romanının merkezindeki temaları derinleştirir.

okumak için tıklayınız

“Palto” öyküsünde Nikolai Gogol’ün yarattığı ana karakter Akaki Akakieviç Bashmachkin nasıl biri?

“Palto” öyküsünde Nikolai Gogol’ün yarattığı ana karakter Akaki Akakieviç Bashmachkin, oldukça ilginç ve karmaşık bir kişilik sunar. İşte Akaki’nin karakteristik özellikleri: Gogol, Akaki karakteri üzerinden bürokrasinin, yalnızlığın ve toplumsal adaletsizliğin birey üzerindeki etkilerini anlatır. Akaki’nin karakteri, hem komik hem de trajik unsurlarla dolu, Gogol’un mizah ve eleştiri anlayışını yansıtan bir portredir.

okumak için tıklayınız

Aytül Akal, Mükemmel Öykü’de çocuklarını destekleyen, onları oldukça iyi bir noktaya getirmeye çalışan ebeveynlerin konumlandıkları yeri fark etmelerini sağlıyor.

Son yıllarda yaşanan ve neden böyle şeyler yaşanıyor sorusunu beraberinde getiren olayların bu kitaba konu olması hepimizi ilgilendiriyor diye düşünüyorum. Çünkü birçoğumuz bir şekilde çocuklar ile temas ediyoruz. Bazen kelimelerle, bazen ebeveyn rolünde, bazen de eğitimci rolüyle. Yazar çocuğa ulaşırken kendi yaratıcılığını yazıya aktararak çocukların hayal dünyasının kapısını açmak istiyor. Peki, bazı ebeveynler ne yapıyor

okumak için tıklayınız

Evet. Buna inanıyorum. Bu kalbim çarpmaya devam ettiği sürece, iradesi olan bir yaratığın umutsuzluğa kapılmaması gerektiğine inanacağım. – Jules Verne

“Evet. Buna inanıyorum. Bu kalbim çarpmaya devam ettiği sürece, iradesi olan bir yaratığın umutsuzluğa kapılmaması gerektiğine inanacağım.” – Jules Verne Jules Verne… Onun adını duymayan bir okura denk gelmek çöl sıcaklarına kar yağmasıyla eşdeğerdir muhtemelen. Eşsiz hayal gücüyle birçoğumuzu çocukluğumuzda, ergenliğimizde, gençliğimizde ve hatta yetişkin bireyler olarak adım attığımız hayatımızda etkilemeyi başarmıştır şüphesiz. Onu okuyan

okumak için tıklayınız

Düşünülürse, insanın çektiği acının sınırları yoktur. – Katherine Mansfield

1888’de Yeni Zelanda’da doğan Katherine Mansfield, dünya edebiyatının önde gelen öykücüleri arasında gösterilmektedir. Yazar olma hayalleriyle okyanusları aşıp İngiltere’ye yerleşen ve kısa bir süre içinde hayallerine kavuşan Mansfield, ne yazık ki erken denebilecek bir yaşta, henüz 35 yaşındayken yakalandığı verem hastalığından hayata veda etmiştir. Ardında çok sayıda öykü bırakan yazarın ayrıca 1904-1922 yılları arasında tuttuğu

okumak için tıklayınız

Erol Toy’un romanlarının bir ucu Şeyh Bedrettin’de hatta Hitit’lerde diğer ucu 1990’lardadır.

Dünyaya hangi pencereden bakarsa baksın birçok yazar ülkenin tarihsel sürecinin seri romanlarını yazmışlardır. Yakup Kadri, Tanzimat’tan 1950’lere hatta daha ötesine uzanır realist bakışla; Kemal Tahir ta Osmanlı’nın kuruluş dönemlerinden cumhuriyete. Hasan İzzettin Dinamo, Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı sonrası yenilgisinden Kurtuluş Savaşı’na, oradan cumhuriyetin kuruluşu ve ilk yıllarına kadar geçen süreyi belgesel roman tarzında, dokuz

okumak için tıklayınız

Melih Cevdet Anday: Ona bir kitap vereceğim / Rahatını kaçırmak için…

“Ona bir kitap vereceğim/ Rahatını kaçırmak için…”¹ Bu dizelerin sahibi Melih Cevdet Anday, bizlere nice şiirler, romanlar, tiyatrolar, denemeler bırakır; rahatımızı kaçırmak için, karanlığın içinde bir sis çanı olmak için, insanoğlunun zifiri zamanlarında eşitsizliğe, savaşa, haksızlığa karşı uykumuzu bölmek için. ŞİİRİN DEVRİMCİ HAREKETİMelih Cevdet, şiire 11-12 yaşlarında Kadıköy Ortaokulunda başlar. Şiirler, hikayeler yazıp arkadaşlarıyla değiş

okumak için tıklayınız

Oscar Wilde: Sanatta da politikada olduğu gibi bütün devrimlerin tek kökeni vardır; insan adına daha soylu bir yaşam biçimine, daha özgür ifade yöntemi ve imkânına duyulan arzu.

İngiliz edebiyatının en aykırı seslerinden Oscar Wilde, sanatın ve sanatçının, özgür ortamda yaratıcı gücünün artacağına inanır: “Sanatta da politikada olduğu gibi bütün devrimlerin tek kökeni vardır; insan adına daha soylu bir yaşam biçimine, daha özgür ifade yöntemi ve imkânına duyulan arzu.”¹ AZ İNSAN YAŞARWilde, 1854 yılının 16 Ekim tarihinde Dublin’de doğar. Sanatla iç içe olan

okumak için tıklayınız

Babasının hapse girmesinin ardından çalışmak zorunda kalan Dickens, fabrikada işçi sınıfıyla tanıştı ve onların hayatlarına yakından tanıklık etti.

İngiliz Edebiyatı’nın büyük romancılarından biri olarak bilinen Charles Dickens 1812’de doğdu. Babasının hapse girmesinin ardından çalışmak zorunda kalan Dickens, fabrikada işçi sınıfıyla tanıştı ve onların hayatlarına yakından tanıklık etti. Kısa öykülerle başladığı yazarlık kariyeri, Oliver Twist ve Bir Noel Şarkısı ile yükselişe geçti. Ardından yazdığı David Copperfield, İki Şehrin Hikayesi ve Büyük Umutlar gibi romanlarıyla

okumak için tıklayınız

Günümüz dünya edebiyatını derinden etkileyen Antik Yunan edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri olan Sophokles’in “Aias”ı

“ve sakın böbürlenme birilerinden güçlü ya da birilerinden zengin olduğun için. Çünkü bir gün bile sürmez ölümlülerin yükseklerden düşüp dibe vurması.”Sophokles’e Dair:Euripides ve Aiskhylos’la birlikte Antik Yunan’ın en büyük 3 tragedya yazarından biri olarak bildiğimiz Sophokles, M.Ö. 495-406 yılları arasında yaşamıştır. Atina’nın en parlak dönemlerinde yaşayan Sophokles’in hayatı boyunca 123 oyun yazdığı söylense de, bunlardan

okumak için tıklayınız

Kitap, ana izleği bisiklet olmakla beraber çevre sorunlarından savaşların yarattığı acılara, tarihî anekdotlardan teknolojik gelişmelere uzanan zengin bir içeriğe sahip.

Bisikletle bütünleşmiş Aydan Çelik’in kaleme aldığı Nâzım Hikmet’in Bisikleti yalnızca bir bisiklet veya Nâzım Hikmet kitabı değil… “Bisiklet” konusunda ülkemizdeki en yetkin isimlerden biri olan Aydan Çelik, Nâzım Hikmet’in Bisikleti’nde iki sevdiğini bir araya getiriyor: Nâzım Hikmet’in üç yaşında, üç tekerli bir bisiklet arkasında başlayan hikâyesinin izini sürüyor. Bu izi sürerken bu kadar da olmaz

okumak için tıklayınız

STEFAN ZWEIG: İçiyle ve dışıyla Balzac – Aniden elde edilen kişisel başarılar, sanatçılar için her zaman tehlike oluşturur.

Aniden elde edilen kişisel başarılar, sanatçılar için her zaman tehlike oluşturur. 1828’de yirmi dokuz yaşındaki Balzac, adı sanı bilinmeksizin başkaları için çalışıp yazan zavallı, küçük bir yazar ve boğazına kadar borca batmış, iflas etmiş bir tüccardır. Bir iki yıl sonra ise aynı Balzac, Avrupa’nın en ünlü yazarlarından biri olmuştur; Rusya’da, Almanya’da, İskandinavya’da, İngiltere’de okunmakta, gazeteler

okumak için tıklayınız

STEFAN ZWEIG: Balzac ve Napoléon

Onun kılıcıyla başlattığını, ben kalemimle tamamlayacağım. Böylesine büyük bir çöküşten sonra, bitmez tükenmez umutların enkazları altında bu sabırsız spekülatörün kendine inancını yitirmesi beklenirdi. Ancak sığındığı çatının üzerine çökmesiyle Balzac’ın hissettiği tek şey şu olmuştur: Yine özgürdür ve baştan başlayabilecektir. Babasından ve belki de çiftçi soyundan miras aldığı sarsılmaz canlılığı sayesinde bu felaketten etkilenmemiş ve hatalarının

okumak için tıklayınız

Stefan Zweig’ın Balzac’a uzanan yolu

“Londra’da tekrar çalışmaya başlamak istiyorum. Belki de ilkgençlik dönemlerimden bu yana beni meşgul eden büyük bir eser yazmayı denerim; Balzac hakkında kalın bir kitap, bir yaşamöyküsü ve eleştiri. Muhtemelen üç, hatta dört yıl gerektireceğini biliyorum. Ama geriye kalıcı olan bir şey bırakmak istiyorum, onyıllarca etkisini yitirmeyecek bir eser; siz nasıl bir Beethoven’cıysanız, ben de bir

okumak için tıklayınız

“Köhne” Üzerine – Sadık Güvenç

Ethem Baran’ın İletişim Yayınları’ndan 2024’te çıkan yeni romanı Köhne, dil ve anlatımdaki sadeliği, doğallığı ve kıvraklığı ile dikkatleri çekiyor. Diğer kitaplarında da gördüğümüz, olayın geçtiği yöreye ilişkin yerel sözcüklerle, atasözleriyle ayarında betimlemelerle zenginleştirilmiş bir dili var Köhne’nin.   Yakışıklı bakkal Feramuz, mahallenin çapkınıdır. Çoğu zaman işsiz, günübirlik çalışan babaların, çilekeş yoksul annelerin, onların çocuklarının hikâyeleridir anlatılan.

okumak için tıklayınız

William Shakespeare (1564-1616) – Mina Urgan

İlk büyükboy Shakespeare baskısının kapağı için Martin Droeshout’un yaptığı çizim (1623) British MuseumSonelerin ana tema’sı aşktır. Birbirinden bambaşka iki tür aşk: Şairin delikanlıya duyduğu saygı ve hayranlıkla karışık sevgi ve esmer kadına duyduğu şehvetle ve kimi zaman kinle karışık yoğun tutku. Delikanlıya sevgisinde hiçbir cinsel yan olmadığı yirminci soneden anlaşılır: Şairin “the master-mistress of my

okumak için tıklayınız

More’un Utopia’sında sözü edilen ütopya odasının planı – Mina Urgan

1552 ile 1616 yılları arasında yaşayan ve kendi halinde bir din adamı olan Richard Hakluyt, ömrü boyunca ancak bir tek kez Londra’dan Paris’e kadar yolculuk yaptığı halde, Elizabeth Çağı’nın en ünlü ve en uzun seyahatnamesini yazdı. Bu üç ciltlik kitabın yazılması, o çağa özgü yurtseverlikten kaynaklanmaktaydı gene: Hakluyt, İngilizlerin bir “sluggish security” yani eyleme geçemeyen

okumak için tıklayınız

Elizabeth Çağı ve XVII. Yüzyılda Düzyazı – Mina Urgan

İngiltere’nin her alanda, özellikle edebiyat alanında en şanslı dönemlerinden biri –belki de en şanlısı– olan Elizabeth Çağı, Rönesans ile aynı zamana rast gelir. Elizabeth Çağı edebiyatına geçmeden önce, genel olarak Rönesans ve Rönesans ile el ele giden hümanizmle dinsel reformasyon üzerine kısaca bilgi vermek yerinde olur. Rönesans eski Yunan ve Roma uygarlıklarının merkezi olan, bu

okumak için tıklayınız

Sâdık Hidâyet: Ölüm; sensin insanoğlunun alçaklığına, bayağılığına, bencilliğine, açgözlülüğüne ve hırsına gülüp geçen ve onun yakışık almaz işlerinin üstüne bir perde çeken.

Ölüm Ne korkunç ve tüyler ürperten bir sözcük! Adını duymak bile ürpertiyor insanı. Dudaklardan gülümsemeyi, gönülden mutluluğu alıp, iç karartısı ve moral bozukluğu getiriyor yerine. Bin türlü karmakarışık düşünceyi gözler önünden geçirtiyor. Yaşamın ölümden ayrı olması mümkün değil. Yaşam olmayınca, ölüm de olmayacak. Gökyüzündeki en büyük yıldızdan tutun da yeryüzündeki en küçük zerreye kadar her

okumak için tıklayınız