Kategori: Edebiyat

Sabahattin Ali’ye sorular: “Genç neslin en kuvvetli şair ve yazarları?”

Bu boğucu hava içinde birer ışık gibi parlamak isteyen ve edebiyatımızın katili olan ananelerle dövüşen birkaç genç var gibi. Fakat daha ortaya kendilerinden beklendiği kadar kuvvetli şeyler çıkarmadıkları için isim söylemeyeceğim. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Bugünkü edebiyatımız hakkında dağınık diyorlar, ne gibi bir toplanış vaziyeti düşünüyorsunuz?”

Bugün edebiyat denecek toplu bir şeyimiz yoktur. İyi veya fena yazan birkaç şahıs var ki, birbiriyle münasebettar bile değiller. Şiir olsun, nesir olsun, yazanın, kafasının dar ve ukalâ hududunu aşabilip halka yükselen ve şekil, ruh, fikir itibariyle bir kuvvet ve başarma gösteren ve etrafında bir fikir grubu toplayabilecek olan Türkçe bir forma bile okumadım. Anketi

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Eski edebiyatımız hakkında fikirleriniz, bu edebiyatın bugüne tesirleri olmuş mudur?”

Eski edebiyat her İçtimaî hâdise gibi, devrinin mahsulüdür. Kitleden uzak kaldığı için ölen o devirle beraber ölmüştür. Bizim gibi onunla düşüp kalkmış olanlar da yok olduktan sonra ancak filologlar bu edebiyatla meşgul olacaklardır. Bugünkü nesil üzerinde eski edebiyat ruhunun tesiri bakidir. Yeni şairlerimizin halkla olan münasebetleri ve yazılarının içi, özü, eski gazelhanlarınkinden2 farklı değildir. Hepsi

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Yabancılardan okuyup sevdikleriniz?”

Yabancı edebiyatı oldukça yakından takip etmeye uğraşırım. Devirleri içinde mürteci olmamış eski ve yeni bütün sanatkârları severim. Bugün bilhassa Sovyet ve Amerikan muharrirleri arasında severek ve düşünerek okuduğum romancılar vardır. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “Bizim eskilerden okuyup sevdikleriniz?”

Bir zamanlar aruza çok meraklı idim, gazeller, terkib-i bendler1 yazar ve eskileri hırsla okur, üzerlerinde uğraşırdım. Bugün hâlâ okuyup sevdiklerim Fuzulî ve Galip Dede’dir. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’ye sorular: “İlk neşredilen yazınız ve bu neşir esnasındaki heyecanlarınız?”

İlk neşredilen yazımı unuttum. Bir vilâyet gazetesinde çıkmıştı. Bastırmak için o kadar uğraşmıştım ki, çıkınca heyecan filân duymadım. Anketi yapan: İhsan AygünMarkopaşa Yazıları ve ÖtekilerSabahattin AliYazılarYapı Kredi Yayınları

okumak için tıklayınız

DOSTOYEVSKİ: “Korkunç bir kusurum var: sınırsız bir gurur, bir kibir. Okuyucuların beklentilerini boşa çıkarma ve çok güzel olabilecek bir yapıtı boşa harcama düşüncesi beni tam anlamıyla öldürüyor.”

Birtakım açılardan, Ezilenler’deki Dostoyevski kendi dehasından, Öteki’deki Dostoyevski’den daha uzaktır. İşte bu uzaklık da –insanın “yolunu şaşırma” diye yazası geliyor– bir kırılma anının kaçınılmaz olduğunu düşündürür. Ama o kırılmanın yakında gerçekleşeceği açığa vurulmuştur, yoksa dehanın yakında kendini göstereceği değil. Dostoyevski 1863’te Yeraltından Notlar’ı yazmak yerine delirseydi, Ezilenler’de deliliğinin öncü belirtilerini kolaylıkla bulabilirdik. Belki de 1863’te,

okumak için tıklayınız

İstanbul’da Kedi – Gündüz Vassaf

“Sorun, hayvanlarla sürdürülecek ilişkinin ‘insanca’ olması gerektiği düşüncesinden çıkmaktadır.”Ulus Baker Kedim Pangur Ban ve benAyrı dünyalarda, aynı düzen.Fare kovalamak onun keyfi,Benimki, gece boyunca kelimeleriİrlandalı papaz Gündüz Vassaf, en eski zamanlardan beri insanlarla bir arada yaşayan kedileri, ama en çok da İstanbul kedilerini kendine özgü üslubuyla anlatıyor. Etraflı bir merak, ilgi ve gözlemin ürünü olan, düş

okumak için tıklayınız

Boğaziçi’nde Balık (öyküler) – Gündüz Vassaf “Meçhul balıklara”

“İstanbul yıllardır bir simge arayışında. Bunun için reklam şirketlerine bile sipariş veriyor günümüzün aklıevvel politikacıları. Lale mi olsun, Kız Kulesi mi? Boğaz Köprüsü mü? Sultanahmet ya da Süleymaniye gibi camiler, Topkapı gibi saraylar ve Ayasofya var aday olarak. Olanlarla yetinmeyip çılgın projeleriyle şehre damga vurmak isteyenler de var. Oysa şehir neredeyse kurulur kurulmaz simgesiyle buluşmuş.

okumak için tıklayınız

Kutup Yazı – E. M. Forster

Kutup Yazı 20. yüzyılın ilk yıllarında dünyaya farklı açılardan bakan iki karakterin çelişkilerle dolu hayatına odaklanıyor. Eşi ve kayınvalidesiyle İtalya’ya gitmek üzere yola çıkan Martin, yolculuğun başında büyük bir ölüm tehlikesi atlatır: Basel Garı’nda, demiryolunun kenarında ayağı kayar ve trenin altında kalmaktan Clesant tarafından kurtarılır. Pek mühim olmayan bu kaza, birbirinin tam karşıtı bu iki

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’nın en sevdiği Van Gogh tablosu hangisiydi?

Vincent van Gogh’un resimlerinin tıpkı basımlarını çıkarıp gösterdim. Kafka çok hoşlanmıştı. “Arka planda mor geceyle bu kafeterya bahçesi harikulade”, dedi. “Öbür resimler de güzel. Ama bu bahçe büyüledi beni. Kaynak: Gustav Janouch, Kafka ile Söyleşiler, Cem Yayınevi, Türkçesi: Kamuran Şipal, 2.basım, Haziran 2000 Not: Kafka Le cafe, le soir tablosunu beğenmişti. Toile 79X63, Arles, septembre 1888

okumak için tıklayınız

Tutku – YUSUF ATILGAN

Sağ ayağım izmaritin yanına gelince durdum. Yanıma yöreme baktım. Halkçıların kahvesi önünde Sabri Kâhya ile Yakacı oturmuş konuşuyorlar. Gözleri pek farketmez. Mayıs sıcağı. Köyde sanki kimseler kalmamış. Millet pamuk çapasında. En tuhafı çocukların olmayışı. Ne çok çocuk vardır bu köyde! Ardıma düşerler, ‘Karabiberim’ havasına uydurup hep bir ağızdan ‘Osman aşçı, pis karabaşçı’ diye tuttururlar. Söverim.

okumak için tıklayınız

Saatların Tıkırtısı – Yusuf Atılgan

Tabelâcı dükkânının önünde yaş yaş, kurusunlar diye duvara dayanmış iki levha vardı. Baktım birinde “Saatçı A. Yayladan” yazılı. İçimi bir hüzün bürüdü. Karşıda saatçınındı bu levha, sormuş öğrenmiş gibi biliyordum bunu. Küçücük dükkânın önünden her geçişimde hep aynı hüzün kaplardı içimi. Bütün gün orada oturan benmişim gibi. Yolun çarşılığından kurtulup evlerinin başladığı ucundaydı dükkân. Daracıktı.

okumak için tıklayınız

Trevor’ın çok şey anlatan son öyküleri

William Trevor’ın geçen günlerde yayımlanan ‘Son Öyküler’ kitabı Yağmurdan Sonra’da olduğu gibi yalnız insanların umutsuzluklarını, hayal kırıklıklarını, terk edilmiş kadınların deneyimlerini, kendini dışlanmış hisseden karakterlerin hüzünlerini ve orta sınıf evliliklerin çelişkilerini sıklıkla karşımıza çıkarıyor. Bu kez kadın hikâyelerini daha çok konu edinmiş Trevor. Ama öykü karakterlerinin çoğu yine kendilerine ait sıradan bir hayatın içindeler. Taşrayı

okumak için tıklayınız

Marlen Haushofer, Duvar romanında insanlığın yok olduğu felaketten sonra tek başına kalan bir kadının var olma mücadelesi anlatıyor

Marlen Haushofer, Duvar romanında insanlığın yok olduğu felaketten sonra tek başına kalan bir kadının var olma mücadelesini anlatıyor. Duvarın ardındaki hayatı sorgulayan distopik bir yeniden doğuş romanı olarak da adlandırılabilir. Romanda karakterin hayatta kalma savaşı hayli huzursuz edici olsa da hiç bitmeyen umutla farklı bir dünya arayışını ortaya koyuyor yazar. Roman, 40’lı yaşlarda kocasından ayrılmış,

okumak için tıklayınız

Anna Karenina: Tolstoy’un En Büyük Romanı

Anna Karenina’yı edebiyat tarihinin en büyük romanlarından biri yapan etmenler arasında, roman sanatındaki iki önemli ayrılıktan birinin yaratıcısı olması da vardır. İnsanın neden olduğu bütün dramatiği yaratıcı sözün ve sözcüklerin büyüsüne dayanarak yansıtmakla yetinmeyip psikolojik çatışmalar ve o psikolojiyi yaratan ilişkiler ve durumlar içinde vermek, bir yaratım biçimi olarak klasik romanın büyük geleneği içinde tahtından

okumak için tıklayınız

Fakir Baykurt’un Önemi

Köy Enstitüleri’nin kurucuları modernite ile yarattıkları kurum arasında ilişki olabileceğini düşünmedi. Çünkü Cumhuriyet’in Batılılaşma ideolojisi moderniteyle iç içe düşünülmeden ortaya atılmıştı; yanında dayanacak başka bir düşünceye gereksinme duymayan, sağlam bir düşünce dizgesiydi ve asıl olarak aydınlanmayla özdeşleşiyordu. Aydınlanmanın gücü hem bütün gereksinimleri karşılıyor, hem de geleceği öylesine güçlü biçimde anlatıyordu ki, modernizm bir kültür tasarımı

okumak için tıklayınız

Sonsuz Düşünce: Felsefe Işığında Kavramlar ve Gerçekler

Dilin olanaklarını genişletmenin yolu alt birimlerini sayıca çoğaltmak, sözgelimi Osmanlıcanın alıp çoğalttığı şimdi ölü sözcükleri Türkçenin yaşayan doğasına yeniden işlemek değil, anlamı çoğaltan soyutlamayla düşünce üretmektir. Dolaylı bir yol, tren hareket ettiği sırada son kompartmana atlamak gibi mi gelir bu? Öyleyse, geleneksel alışkanlıklarımızdandır – kötü alışkanlıklarımız, düşünce üretmeyi bir yana koyalım, düşünmekten bile kaçınmaya zorlar

okumak için tıklayınız

Abdülhak Şinasi Hisar: Geçmiş Zaman Yazarı

“Zira, uzaktan gördüğümüz şeyler bize daima daha çok güzel görünür ve daha çok hoşumuza gider, hâlin bütün dikenleri gözlerimize batar.” – Abdülhak Şinasi Hisar Eski zamanların yazarı olarak bilip bu yanıyla önemsediğimiz Abdülhak Şinasi Hisar’ın yaygın biçimde tanınıp okunduğunu söyleyemeyiz. Edebiyatın içinde yaşayanlara daha yakınmış ve göz önündeymiş gibi gelir de, daha geniş halkalar üstündeki

okumak için tıklayınız